Edward Burtynsky’de manzaranın hakikati
- Seda Yörüker
- 6 saat önce
- 5 dakikada okunur
Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky’nin Türkiye’deki ilk büyük sergisi Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü, 16 Ağustos 2026 tarihine kadar Borusan Contemporary’de devam ediyor. Marcus Schubert küratörlüğünde gerçekleşen sergiyle beraber Antroposen Çağ’ın Anadolu’daki izdüşümlerine ve Burtynsky’nin gösterdiği “yeryüzü”ne bakıyoruz
Yazı: Seda Yörüker

Edward Burtynsky Erozyon #1, Kırbaşı yakınları, Beypazarı, Ankara, Türkiye 2022 Sanatçının izniyle, Flowers Gallery, Londra
Borusan Contemporary, Edward Burtynsky – Dönüşen Yeryüzü adlı kapsamlı sergi ile günümüzün en kritik konularından birine; insan müdahalesiyle her geçen gün görkemli bir şekilde tahrip edilen gezegenimizin geleceğine ışık tutuyor. Özellikle son çeyrek yüzyılda bilim insanları buzulların erimesinin tüm canlılar için nasıl hayati sonuçlar doğuracağını büyük bir hararetle gündeme taşırken, bugünlerde uluslararası arenada Grönland’ın kime ait olacağına ilişkin tartışmalara tanık olmak, bu sergideki yapıtların ne denli güncel bir gözle izlenebileceğini de bize kanıtlıyor. Gerçekten de insan yaşadığı gezegene karşı sonu gelmez bir iştah duyuyor. Büyük ölçekli, kuşbakışı bakılan, neredeyse soyut ama gerçekliğe odaklı, son derece çarpıcı yeryüzü fotoğraflarıyla tanınan Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky, 2019 yılında Borusan Contemporary tarafından Türkiye özelinde bir proje üretmek için davet ediliyor. Hindistan, Çin, Rusya, Amerika, Afrika gibi dünyanın çok farklı coğrafyalarında çalışıp olağanüstü bir görsel bellek üretmiş böylesi büyük bir sanatçı ile iş birliği yapmak gerçekten de heyecan verici sonuçlar ortaya çıkarıyor. Zira Burtynsky, ekibiyle yaptığı uzun soluklu araştırmalar sonrası Türkiye’deki erozyon konusuna odaklanmaya karar veriyor. Tarihsel olarak dünyanın en kadim coğrafyalarından biri olan Anadolu’nun gittikçe büyüyen toprak ve su erozyonunu Tema Vakfı’nın da yol göstericiliğiyle 2019 - 2022 tarihleri arasında ele alıyor. Buradan istenen görüntüler ortaya çıkarabilmek için ise Anadolu arazilerinde hem havadan hem karadan yaklaşık 3.000 km yol yapılıyor. Yedi kata yayılmış olan serginin ilk katı işte Anadolu coğrafyasını temel alan bu Erozyon başlığını izleyicinin karşısına çıkarıyor. Ankara’da Nallıhan, Beypazarı, Cıngıl ve Kırbaşı yakınları, Konya’da Tuz Gölü çevresi, Kayseri’de Yeşilhisar, Burdur’da Büğdüz ve Yarışlı Gölü, Karaman’da Göksu Nehri Vadisi ve Gülkaya, Aksaray’da Demirciobası, Kırşehir’de tarım arazileri hiç tanık olmadığımız halleriyle karşımızda duruyor. Büyük boyutlu bu yapıtlar, kadim platonun endüstriyel tarım başta olmak üzere insanın müdahaleleriyle ve paralelindeki iklim sorunlarıyla nasıl şekillendiğini ve erozyona uğradığını bize açık biçimde gösteriyor. Ayrıca duvarlarda yapıtlara eşlik eden erozyona ilişkin açıklamalar izleyiciye bu yapıtların sadece çarpıcı estetik görseller olmadığını, araştırmaya dayalı bir veriye temellendiğini de ima ediyor. Burtynsky sanatında bu ikiliği özellikle önemsiyor gibi gözüküyor. Tıpkı sergi küratörü Marcus Schubert’in sergi metninde dikkat çektiği gibi sanatçı, ölçek ve renklendirme anlayışı ile estetize edilmiş yapıtları aracılığıyla izleyiciyi yakalıyor ve tam o anda ona som gerçeği gösteriyor.
İklim sorunlarının küresel ölçekteki etkileri üzerine fazla kafa yormamış bir izleyicinin belki bu yapıtlar karşısında zihninde şu soru asılı kalacaktır: Buralarda ne yapılmakta ki yeryüzü bu denli aşınıp bozuluyor? Küresel çaptaki ekolojik çöküşün domino etkileri bir yana, tarımsal açıdan tarih boyunca son derece verimli olmuş bu platoda endüstriyel tarımın ulaştığı boyutun dahi erozyonlarda rolü olduğunu belirtmek gerekiyor. Antroposen Çağ’ın sanayileşme ile değil, daha da önce tarımla, yani insanın en eski yaşam uğraşıyla başladığını öne süren iklimbilimci Willam F. Ruddiman’a hak vermemek elde değil. Gerçekten de buzlarla kaplı dünyanın sona erip tarıma başlanmasıyla insanın çoğalmasının, karbondioksit ve sera gazı salınımını ivmelendirmesinin ilk adımı atılmış olmalı. Bugün geldiğimiz noktada pek çok canlı türü yok olurken insanlar hızla çoğaldı ve dünyayı tamamen kendi arzuları doğrultusunda şekillendirmeye başladı. İşte Burtynsky, Anadolu’da ya da dünyanın bir başka yerinde insanın yeryüzündeki bu büyük izlerine odaklanıyor. İnsan eliyle değişen ve dönüşen dünyanın izinde o aslında bize gezegenimizin sadece yüzeyinin dahi akıl almaz zenginlikte bir görselliğe sahip olduğunu gösteriyor.
Solda: Edward Burtynsky, Tuz Gölleri #3, Tuz Gölü’nün Güneydoğusu, Gölyazı, Konya, Türkiye, 2022 Sanatçı ve Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu izniyle
Sağda: Edward Burtynsky, Tuz Gölleri #6, Kuşların Ayak İzi, Yarışlı Gölü, Türkiye, 2022, Ed. 1/3, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu, İstanbul
Ukraynalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak Kanada’nın Ontario adlı kasabasında 1955 yılına doğan Edward Burtynsky’nin babasının bu kasabadaki General Motors adlı büyük otomobil şirketinde işçi olarak çalışması dikkate değer. Böylece çocukluğundan beri endüstrinin işleyişine ve yeryüzündeki konumlanışına tanık olan Burtynsky’nin sanatının da doğduğu kasabadan çıkıp tüm dünyadaki endüstri çalışmalarına yönelik olması şaşırtıcı olmasa gerek. Nitekim onun pek çok fotoğraf serisinde sadece doğanın uğradığı tahribat değil, iş makineleri ve çalışan işçiler de gözükür. Bu durum bize bitmiş olan yerine sürmekte olan, kolay kolay bırakılmayacak bir uğraşın yansıması gibi gelmekte. Bu çalışmalara ilişkin yapıtları serginin Taş Ocakları adlı bölümünde görmek mümkün. Burtynsky’nin en ağır çalışma sahalarından biri olan taş ocaklarına ilişkin fotoğrafları insanın doğa karşısındaki güç gösterisi gibi duruyor. Bir sanat tarihçi olarak mermer heykelleri ve mimarisi ile ünlü İtalya’nın meşhur Carrara mermer ocaklarını bu bölümde görmek beni heyecanlandırdı. Carrara mermer ocaklarını gösteren iki parçadan oluşan beyaz renkli yapıttaki ağır çalışma ortamına tanık olduktan sonra herhangi bir mermer nesneye eskisi gibi bakmak mümkün olmayabilir.
Serginin küratörü Marcus Schubert, Burtynsky’i anlatırken Carleton E. Watkins, Darius Kinsey ya da Richard Misrach gibi Amerikan manzara fotoğrafçılarını örnek veriyor. Öte yandan, onun büyük boyutlu fotoğrafları bana kalırsa 19. yüzyılın Amerikan manzara resmini de hatırlatıyor; yüceleştirilmiş doğa, ışık ve atmosferik etki, devasal geniş alanlar… Hudson Nehri Ekolü’nün kurucusu Thomas Cole başta olmak üzere Albert Bierstadt, Frederic Edwin Church gibi manzara ressamları bu kıtanın sanat müzelerinde sıkça görülür. Bir manzara olarak yeryüzü Burtynsky’de şüphesiz sadece yüzeyde gördüklerimizden ibaret değil. Yeryüzü, yerin altındaki kaynaklarla da anlam taşıyor, ki bu kaynaklara ulaşmak için insan hummalı işlere girişiyor. Belki de bunun en bilinen örneği petrol, ki sergi mekânının en üst katında, aynı başlıkta Kanada’dan petrol rafinelerini gösteren fotoğraflarla anlatı sonlanıyor. İki yapıttan oluşan bu son başlığın daha fazla yapıtla geniş tutulması mı yoksa böyle sınırlı kalması mı daha çok dikkat çekiyor, karar vermek güç. Her seçenekte de biliyoruz ki petrol, kullanım alanlarının genişliği ile insanın en birincil endüstri odağı. Serginin ikinci bölümünde yer alan Su ve Tuz başlığı da aslında bu eksende anlam taşıyor. Burada İspanya’dan Çin’e, Meksika’dan Hindistan’a uzanan hayati önemde bir görsel bellek bulunuyor. Pirinç ekim alanları, tuz kanalları, lityum madenleri sergi alanını baştan başa kat ediyor. Günümüzün en çok üzerinde durulan, çünkü çok fazla ihtiyaç duyulan kaynaklarından madenlere, elementlere, ham maddelere ulaşım konusu ve onların dünya borsalarındaki hareketleri işin nasıl ciddi boyutta olduğunu akla getiriyor. Edward Burtynsky tam da yaşadığımız yeryüzünün bu ciddi ve can alıcı sesine kulak vermemizi istiyor.
İki kata yayılmış olan Afrika Çalışmaları’nın ilk bölümü ise kıtanın elmas, altın, safir, demir gibi yer altı kaynaklarına olan iştahı çarpıcı bir şekilde önümüze seriyor. Diğer katta Senegal’den Kenya’ya, Tanzanya’dan Etiyopya’ya bu sıradışı coğrafyaya kuş bakışı bakıyoruz. 2016 - 2019 tarihlerini kapsayan bu çalışmaların bazısı Borusan Contemporary’nin koleksiyonundan. Bu zamana dek gerçekleştirilen onlarca serginin de gösterdiği üzere bu kurumun geniş çaplı koleksiyonu Türkiye’deki en tutarlı koleksiyonlardan biri diyebiliriz. Yeryüzünün katmanları gibi birbiri ardına şekil almış sergide üzerinde durduğumuz tüm bu katlar içerisinde, son kattan bir önce Doğa başlığı yer alıyor. Kanada ve Amerika odağında ilkbahar ve yağmur ormanı görüntülerinin yer aldığı bu bölümde sergi küratörü izleyiciye adeta bir soluklanma alanı açıyor. Edward Burtynsky ise bize her koşulda yeryüzünün şaşırtıcı görkemine ve -müdahale ile ya da değil- sonu gelmez bir hareket halinde olduğuna işaret ediyor.












Yorumlar