top of page

Otonomi ve emek arasında

Terakki Vakfı Sanat Galerisi,  Selçuk Artut’un 25 Mart - 24 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleşen Otonomi: Akışkan Geometri isimli kişisel sergisiyle pandemi sonrası kapılarını yeniden açtı. Galeri 7 Mayıs - 7 Haziran 2026 tarihleri arasında ise Bilal Yılmaz’ın Form-Zanaat-Aktivizm isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Nazlı Pektaş küratörlüğünde gerçekleşen bu iki sergi; zanaat, algoritma, kolektif üretim ve pedagojik düşünce arasında yeni ilişkiler kurarken, çağdaş sanatın bugün yeniden tartıştığı temel meseleleri ortak bir düşünsel zemin üzerinden ele alıyor


Yazı: Derya Yücel



Bilal Yılmaz, Form-Zanaat-Aktivizm, Sergiden görünüm, Terakki Vakfı Sanat Galerisi, 2026


Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nin, sayısı oldukça az olan kar amacı gütmeyen alternatif mekanlardan biri olarak yeniden dolaşıma girmesi, sanatta eğitim ve üretim arasında kurulan ilişkinin yeniden tarif edilmesine de vesile oldu. Selçuk Artut’un Otonomi: Akışkan Geometri ve Bilal Yılmaz’ın Form-Zanaat-Aktivizm isimli, galerinin açılış programında art arda yer alan kişisel sergileri, birbirinden oldukça farklı üretim diline sahip görünseler de, aynı düşünsel zeminde kesişiyor. Her iki sergi de sanatçıların üretim süreçlerini görünür kılarken; zanaat, teknoloji, kolektif bilgi, algoritma, emek ve pedagoji gibi meseleleri çağdaş sanat bağlamında yeniden düşünmeye açıyor. Daha önemlisi, sanat ile zanaat arasında uzun yıllardır süregelen hiyerarşik ayrımı yeniden sorgulayan yeni bir yaklaşım öneriyor.


Sanat-zanaat ilişkisi tarihsel olarak çoğu zaman modernist bir ayrım üzerinden kuruldu. Zanaat tekrarın, işlevin ve ustalığın alanı olarak değerlendirilirken; sanat bireysel yaratıcılık, özgünlük ve düşünsel özerklik üzerinden tanımlandı. Oysa uzun zamandır çağdaş sanatın en güncel üretim biçimleri, tam da bu ayrımı çözüyor. Dijital üretim tekniklerinden kolektif üretim ağlarına, algoritmik sistemlerden araştırma temelli pratiklere kadar pek çok yaklaşım, sanatın artık yalnızca sonuç odaklı değil, süreç odaklı bir alan olarak düşünülmesine neden oldu. Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde peş peşe gerçekleşen bu iki sergi de, sanat yapıtının üretim sürecinin kendisini bir düşünme biçimi olarak merkeze alıyor.



Selçuk Artut, Otonomi: Akışkan Geometri, Sergiden görünüm, Terakki Vakfı Sanat Galerisi, 2026


Otonomi: Akışkan Geometri isimli sergisi kapsamında Selçuk Artut, geleneksel İslam geometrisinin matematiksel ve estetik mirasını algoritmik üretim süreçleriyle yorumladı. Ancak burada mesele yalnızca geleneksel motiflerin dijital ortamda yeniden üretilmesi değil. Sanatçı, tarihsel geometrik sistemlerin ardındaki düşünme biçimini bugünün hesaplama teknolojileriyle ilişkilendiriyor. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu mimarisinin taş yüzeylerinde görülen ritmik düzenler, Artut’un yaratıcı kodlama süreçlerinde akışkan, dönüşebilir ve olasılıksal yapılara evriliyor.


Serginin en dikkat çekici yönlerinden biri, sanatçının üretim sürecindeki otoritesini bilinçli biçimde dağıtmasıydı. Kod burada sadece bir araç olmanın ötesinde karar alma süreçlerine katılan yarı-özerk bir sistem olarak çalışıyor. Sanatçı başlangıç parametrelerini belirliyor ancak nihai form, rastlantısallık, hesaplama süreçleri ve algoritmik varyasyonlar aracılığıyla şekilleniyor. Bu yaklaşım, modern sanat tarihindeki “tekil yaratıcı özne” fikrini de kırıyor. Artut’un geometrileri tam da bu nedenle sabit kompozisyonlar olmaktan çok sürekli dönüşen canlı organizmalar gibi davranıyor.


Bu noktada serginin başlığındaki “otonomi” kavramı kritik bir seçim. Çünkü burada otonomi, modernist anlamıyla sanat eserinin dünyadan bağımsız özerkliği yerine üretim süreçlerinin dağıtık hale gelmesiyle ilişkili yeni bir estetik rejime işaret ediyor. Sanatçının mutlak kontrolü yerini sistemsel ilişkilere bırakıyor. Form artık yalnızca insan iradesinin sonucu değil, insan ile makine arasındaki ortak düşünme alanının ürünü haline geliyor.


Artut’un yaklaşımını önemli kılan şey, teknolojiyi fütüristik bir gösteriye dönüştürmemesi. Dijital estetik çoğu zaman parlak yüzeyler, akışkan imgeler ve teknik beceri üzerinden okunurken, Otonomi: Akışkan Geometri daha derin bir tarihsel süreklilik öneriyor. Sanatçı geçmişin formlarını doğrudan taklit etmiyor, onların taşıdığı matematiksel düşünceyi ve kozmik düzen fikrini bugünün üretim biçimlerine tercüme ediyor. Böylece kod, çağdaş bir zanaat biçimine dönüşüyor. Geleneksel geometrinin taş üzerindeki sabrı ile yaratıcı kodlamanın algoritmik ritmi arasında beklenmedik bir akrabalık kurulmuş oluyor.



Bilal Yılmaz, Form-Zanaat-Aktivizm, Sergiden görünüm, Terakki Vakfı Sanat Galerisi, 2026


Bilal Yılmaz’ın Form-Zanaat-Aktivizm isimli kişisel sergisi ise bu tartışmayı başka bir yönden derinleştiriyor. Bilal Yılmaz’ın pratiği, zanaatı teknik bir maharet olması yanında toplumsal hafızayı taşıyan canlı bir bilgi sistemi olarak ele alıyor. Sergi boyunca karşımıza çıkan mekanik düzenekler, prototipler, çizimler, yerleştirmeler ve araştırma materyalleri, tamamlanmış nesnelerden çok devam eden düşünme süreçleri gibi çalışıyor. Galeri mekânı adeta bir laboratuvara dönüşüyor.


Yılmaz’ın pratiğinde en dikkat çeken noktalardan biri, üretimin bireysel olmaktan çıkarak kolektif bir araştırma alanına dönüşmesi. Sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü CraftNet projesi bu yaklaşımın merkezinde. Görünmez hale gelen zanaatkâr ağlarını araştıran, belgeleyen ve yeniden dolaşıma sokan bu platform, zanaatı kültürel miras ve güncel bir toplumsal bilgi biçimi olarak ele alırken zanaatkârı yalnızca üretici değil aynı zamanda bilgi taşıyıcısı, pedagojik aktör ve kültürel özne haline getiriyor.


Bu yaklaşım günümüzdeki sanat pratikleri açısından oldukça kritik. Çünkü çağdaş sanat uzun süredir görünmez emek biçimleri üzerine tartışıyor. Teknik ekipler, üretim asistanları, ustalar, dijital operatörler, yazılımcılar, montaj ekipleri… Sanat nesnesinin arkasındaki kolektif üretim ağları çoğu zaman görünmez bırakılıyor. Bilal Yılmaz ise tam tersine, bu görünmez alanları serginin merkezine taşıyor. El emeği, tekrar, mekanik ritim ve ustalık, burada estetik bir romantizmin ötesinde toplumsal bir üretim politikasının parçası olarak karşımıza çıkıyor.


Serginin başlığındaki “aktivizm” kavramı aslında tam da bu noktada anlamlı. Çünkü Yılmaz’ın yaklaşımı doğrudan slogan üretmeden alternatif ilişki biçimleri kuruyor. Zanaatkârlar, yaratıcı topluluklar ve araştırmacılar arasında kurulan ağlar sanatın yalnızca temsil eden değil, aynı zamanda örgütleyen bir alan olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle sanatçı sergideki nesneler kadar, onların etrafında kurulan ilişkilerin önemine de dikkat çekmiş oluyor.


Her iki sergiyi birbirine bağlayan temel meselelerden biri, üretim süreçlerinin dağıtılması. Selçuk Artut bunu algoritmalar aracılığıyla yaparken, Bilal Yılmaz kolektif zanaat ağları üzerinden gerçekleştiriyor. Birinde kod, diğerinde emek dolaşıma giriyor. Ancak her iki yaklaşım da sanatçıyı merkezde duran mutlak özne olmaktan çıkarıyor. Üretim; insan, makine, malzeme, sistem ve kolektif bilgi arasında dağılan çok katmanlı bir ilişkiye dönüşüyor.


Bu bağlamda iki sergi, günümüz sanatında giderek yer edinen “oluş hali” kavramı etrafında da okunabilir. Burada tamamlanmış formdan çok süreç, sonuçtan çok dönüşüm, nesneden çok ilişki öne çıkıyor. Selçuk Artut’un akışkan geometrileri sürekli değişen sistemler olarak var olurken, Bilal Yılmaz’ın mekanik düzenekleri de bitmiş yapılar değil işlemeye devam eden organizmalar gibi. Her iki sanatçı da durağan estetik nesneler yerine yaşayan sistemler öneriyor.


Bu düşünsel süreklilik, Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nin pedagojik bağlamı içinde daha da anlamlı. Çünkü bir okul galerisi, sanatın yalnızca sergilendiği değil aynı zamanda öğrenildiği, deneyimlendiği ve tartışıldığı bir alan üretir. Burada öğrenciler yalnızca sonuç ürünlerle karşılaşmıyor üretim süreçlerini, araştırma yöntemlerini ve disiplinlerarası düşünme biçimlerini de gözlemliyor. Bu nedenle galeri, klasik beyaz küp modelinden farklı olarak pedagojik bir kamusal alan işlevi görüyor. Nazlı Pektaş’ın galerinin açılış sergilerini dijital sanat, zanaat araştırmaları, kolektif üretim ve süreç odaklı pratikler etrafında kurması sanatın eğitimsel ve düşünsel kapasitesini merkeze alan bir yaklaşımın göstergesi. Bu durum özellikle genç izleyiciler için anlamlı bir karşılaşma alanı yaratıyor. Çünkü burada sanat, yalnızca estetik tüketim nesnesi olarak değil, düşünme, araştırma ve üretme biçimi olarak deneyimleniyor. Ancak bu tür sergilerin tekil karşılaşmalar olarak kalmaması önemli. Türkiye’de araştırma temelli, süreç odaklı ve pedagojik yönü güçlü sergiler çoğu zaman süreklilik üretemeden dağılıyor. Bu nedenle Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nin bu yeniden açılışı uzun vadeli bir düşünsel yönelimin başlangıcı olarak değerlendirmesi gerekiyor.


Sonuç olarak Otonomi: Akışkan Geometri ve Form-Zanaat-Aktivizm, birbirinden bağımsız iki sergi olsa da çağdaş üretim kültürüne dair ortak bir tartışmanın farklı yüzleri gibi okunabilir. Selçuk Artut algoritmaların estetik potansiyelini tarihsel geometri mirasıyla buluştururken, Bilal Yılmaz zanaati kolektif hafıza ve toplumsal ilişki ağı olarak yeniden tanımlıyor. Her iki sanatçı da üretimi sabit bir sonuçtan çok, açık uçlu bir süreç olarak ele alıyor. Böylece sanat ile zanaat arasındaki eski sınırlar çözülmeye başlıyor.


Bugün belki de en mühim meselelerden biri tam da burada ortaya çıkıyor: Üretim artık yalnızca bireysel yaratıcılığın değil, sistemlerin, ilişkilerin, ağların, tekrarların ve kolektif bilginin içinde şekilleniyor. Otonomi ile emek arasındaki bu yeni alan, çağdaş sanatın geleceğine dair önemli sorular sormaya devam edecek gibi.


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page