Diş tayfı - Edgar Allan Poe, Kemal Özen ve oral saplantılar

19 Mart’a dek Ferda Art Platform’da yer alan Kâğıttan* isimli sergi kapsamında gösterilen Kemal Özen’in yedi resimlik serisinden özellikle bir tanesi üzerine düşünceler

Yazı: Bihter Sabanoğlu


Kemal Özen, Idego serisi, Kağıt üzerine kömür, 31 x 26 cm, 2021



Kemal Özen’in kişisel tarihinde derin izler bıraktığını ifade ettiği pandemi sürecinde meydana getirdiği yedi resimden oluşan ve Ferda Art Platform’da görülebilecek işleri, modern teknolojilerin kullanımında artık elzem hale gelmiş parmak izinin odağa yerleştirildiği bir tabloyla açılıyor. Bir zamanlar ekseriyetle eşsizlik, özgünlük gibi kavramları düşündüren parmak izi, artık insanların, birbirlerinin içine geçmiş birkaç halkaya indirgenerek numaralandırıldığı bir sisteme işaret ediyor. Sanatçı, pandemi sürecindeki izolasyon sırasında kullanımı kat be kat artan teknolojik gereçler tarafından kapana kıstırıldığı fikrine bir giriş yaparak seriyi banyonun sınırları içerisinde başlatıyor. İkinci resimde, öznenin elinde tuttuğu aynadaki parmak izi, kömür rengine bulanmış ve salt siyah bir leke halini almış bir surata dönüşüyor; parmak teknolojisi böylelikle yüz tanıma teknolojisine evrilirken, giyinme odasının, el aynasına eklemlenen boy aynasında fiziksel ve zihinsel kaygılar büyüyerek öznenin çıplak bedenine yansıyor. Birbirini takip eden yedi ayrı saat diliminde çizildiği varsayılabilecek resimlerin üçüncüsü, şehre akşam çöktüğünde aynada hayal meyal beliren gözlere iliştirilmiş kanatlar ve arka plandaki denizle birleşen gözyaşlarıyla meleksi bir masumiyeti düşündürürken, hastalık karşısında sanatçının yaşadığı çaresizliği hatırlatıyor. Aynanın ardında, denizin kenarındaki duvarı boydan boya kaplarmış gibi görünen ve iki sıra dişe benzeyen uzantı, bir sonraki ve serinin kanımca en güçlü resmini hazırlıyor.


Kemal Özen’in sergi diziliminde dördüncü sırada yer verdiği resim, iç içe geçmiş dört surat ve suratın ortasına konuşlanmış devasa bir dişten oluşuyor. İlk tablonun girift parmak izi halkalarının yerini birbirinin içinden doğan yüzler alırken, teknolojinin en gelişmiş veçhesiyle başlayan süreç, bu noktada izleyiciyi insanın en ilkel, en primordial haline, oral döneme götürüyor. Bir yatak odasının müphem karanlığına aralanmış kapının önünde, öznenin yüzüne tuttuğu aynanın tam ortasında boy gösteren diş, bir obsesyon nesnesi olmasıyla Edgar Allan Poe’yu akla getiriyor. Hastalık, izolasyon, travma gibi kavramlara dokunan Berenice adındaki kısa öyküsünde Poe, protagonisti Egaeus’u hasta nişanlısının dişlerine saplantı geliştirmiş, geçici trans hallerinden mustarip bir adam olarak betimliyor. Boğuştuğu hastalıktan ötürü vücudunun tüm uzuvları çürümüş, yalnız dişleri sağlam kalmış Berenice, yanında olmadığı zamanlarda bile “o beyaz, korkunç diş tayfı” ile nişanlısının yakasını bırakmıyor.


(…) O beyaz, korkunç diş tayfı bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Üzerlerindeki tek bir leke -minelerindeki tek bir karaltı- kenarlarındaki tek bir kırık bile, gülümsemesi sırasında hafızama kazınmaktan geri durmamıştı. (…) Dişler!- Dişler! -Orada, burada, her yerdeydiler (…) Onları delice arzuluyordum.



Kemal Özen, Idego serisi, Kağıt üzerine kömür, 31 x 26 cm, 2021



Sanatçının, izolasyon, yalnızlık ve iç gözlemden mütevellit bir trans haline geçtiği pandemi döneminde, tıpkı Poe’nun kahramanı gibi dişi bir odak haline getirdiğini gözlemliyorum. Üstelik odak kelimesinin fizik bağlamında “bir mercekten geçen paralel ışınların çukur bir aynadan yansıdıktan sonra kesiştikleri nokta” olarak tanımlanması resimdeki dişin üzerine yansıdığı aynayı daha da anlamlı hale getiriyor. Poe’nun dişi bir tayf, bir hayalet olarak nitelendirmesinin yansımasını, enteresan biçimde Özen’in resminde de görüyoruz; aynanın orta yerinde, nereden peyda olduğu meçhul diş, temelsiz, köksüz biçimde havada duran ve izleyiciye meydan okuyan fantastik bir öğe olarak neredeyse ifade yetisine sahipmiş gibi görünüyor. Dişin bir uzuv olarak saplantısal bir boyut almasını da birkaç farklı açıdan okuyabiliriz. Arka plandaki yatak odasının tekinsiz loşluğu, dişle özdeşleşen hazzı elbette düşündürüyor; diş, Freud’un çocuğun oral dönemi olarak nitelediği ve her türlü zevkin ağızdan alındığı fazın, dil ve dudakla beraber temel bileşenlerinden biri. Kaba köküyle, haşmetli gövdesiyle adeta doyurulmayı buyurarak resimdeki aynanın merkezinde bir ruh gibi salınan diş, yemekten ve parçalamaktan alınan hazzı akla getirdiği gibi, en korkunç ağrıların veya kabusların -örneğin diş dökülmesi- müsebbibi ve insanların, vücudunda kaybetmekten en çok korktuğu uzuvlardan biri. Bu çelişkili doğası onu yaratıcı zihnin başa çıkamadığı bir imge haline getiriyor. Pandemi yalnızlığında sözel ifade fonksiyonunu hatırı sayılır ölçüde yitiren ağız ve dolayısıyla diş, bunu bir erk kaybı olarak algılayan yaratıcı zihnin göbeğine yerleşiyor. Bu dönemde sanatsal yaratı ve sözel ifadenin yerine geçen haz ve fiziksel/zihinsel acı kaygısı, toplumdan soyutlanan insanı ilkel bir safhaya geri götürüyor.



Kemal Özen, Kâğıttan sergi görüntüsü



Serinin bir sonraki resminde, görünmez kahramanın elinde tuttuğu aynanın nihayet fragmanlara ayrılması tesadüfi değil; zihin ortasına yerleşen dişin yarattığı ve yukarıda bahsedilen travmayı takiben, ayna, bin parçaya bölünüyor. Kırık cam parçalarında cinsel hazza atıfta bulunan bir erkeklik organı görmek de mümkün, oral hazzı vurgulayan bir sigara da. Yere düşmek üzere olan kırıklardan birinde yine dişler beliriyor fakat bu sefer, sahte bir gülüşü beyazlığıyla aydınlatıyor. Alt kesimde küçük ölçekte seçilen mobil uygulamalara ait kalp, konuşma baloncuğu gibi ikonlar, Özen’in, eserlerinde sıklıkla kullandığı kulaklık, John Maus posteri gibi teknolojiye ya da popüler kültüre ait ögelerden beslenme eğiliminin tezahürü.


Seri, son çerçevede, hastalığa karşı mücadelede alınan yenilgiyi kabullenen veya çaresizce tevekküle meyyal hale gelen öznenin, yüzünü, kulaklarından ve burnundan fışkıran kıllar, uzamış sakallar ve gözünün altındaki torbalar eşliğinde, izleyiciye elinde tuttuğu ayna-sunak üzerinde teslim etmesiyle son buluyor.

Özen'in pandemiyi vücudunun uzuvları ile zihni arasındaki etkileşim üzerinden okuyan eserleri sanatçıyı anatomik düzlemde incelenebilecek bir nesne haline getirirken, modern teknolojilerin ilerici doğası ve bilinçaltının işleyiş biçimleri arasındaki tezatlığı da bu vesileyle vurguluyor.

Kemal Özen, Idego serisi, Kağıt üzerine kömür, 31 x 26 cm, 2021



*12 Şubat’ta Ferda Art Platform’da açılan grup sergisi Kâğıttan, malzeme olarak kâğıda farklı bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyor. İnci Furni, Ferhat Özgür, Halit Demirel, Buğra Erol, Burçak Bingöl, Gizem Ünlü, Metin Çelik, Gizem Akkoyunoğlu, Kemal Özen, Hüseyin Aksoy, Fatoş İrwen ve Didem Erbaş’ın eserlerinin bir arada bulunduğu serginin küratörlüğünü Selin Akın üstleniyor.

209 görüntüleme