Dünya bu kadar büyülü bir yer değil


Kadir Kayserilioğlu’nun kişisel sergisi Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 11 Kasım 2021 – 4 Ocak 2022 tarihleri arasında The Pill’de gerçekleşti. Sergi kapsamında bir yerleştirme olarak gösterilen aynı adlı orta metraj deneysel filmin hikâyesine, referanslarına ve düşündürdüklerine bakıyoruz

Yazı: Ulya Soley


Kadir Kayserilioğlu, Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 2021, Orta metraj film, 55'52'', Yapay kum ve avize kristallerinden oluşan yerleştirme, Sanatçı ve THE PILL'in izniyle


Galeri mekânının büyük bir bölümü kumla kaplanmış. Odağı videoya yönelten bir yükselti gibi yerden duvara doğru yığılan ve kış mevsiminin ortasında Balat’ta olduğumu unutturan kum, birazdan izleyeceğim video aracılığıyla bilmediğim bir yere seyahat edeceğimin habercisi. Video başlıyor ve kendimi ilk bakışta tuhaf bir çiftliği veya terk edilmiş bir festival alanını hatırlatan bir adada buluyorum. Bu adanın sakinleri tavuklar, horozlar, martılar ve domuzlar sakince etrafta dolaşıyor. Sanki bir felaket yaşanmış da insanlık yok olmuş gibi.

Adaya genel bir bakışın ardından, mekânda olduğu gibi videoda da kumun üzerinde yer alan bir tüplü televizyona odaklanıyoruz. Kadir Kayserilioğlu’nun bize konuştuğu bu tüplü televizyon ekranından geçmişte olanları dinliyoruz. Hikâye, Kadir’in bir çocukluk anısıyla başlıyor. Bir yıldız kümesi gördüğünü düşündüğü bir rüyayı anlatıyor fakat gerçekliğinden emin değil; video boyunca devam edecek bu belirsizlik, hikâyeye tekinsiz bir ton verirken izleyiciye de videonun cevap vadetmekten ziyade soru işaretleri oluşturmak peşinde olduğunun sinyallerini veriyor.

Kadir Kayserilioğlu, Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 2021, Orta metraj film, 55'52'', Yapay kum ve avize kristallerinden oluşan yerleştirme, Sanatçı ve THE PILL'in izniyle


Bu anıdan Elon Musk’ın Starlink projesine bağlanıyoruz. Çoğumuzun merakla beklediği, belki tam olarak kavramakta zorlandığı bu uydu projesi, basit bir şekilde açıklamak gerekirse dünyanın etrafını sarması ve dünyanın İnternet sağlayıcısı olması planlanan bir ağ. Kadir, evrendeki 2000 uydunun yaklaşık 400’ünün Starlink uydusu olduğuna dikkat çekiyor. Belki de videonun kurgusu sebebiyle, Kadir’in rüyasındaki yıldız kümesiyle Starlink arasında tuhaf bir benzerlik seziyorum.

Hikâye kozmik ve spiritüel bir tarafa gidiyor gibi hissetmeye yakınlaşmışken yıldızların popüler kültür yansımalarından bir seçkiyle, sanatçının bilinç akışına tanıklık ediyoruz: Lion King’den bir sahne, Star TV’nin reklamı, Sezen Aksu, Uzaylı Zekiye, Alf görüntülerinin art arda akışıyla uzaylılar, dünya dışı yaşam ve yıldızlar arasında eğlenceli bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu akışı 20. yüzyılın başında yaşamış bir sanatçı ve makine mühendisi olan Alexander Weygers’in diskopter tasarımıyla uçan daireler arasında kurulan bağlantı takip ediyor. Fütürist şehirler ve gökdelenleri hayal ederken sanatçının yaşadığı yere, Kadıköy’e varıyoruz.


 

Kadir, Tenten’le ilgili daha önce hiç üzerine düşünmediğim gözlemler aktarıyor. “Yaşı belli değil, cinsiyeti muğlak, duygularını pek göstermiyor, adeta bir uzaylı gibi.”

 

Kentsel dönüşümden geçen bir bölgede yıkılacak bir apartmana odaklanan bu bölüm, apartman yıkıldığında doğal olarak yok olacak işlerden oluşan Mikrotopya başlıklı bir sergiyi ele alıyor. Bu sergi etrafında yapılan röportajlara, bir televizyon kanalının binanın yıkımına odaklanan haberini çekmeye gelişine ve sanatçının da bu çekimi çektiği ana tanıklık ediyoruz. Teknolojik gelişmeler, dünyanın dönüşümü, iklimin dönüşümü ve yok olmaya doğru bu gidişat, kentsel dönüşüm ölçeğinde de bir apartmanın hikâyesi üzerinden ele alınıyor. Ne zaman gerçekleşeceğini bilmeden beklediğimiz bazı sonlar, gerçekten gelip çatıyor. Bu apartmanın hikâyesinden ise oldukça beklenmedik bir dünyaya, Tenten’in uzay gemisiyle bir yanardağdan kurtuluşunu ele alan bölümüne geçiyoruz. Kadir, Tenten’le ilgili daha önce hiç üzerine düşünmediğim gözlemler aktarıyor. “Yaşı belli değil, cinsiyeti muğlak, duygularını pek göstermiyor, adeta bir uzaylı gibi.”

Kadir Kayserilioğlu, Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 2021, Orta metraj film, 55'52'', Yapay kum ve avize kristallerinden oluşan yerleştirme, Sanatçı ve THE PILL'in izniyle


Yok oluş veya bir son beklentisi videonun en öne çıkan ve tekrar eden temalarından. Dünya’nın yörüngesine gönderilmiş uyduların birbirine çarparak daha fazla uzay enkazına yol açması ve bunun sonucu olarak iletişimsiz ve ışıksız kalacağımız bir gelecek öngörüsüne işaret eden Kessler Sendromu’ndan, Zeki Müren’in yeni yıl dileklerini sunduğu ve “gülelim, gülelim, gülelim” diyerek bitirdiği nostaljik videosuna hızlı bir geçiş yapıyoruz. Her ikisinde de bildiğimiz şekliyle yaşamın biteceğinin sinyalleri veriliyor fakat Kessler’den farklı olarak Zeki Müren bizi biraz daha umut dolu bir noktaya taşıyor.

Kadir Kayserilioğlu, Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 2021, Orta metraj film, 55'52'', Yapay kum ve avize kristallerinden oluşan yerleştirme, Sanatçı ve THE PILL'in izniyle


Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, kurguladığı distopik ada, değindiği evrensel ve politik gerçekler ve referans verdiği popüler kültüre mal olmuş kişi ve olaylarla büyük resmi çerçevelerken, bir yandan “son” kavramını oldukça kişisel bir ölçekte ele alıyor. Sanatçı, yaşadığı ilişki üzerinden bir şeylerin bitmesinin ne demek olduğunu veya biteceğini bilmenin kişiyi nasıl etkileyebileceğini değerlendiriyor ve şöyle diyor: “Hepimiz aslında oldukça sıradanız, sıkıcıyız, geçiciyiz, ara sıra yollarımız kesişiyor o kadar.” Önemsiz hissetmek ve herkesin farklı gerçekliklere sahip olduğunu kabullenmek bir yana, bir gün bu kurguladığı adanın da, İnternet sanatının da, dijital videoların da yok olacağını öngörüyor. Her şey sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde ve her şey bitiyor, belki de önemli olan bu dönüşümü kabullenmek ve ona karşı bir direnç göstermek yerine onunla beraber hareket etmeyi öğrenmek.

Kadir Kayserilioğlu, Geçmiş Yabancı Bir Gezegendir, 2021, Orta metraj film, 55'52'', Yapay kum ve avize kristallerinden oluşan yerleştirme, Sanatçı ve THE PILL'in izniyle


Ve en sonunda Kadir’in başta anlattığı yıldız kümesinin rüya mı yoksa gerçek bir anı mı olduğunu asla bilemeyecek olmasıyla gerçekliğin her zaman göreceli ve dinamik olacağına dair bir kabullenme yaşıyoruz. En başta ziyaret ettiğimiz adaya geri dönüyoruz. Bu ada, Far Cry oyunundan bir harita kullanılarak tasarlanmış. Hem adanın zamansızlığı hem de video boyunca değişik ölçeklerde karşımıza çıkan mekânlar aracılığıyla evrensel ölçekli ve zamansal boyutları çok geniş olaylarla kişisel anlatı iç içe geçiyor. Sanatçı, algılamakta veya kabullenmekte zorlandığımız birtakım durumları, zaman algısı, küresel ısınma gibi büyük ve yavaş olayları, bu şekilde perspektife oturtuyor ve Timothy Morton’un Hipernesneler kitabından ilhamla çok önemli sorular soruyor: Zamansal ve uzamsal olarak büyük etkileri olan bu olayları nasıl anlamlandırıyoruz? Yıldızlara baktığımızda geçmişte kalıyor olmamızı nasıl değerlendiriyoruz? Uzay ve yıldızlar, kent ve birey gibi farklı ölçekteki gerçeklikleri kurguda birbirinin içine geçirerek, bu gerçekliklere izleyicinin yeni bir bakış açısıyla yaklaşmasını mümkün kılıyor.