top of page

Circus Maximus

Yazı: Nevzat Sayın


Venedik Bienali Mimarlık Sergisi’nin hemen ardından Contemporary Istanbul’u ve İstanbul Bienali’ni de izleyince sanat ve mimarlık konulu bu büyük etkinlikler sadece “gösteri dünyası”nın büyük organizasyonları mı, diye bir soru belirdi. Bu kez olduğu gibi ardı arkasına olmasa da yıllardır izlediğim ve çok şey görüp yeni şeyler öğrendiğim, birbirine hiç benzemeyen, amaçları, kurguları ve etkileri tamamen farklı bu üç etkinliği bu kez bir arada düşünmem için ortak bir paydaları olmalıydı.


Mimarlık alanındaki temel tartışmalara yön veren Venedik Bienali Mimarlık Sergisi’nin esas gündemi çağdaş toplumsal, ekolojik ve teknolojik meseleleri mimarlık pratiği üzerinden araştırmak ve sergilemektir, diyerek kendini açıklayan bienalde 2025’in başlığı: Zeki. Doğal. Yapay. Kolektif. Mimarlığın tanımı, bu tanımı kimin hangi bağlamda yaptığına bağlı olarak değişecek olsa bile önünde sonunda herkes için daha iyi yaşam koşullarını oluşturmanın mekânsal karşılıkları üzerine düşünmek ve bunları inşa edip gerçekleştirmek için gösterilen çabaların tamamı mimarlıktır diyebiliriz. Yapı, mahalle, şehir ve ülke mimarlıklarını böyle bir bakışla biraz faydacı bir yoldan da olsa daha kolay anlayabiliriz. Kuşkusuz nasıl anladığımızın belirleyicilerinden biri anlamak için baktığımız şey ise diğeri de onu anlamak için gerekli olan düşünsel donanımlarımızdır. Anlamak mekânla (da) ilişki kurabilmemizin yollarından biri. Anlamadan da ilişki kurabiliriz. Severek, beğenerek, içinde kendimizi iyi hissederek ya da sevmeyip, beğenmeyip, kendimizi iyi hissetmeyerek. Mekân dediğimizde genellikle içe dair bir şey anlaşılır ama doğal ve yapay nesnelerin arasında kalan ve onların varlığıyla oluştuğu halde onların toplamından daha büyük bir değer taşıyan dışarıdaki bir iç de olabilir. Yapı ölçeğinden mahalleye, şehirlere ve ülkelere gittikçe bu dışarıdaki iç kentsel mekâna dönüşerek daha da önemli olmaya başlar. Birkaç tane iyi yapı iyi bir şehir yapmaya yetmez ama iyi bir şehir iyi yapılar ve kentsel mekânlar bulabileceğimiz yerdir. Ayrıca bir açıklamaya gerek duymadan bu iyiliği farklı katmanlarda da olsa açıkça hisseder, mekânı kendimizi bir şekilde ilişkilendiririz. Çünkü iyi mimarlık bütün aşamalarında gerekli açıklamalarla ilerlemiş, kanonik bilgiyle desteklenmiş, geleneksel niteliklerinin yanı sıra yeniliklere de açık olmuştur. Doğada olmayan nesneler yaratmak için doğal malzemeler kullanarak doğayı tamamlama eylemlerinin tümünü techne olarak adlandıran Aristo düşüncesinin yanına Venedik Bienali Mimarlık Sergisi’nin Zeki. Doğal. Yapay. Kolektif. başlığını da alarak doğada olmayan ama daha iyi bir kolektif yaşamın gerekliliği olan yapay mimarlık nesnelerini yaratmak için doğal ve yapay malzemeleri zekice kullanarak doğayı tamamlama eylemlerinin tümüne mimarlık diyebiliriz.


Sanatın tanımı da tanımı kimin yaptığına bağlı olarak değişiyor ve “çağdaş sanat” ile bu tanım iyiden iyiye karışıp karmaşıklaşıyor. Mimarlıkta belirleyici olan yasalar, yönetmelikler, süre, bütçe, onay gibi bağlayıcı ve belirleyici koşullar sanat eserinin üretimi sırasında belirleyici değildir. Eserin yapım aşamalarında başkalarına gereksinim duysak bile sanat doğası gereği kolektif değil, kişisel bir üretimdir. Ama sanat da Aristo’nun techne tanımındaki gibi “doğada olmayan nesneler yaratmak için doğal malzemeler kullanarak doğayı tamam - lama eylemlerinin tümü” içine alınabilir. “Çağdaş Sanat”ta işlerin iyice karışıyor olması neredeyse her şeye sanat denebilmesinde yatıyor olmalı. Sanatçı, eleştirmen, küratör, galerici ya da akademi baktığımız şeye “sanat” diyorsa biz de onu sanat eseri olarak görmek durumundayız. Contemporary Istanbul, kenti bir çağdaş sanat platformu olarak konumlandıran, dünyanın farklı yerlerinden galerilerin, sanatçıların, koleksiyonerlerin, küratörlerin ve akademisyenlerin bir araya geldiği ve buluştuğu bir platformdur tanımıyla kendini açıklayan CI Türkiye’nin dünyadaki algısını güçlendiren bir “yumuşak” güç olarak dünya çapında faal 350’den fazla sanat fuarı arasında sayılıyor. Son yıllarda belirginleşen, bu yıl iyice ortaya çıkan ve onu benzerlerinden ayıran ya da onlarla birleştiren bir özelliği daha var: CI büyük bir kentsel suçun elbirliğiyle meşrulaştırılmasının etkin, kullanışlı aracı gibi görünüyor. Galerileri, sanatçıları, koleksiyonerleri, izleyicileri, akademisyenleri, eleştirmenleri ve rehberli turlarla gezen öğrencileriyle bu meşrulaştırma iyice yaygınlaştırılıp “büyük bir suç ortaklığına” dönüştürülüyor. Sergi hollerini gezerken şöyle bir soru dolanıyordu aklımda: Kendimizi ve yapıp ettiklerimizi içinde bulduğumuz neoliberal kapitalist gerçeklikten ayırıp yalıtmadan bu duruma karşı olmak mümkün mü? Sanatçılar için bu daha kolay bir soru; evet demek mümkün ama mimarlar için bu kadar kolay değil ve belki mümkün de değil. İçleri abartılı bir biçimde alabildiğine “dekore edilmiş” sözüm ona “restore edilmiş” eklektik yapılar ve yerine sığmayan iri kıyım apartmanlar Haliç Tersanesi’nden kalanların yerine geçip Haliç’e çöreklenmişler. Yapımı için harcanan paranın oradan kazanılan parayla karşılanması zor görünen mekânlarda fuar hollerinde sergilenen işler de var ve onlar da satışta. Her şeyin az çok anlaşılır/açıklanabilir bir fiyatı var ama sanatın yok. Belki böyle olması, bu şık örtünün sürebilmesi için bu pahalı sanat nesnelerinin üretilmesi ve alıcılarıyla buluşturulması gerekiyor.


Üç Ayaklı Kedi başlığıyla 18.’si açılan İstanbul Bienali de kendini İKSV tarafından iki yılda bir düzenlenen çağdaş sanat etkinliğidir diye tanımlıyor… Ufkun giderek belirsizleştiği bir dönemde hazırlanan 2025 programı, “gelecek olasılıkları” ve “kendini koruma” temalarıyla üç yıla yayılan bienalin ilk aşaması İstanbul’un en karakteristik ayak altı bölgelerinde. Bienal sergilerinin bulundukları bölge, sergi yapıları ve sergilenen işler arasındaki karmaşık bütünlük çok etkileyici. Rehberi okuyarak gezmek istiyordum çünkü bir açıklama metni olmadan anlayamayacağımı biliyordum ama ilk girdiğim sergi alanı olan Rum Okulu’ndaki birkaç denemeden sonra rehberde yazılanlar ile gördüklerim arasında bir örtüşme bulamayınca okumayı sonraya bırakarak bütün sergileri kendimce izledim. İtiraf etmeliyim ki çok önemli bir bölümüyle hiçbir ilişki kuramadım. Elbette anlamak şart değil ama bakmaya ve görmeye dayalı bir sergilemede gördüğüm nesnelerle şöyle ya da böyle anlamlı bir ilişki kuramadığım büyük boşluktan söz ediyorum. Çok azıyla çok yakın, bir bölümüyle az buçuk ilişki kurabildiysem de büyük bir bölümünün önünde öylece kalakalmıştım. İzlemelerim bittikten sonra rehberi pür dikkat okuyup izleyerek beceremediğim ilişkiyi kurmaya çalıştım. Çok zordu. Sergilenenler ile anlatılanlar “asimptotik eğriler” gibi hiç bir zaman kesişmeyeceklermiş gibi görünüyordu ya da nerede kesişeceklerini anlatacak başka biri daha olmalıydı… Metinleri okuyunca sergilenen işlerle giderek artan ve canımızı yakan dünyevi sorunlardan söz edildiğini anlıyordum ama bir anlatıcı olmadan sergilenen nesneler üzerinden sanatçıların bu sorunları nasıl sorunsallaştırdıklarını göremiyordum. Anlatıya dayalı bir işi sanatçısı dışında ayrıca bir anlatıcı olmadan anlayamamak ya da az çok bir ilişki kuramamak büyük bir eksiklik olmalı. İş için de, üreticisi için de izleyicisi için de.


Her birinde diğerlerini de hatırladığım bu üç benzemez etkinliği neden bir arada düşündüğümü video, installation (yerleştirme), performans üçlüsüne “VIP Sanat” diyen Avelina Lesper’in dediklerinde buldum; ağırlıkları farklı olsa da, bu üç etkinliği buluşturan ortak payda; büyük organizasyonlarla inşa edilen devasa installation’ların (yerleştirmelerin) içinde gerçekleşen, hepimizin parçası hâline geldiği “görkemli” “performans”ların güvenlik kamerası estetiğiyle kaydedilmiş “video”larda izlenebilir olmasıydı.



İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Ah, kimselerin vakti yok, Durup ince şeyleri anlamaya*

Yazı: Nevzat Sayın Günlük kullanım nesneleriyle sanatın değme noktalarını bulmak, sanatla zanaatı buluşturmak, küçük bir azınlığın ayrıcalıklı hakları olan günlük kullanımdaki nitelikli nesneleri -bir

 
 
Gayriresmi mimarlık eğitimi üzerine

Yazı: Nevzat Sayın 2000’den bu yana aklımıza estiği gibi sürdürdüğümüz “mimarlık yaz okulu” deneyimlerimizi 2006’dan beri daha sistematik, daha düzenli bir hale getirerek “tasarım çalışmaları” adı alt

 
 
Teori ve pratik üzerine

Yazı: Nevzat Sayın Kimi terimler, zamanla ikincil ve üçüncül anlamlarıyla anılır hale geldiğinde, asıl anlamları yalnızca konuyla ilişkili kişiler arasında bir şifreye; gerektiği gibi tartışılmadığın

 
 

Yorumlar


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page