top of page

Gayriresmi mimarlık eğitimi üzerine

Güncelleme tarihi: 2 Şub

Yazı: Nevzat Sayın


2000’den bu yana aklımıza estiği gibi sürdürdüğümüz “mimarlık yaz okulu” deneyimlerimizi 2006’dan beri daha sistematik, daha düzenli bir hale getirerek “tasarım çalışmaları” adı altında mimarlık olmayan disiplinlerin de katılımına açık “informel bir okul”a dönüştürdük. 10 öğrenci ve bir yöneticiyle 15 günlük sürede yoğunlaştırılmış interaktif bir öğrenme sürecinin sonunda çalışmalarımızı konuyla ilgili arkadaşlarımızın ve köylülerin katılımıyla oluşan “büyük jüri”ye sunup tartışmaya açıyoruz. Çalışma süresince oluşan dokümanlarımızı arşivliyor ve açık kaynak olarak ulaşılabilir kılıyoruz.


Mimarlık öğrencileriyle olan çalışmalarımız sırasında hangi konuları çalışacağımızı önceden ilan ediyoruz. Her dönem çalışma ortamımızın kapasitesinin izin verdiği doğrultuda, sayıları 100-200 arasında değişen başvurudan sadece 10 öğrenciyi alabiliyor ve bu 10 öğrencinin her birinin farklı bir mimarlık okulunun değişik dönem öğrencilerinden olmasını, kadın erkek dağılımının yarı yarıya olmasını, farklı toplumsal katmanlardan gelmelerini önemsiyoruz. (İşin doğrusu bu sayı hem hareket etme kolaylığını hem de yoğun çalışma ortamımızı destekliyor.)


Her defasında ağırlıklı olarak farklı bir konu üzerinde çalışıyor olsak da asıl konumuz dışındaki konulara da değiniyoruz. Mimarlık okullarında öğretilmeyenlerle uğraşıyoruz ve her zaman asıl konu Ege kırsalı oluyor. Mimarsız mimarlıklar, geleneksel yöntemler, hemen yanıbaşımızdaki malzemelerle ne yapabileceğimiz, yerellikler, zanaatkârlıklar, basit şeylerin teknolojileri, terkedilmiş köy okullarının ne yapılabileceği, alternatif nitelikli turizm olanakları gibi aynı coğrafyanın birbirine benzemez konuları üzerinde çalışıyoruz.


Tamamen gönüllülükle yürüyor işler. Öğrenciler herhangi bir hizmet bedeli ödemiyor. Yöneticiler de hizmet bedeli almıyor. Parasal destek kabul edilmiyor. Çalıştığımız konuların niteliğine bağlı olarak yerel yönetimlerle ve merkezi otoritenin birimleriyle kurduğumuz ilişkilerin verileriyle güncel sorunlarla da uğraşıyoruz. Ama her zaman -gerçekliğe değme noktalarımız olsa da- asıl amacımız doğrudan bir şey yapmak değil, öğrencilerle birlikte yapılacak olanların düşüncesini oluşturmak.


Okullarda öğretilmeyenler bölümü çok önemli. Bizde gereğinden çok fazla olan ve çok fazla olan her şey gibi ortalama niteliği çok düşük mimarlık okullarının -böyle bir meseleleri varsa eğer- “asal” meselesi şehirlerde olup bitenler. Türkiye nüfusunun %77’sinden fazlasının şehirleştiği söyleniyor. Dünya ortalaması %50, Avrupa ortalaması ise %75. Türkiye oranı yanlış sayılabilecek kadar eksik bir bilgi. Türkiye şehirlerinin Avrupa şehirleriyle karşılaştırıldığında şehir olduklarını söylemek mümkün mü? Değil. Ama kimse kırsal kesimle ilgilenilmediği gibi bu konuyla da ilgilenmiyor. Bakanlıkların, belediyelerin, mimarlık okullarının hiç böyle bir derdi yok. Oysa bizim bütün dikkatimiz kırsalda olup bitenler üzerinde. Bu coğrafyayı fizikî ve beşerî olarak anlamaya, bizden önce olanları değerlendirerek anlamlandırmaya çalışıyoruz. Sonuç ürünümüz anlamlandırdıklarımızı yazarak, çizerek, fotoğraflayarak ama en önemlisi günlük dilde anlatarak önerilerimizi tartışmak oluyor.


Mimarlığı içinde gündelik hayatın geçtiği fiziksel mekânlar için kültürel bir değerlendirme yeteneği olarak görüyor ve kendimizde de köylülerde de bu yeteneği geliştirmeye çalışıyoruz. Kırsal kesim insanlarına yaptıkları irili ufaklı her eklemenin mimarlık olduğunu, mimarlık yapmak için her zaman mimara gerek olmadığını, geçmişte yapılanlara daha dikkatli bakmaları gerektiğini, şehire indikçe gördüklerini köye taşımalarının doğru olmadığını anlatmaya çalışıyor. Az yeterlidir ilkesiyle yaşayan bu insanların güzelim evlerine saçma sapan yeni yapılar, çatı katları ve çatılar eklemelerinin, içeriye sığmayan mobilyalar almalarının, günübirlikçilere satmak için bütün köyü “çöpev”e çevirmelerinin ne demek olduğunu ve eğer böyle giderse bir zaman sonra konuşacak konu kalmayacağını anlatmaya, göstermeye çalışıyoruz. İşin doğrusu sadece onlara değil, kendimize de göstermeye çalışıyoruz. Mimarlığın gündelik hayatın bir parçası olması bu anlatıyı kolaylaştırıyor, bu anlatı paylaşılır bir şey oldukça mimarlık da gündelik hayatın bir parçası olmaya yaklaşıyor.


Her gün rastladıkları, içinde oldukları şeylere başka bir gözün belirli bir mesafeden bakması, anladıklarını aktarması, köylülerin de bir alışkanlık olarak yaşadıklarına belirli bir mesafeden bakmalarını sağlıyor. Tartışma zemini kurabilmemizin en önemli katalizörü önce bu mesafeyi kurabilmemiz. Onlara kendilerini -tepeden bakmamak koşuluyla- anlatırken bizi hak vererek dinlemelerini sağlayan da bu kurgu.


Mimarlık sıradan yaşanmışlıkları dikkate değer ilginç hikâyelere dönüştürebilmek için çok iyi bir altyapı sunar. Yeter ki, mimarlık nesnesi neden değil de sonuç olarak ele alınabilsin. Ancak o zaman bulunduğumuz yerle anlamlı bir ilişki kurabilir, bir rastlantıyla var olduğumuz dünyayı şimdi olduğundan daha anlamlı bir şeye dönüştürebilir ve mimarlık nesnelerinin hakikatini ancak o zaman anlayabiliriz. İncelikli düşünmüşlüklerle mimarlık nesneleri ekonomi-politik ve kültürel tartışmaların özneleri olarak mimarlığın şimdi olduğundan daha iyi bir atmosferde yaşayabileceğimiz konusunda iyi yaşamak isteyen herkesi bunun kolektif bir mesele olduğu konusunda ikna edici olabilir.


Sanatı da mimarlığın “iş birlikçi”si olarak görüp, bizim Ege kırsalındaki varlığımızı ve yaptıklarımızı bir tür yerleştirme, happening ve performans gibi değerlendirdiğimiz oluyor. İzlenme biçimimizden ve bize yönelik sorulardan yola çıkarak bu değerlendirmenin sadece bizim değil, köylülerin de değerlendirmesi olduğunu görünce gerçekliğin temsili aştığını ya da gerçek ve temsilin aynılaştığını görüp “oldu bu iş” diyoruz. Sanat ile hayat arasındaki sınırlar gibi, mimarlıkla hayat arasındaki sınırlar da bulanıklaştıkça ve mimarlık ayrıca bir şey olmadıkça gerçek kullanıcılar için daha anlaşılır oluyor. Bütün bunların kuramsal boyutunu mimar tayfası olarak kendi aramızdaki tartışmaları burada yapmamızın ayrıca bir yararı da var.


Köy için önerdiklerimiz estetik bir dönüşüm olarak değerlendirilebilir ve bu dönüşüm toplumsal bir değişimin de işaretlerini taşıyor olabilir. Kimseyle tekil bir tartışmaya girmediğimiz için kolektif bir kötülüğü sanattan ödünç aldığımız araçlarla, fotoğraflar, resimler, çizimler ve videolarla görünür kılarak kolektif bir iyiliğe dönüştürmenin kapılarını açabiliyoruz.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Ah, kimselerin vakti yok, Durup ince şeyleri anlamaya*

Yazı: Nevzat Sayın Günlük kullanım nesneleriyle sanatın değme noktalarını bulmak, sanatla zanaatı buluşturmak, küçük bir azınlığın ayrıcalıklı hakları olan günlük kullanımdaki nitelikli nesneleri -bir

 
 
Circus Maximus

Yazı: Nevzat Sayın Venedik Bienali Mimarlık Sergisi’nin hemen ardından Contemporary Istanbul’u ve İstanbul Bienali’ni de izleyince sanat ve mimarlık konulu bu büyük etkinlikler sadece “gösteri dünyası

 
 
 
Teori ve pratik üzerine

Yazı: Nevzat Sayın Kimi terimler, zamanla ikincil ve üçüncül anlamlarıyla anılır hale geldiğinde, asıl anlamları yalnızca konuyla ilişkili kişiler arasında bir şifreye; gerektiği gibi tartışılmadığın

 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page