Çokluktan güç doğar
- Ali Taptık
- 2 saat önce
- 4 dakikada okunur
Sanatçı Ali Taptık’ın unlimitedrag.com üzerinden okuyucuyla buluşan yazı dizisi sanatçı ve fotoğraf kitaplarını merceği altına alıyor. Serinin sıradaki yazısının odağında Beyza Bayrak, Rana İncesoy, Elifnaz Öngören'in Kuru Nemli Islak'ı var
Yazı: Ali Taptık

Beyza Bayrak, Rana İncesoy ve Elifnaz Öngören, Kuru, Nemli, Islak, 2024. Fotoğraflar: Ali Taptık, Onagöre
Üç farklı el yazısını ayrıştırabiliyorum sanırım. Kuru Nemli Islak hoş bir boyda, A5’ten birazcık daha kısa. Doğrudan bir fotoğrafla başlıyor: Ölü bir kuşu parmakla tutuyoruz; şuradan bakıyoruz. Bunu kapitone bir yüzey izliyor ama bu yüzey kesilmiş mi, koparılmış mı, bir gökyüzüne doğru mu bakıyor; tarif etmek ve anlamak zor. Üstleri birleşen iki yatay fotoğraf görüyoruz. Bu sefer bir kent fotoğrafı. Yansımayı fark etmek biraz zaman alıyor; gerçekten İstanbul’unkine benzeyen bir yoğunluk, yansımayı fark etmekten alıkoyuyor. Rana İncesoy, Elifnaz Öngören ve Beyza Bayrak'ın 2024 tarihli fanzini bu ayın kitapçığı.
Yine de başlıktaki çokluğun, bu üç sanatçının birlikteliğinde belirdiğini söylemek mümkün: Birbirlerinin yanına gelen görüntüler, tek tek sahiplenilmeyi bırakıp ortak bir bakışın içinde çoğalıyor.
Başka bir kuş fotoğrafı görüyoruz. Acaba bu üç sanatçı sürekli 1-2-3 gibi bir sırada mı ilerlediler, merak etmeden ve söylemeden edemiyorum. Sıradaki, oldukça yakın bir zamanda kesilmiş bir kemik parçasına sahip çıkan ve geriye doğru oldukça hem tehditkâr hem şüpheli bir şekilde bakan bir karganın arkadan çekilmiş fotoğrafı bu. Tüylerinde, bu kötü baskı tekniğinde bile, güzelliği sezebiliyoruz. Fotoğraflar birbirlerine açıklama vermiyor; fotoğrafa fotoğrafla karşılık veriyorlar. Yan yana geldiklerinde birbirlerini biraz daha tuhaf, biraz daha yakın ve yine de hissedilir kılıyorlar.
Sayfaları çevirdikçe genç birinin fotoğrafı izliyor. Cinsiyetleri bir kenara bırakmayı onlardan öğrendim desem yeridir. Karşıya asılmış bir çiçek resmine bakıyoruz; duvarlar sarı beyaz. Duvar orada bitiyor mu, o kadarına kadar boyanmış mı, anlayamıyorum. Sanki floresan ışığın altındayız. Cinsiyet tayin etme isteği görüntüye yaklaşmanın bir yolu gibi, ama aynı zamanda bakışın eski bir alışkanlığı. Fotoğrafın verdiği yakınlık ve fihrist gibi özelliği gördüğümüze bir cinsiyet atfedemize neden oluyor, tabii kendimizi bu konuda terbiye edemediysek. Buna rağmen istemediğim hâlde merak ederken buluyorum kendimi. Cinsiyet ve görünüş ilişkisinin katılığında ısrarcı olanların ülkesinde yaşıyoruz, kendini nasıl tanımlarsan tanımla, böylesi bakışları insan kolay kolay terk etmiyor; emek lazım.
Başka bir fotoğrafta ipeksi bir elbise yeni dökülmüş asfaltın ve mıcırların üzerinden atlıyor. İstanbul sokaklarının asfaltını ve kaldırımlarını görüyoruz, bu benim için bir şelaleye bakmak kadar keyifli olabiliyor. Belki de bu yüzden fotoğraf bana çokça seksi geliyor. Buradaki seksilik kırılganlıktan çok dirayetle ilgili olabilir: Elbise asfaltın üzerinde zarifçe durmuyor, onu geçiyor. Yakınlık, ıslaklık ve tehlike görüntüyü yumuşatmıyor; ona direnç veriyor. Ay ile denk gelmiş bir uydu veya ölürken adeta toplaşmış, üzerlerine çimento dökülmüş baskıdan parlayan yapraklar.
Kitaptaki fotoğrafları tek tek tasvir etmeyeceğim. Biraz daha edeceğim kesin, ama hepsine bunu yapmam kitaba haksızlık olur. Kitabın ismindeki erotik ve bir o kadar da soğuk hissiyat içerideki fotoğraflara da yansıyor. Sınırsız bir yakınlıkla güvenli bir mesafe arasında, ya da güvenli bir yakınlıkla sınırsız bir uzaklık arasında gidip geliyor. İkisi birbirini aynı kutuplar gibi iten şeyler ama çok da farklılar, siz de biliyorsunuz.
Böylesi kitapçıklar bir dönem çok fazlaydı. Aslında zinleri en çok Ata Kam’ın, yani Atalay Yeni’nin, organize ettiği Fail serisiyle yazma fırsatını bulmuştum. Etrafta, kitap fuarlarında, çeşitli formlarda bunlardan görmem, bulmam mümkün oluyor. Ama Kuru Nemli Islak bir şekilde benim gözümde farklı bir özenle yapılmış bir kitap: ebat, edisyon, sıralama, baskı ve dağıtım birbirinden ayrılmıyor. Hem sunulduğu biçim hem sunulduğu miktar çok yerinde.
Kitabın sonlarına doğru dokular daha çok yer kaplıyor. Bir otoportre mi yoksa bir portre mi bilemediğim fotoğraflar, küçük kazalar, yazlık yerler, deniz kenarı ve kocaman bir disko yazısı. Tahminen bir lunapark, çok az kalmış olanlardan. Acaba İstanbul'da mı yoksa Adana'da mı, Bostancı'daki olabilir mi bu? Nerede olduğunu merak ediyorum. Hiç bahsetmiş miydim lunaparklara hem aşığım hem çok korkuyorum.
Lunaparktan fotoğrafı çok parlak bir ikili izliyor, diskoya yakışır bir şekilde. Tuvalette bir gül ve gerdanında 404 yazan bir insan. Kitaptaki fotoğrafların yoğunluğu birbirine uygun bir şekilde akıyor. Bazen komikken bazen ilgi çekici, arzu uyandırıcı olabiliyorlar. Burada erotik bir şeyden çok, bir hissiyat merak. Merak ve yakınlık uyandıran, yakınlık arzusu uyandıran bir histen bahsediyorum. Kitapta en sevdiğim gruplardan Frozen Clouds'ın da yer aldığını görmek beni ayrıca mutlu ediyor.
Bildiğimiz saç örgüsünü düşünüyorum. Ya peki üç kişinin saçından yapılsa. Farklı kombinasyonlar ve örnekler mümkün. Hareket sınırlayıcı olacağı kesin ama bakın Colbert’de Doitche’nin performansına. Kuru Nemli Islak üçlüsü, yani Beyza, Rana ve Elifnaz’ın bu kitaptaki birlikteliğini böyle hayal ediyorum. Sadece bağlılıktan öte özgür ve güven dolu bir ortamda bir online chat, farklı threadler, farklı konular oluşuyor, her şey birbirine karışıyor ama herkes bir taraftan da diğerinin ya da diğerlerinin sözüne önem veriyor. Güzel ama bir o kadar da zorlu; bir tanesi farklı bir yöne çekse üçünün de “canının yanacağı” bir bütün. Ama üç kişilik saç örgülerinden farklı olarak, bu birliktelik zin formunun gücü sayesinde mümkün olabiliyor. Kuru Nemli Islak çoktan tükenmiş bir zin. Kendisi rock gruplarının fanzinlerine benzemiyor. Fotokopiyi, ki kendisine bugün dijital baskı diyoruz, en uç şekilde kullanmış; ve sonunda zımbayla tutturulmuş. İçerisinde ise dediğim gibi bir örgü ya da bir sohbete tanık oluyoruz. Üç ayrı hayatta iz bırakan olaylar, anlar ve semboller; bunların kesiştiği, birbirini dönüştürdüğü kareler.

























