top of page

Çağdaş sanatın hayaletleri

CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Şefik Özcan küratörlüğünde hayata geçen Anestezik Farkındalık sergi projesi 3-31 Temmuz tarihlerinde Diyarbakır'daki A4 Galeri’de izleyiciyle buluştu. Sergideki sanat yapıtlarının diline odaklanıyoruz


Yazı: Ferhat Kamil Satıcı


Bazan da bir yerde kuşlar vardır

Ne uçmak, ne görünmek için

Bir karanfil pencereyi deler

Bir kapı kendiliğinden kapanır

İstesek sevişirdik, ama olmadı

Biz değil yaşayan acılardır.


Edip Cansever, infilak


Walter Benjamin, Pasajlar adlı yapıtında tarih üzerine yazdığı notlarında Klee'nin Angelus Novus isimli bir resminden bahseder. “Tarihin meleği”ni temsil eden resimde, melek imgesi ayakları altında dizilen ve yükselen felaket yığınlarına onlardan uzaklaşmak ve düzeltmek istercesine bakar. Angelus Novus'un gözleri, ağzı ve kanatları cennetten esen bir fırtına ile birlikte açılmıştır ve bir şekilde sırtını döndüğü geleceğe doğru sürüklenmektedir. Geçmişle gelecek arasında arafta asılı kalmış bu imge aracılığı ile Benjamin ilerleme dediğimiz şeyin meleğin maruz kaldığı bu fırtına olduğundan bahseder. Melek bu fırtına ile bulunduğu şimdiki zaman ile gelecek zaman arasındaki bir hatta çaresizce olanlara seyirci kalarak ilerler. Bizler de bugün, doğa ve gerçeklikten koparak imge ve ışık bombardımanı halinde yol aldığımız dijital, sentetik, sanal ve çoğul evrenimizi oluşturan bir anayolda ilerliyoruz.


Çoklu ekranlar ve aşırı aydınlatılmış şehirlerimizin gösterisel ortamında, hızla tükettiğimiz kaynaklarla üretip sarfettiğimiz enerji ve ışığın körlüğü sonucu oluşan bir karanlığın ceplerimizden ve gözlerimizden içimize sızdığını hissediyoruz. O anayol ki kamunun devlet olarak görüldüğü bir ülkede sanatını icat etme aşamasında olduğundan dolayı Richard Sennett'in deyimiyle "sanatsız kalmış sanatçılar" olarak toplumsal sınıfları ayırıyor. Otoyol mühendisi ile televizyon yönetmeninin temel çalışma prensibi olan "dirençten kurtuluş" stratejisinin anıtı olarak görebileceğimiz bu olgu, medyanın ve sistemin tahakkümü altında hakim kültürel temsillerin bizleri kapattığı duvarların birer sembolü olarak da görülebilir. Bu yoldan ayrılmanın gittikçe zorlaştığını biliyoruz ve bu yüzden arafta kalmış ruhlarımız için rüzgarda zındırdayan soluk bir yol tabelası gibi bizi patikaya çağıracak işaretlere ihtiyaç duyuyoruz.


Artık tedavi için gittiğiniz kliniğin, eğitim için bulunduğunuz okulun, alışveriş için gittiğiniz mekânın ve toplumsal rollerinizin sınırları sizin kaybolan suretinizin üzerine çizileceği günü bekleyen bir yüzeydir. Bu yüzeylerde sizin insiyatifiniz dışında sunulan tüm sürdürülebilir görünürlükler Guy Debord'un sözleri ile "hakim düzenin kesintisiz övünme monoloğuyla durmaksızın kendi hakkında konuştuğu bir gösteri toplumu" nun yansımalarıdır.


Avrupa Birliği CultureCIVIC Kültür Sanat Destek Programı dahilinde 3-31 Temmuz 2023'te Diyarbakır'da yer alan A4 Galeri’de gerçekleştirilen Anestezik Farkındalık sergisi bu radyoaktif kapitalist kültürün ürünleri olarak düşmüş ve kurtarılmayı bekleyen insan kimliğine, bulunduğu coğrafyadan lokal ve dünyasal cevaplar arıyor. Çektiği acıyı dile getirebilmesi için kendini ifade edeceği tüm araçları kuşatılmış bir insan kimliği, toplumsal bir inme haline, etrafa yayılan kesif kokuya kayıtsız kalamayan bir sergiyle anlatılmaya girişiliyor.


Bu anlatıda proje yürütücülüğü yapan üç yılı aşkın Mardin kentinde ve coğrafyasında yaşayarak farklı sanatsal projelerde bir fiil birlikte çalışma fırsatı bulduğum Şefik Özcan aynı zamanda serginin küratörü. Özcan sergi metninde sergi ve proje için; "Sanatsal yaratım aracılığıyla toplumsal bedenlerin ve zihinlerin içinde bulunduğu uyuşma ve paralize olma haline yönelik bir pratiği ortaya koymayı, farkındalığı biçimlere dönüştürmeyi" önerdiğini söylüyor ve katılımcıları bu konuda yaratıcı bir işbirliğine davet ediyor.


Özcan, sergi projesinin dahilinde 5-6 Temmuz 2023 tarihinde gerçekleştirilen panel ve konuşma serisinde sergide de konu olan kavramlar ve sanatsal yaklaşım biçimleri hakkında kesişme noktaları olan yazar, düşünür ve sanatçıları davet ederek tartışmayı genişletiyor.¹


Bu noktada projenin organik bir çerçevede sanatçıların ve katılımcıların inisiyatifleri ile oluşmuş bir grup çalışması olarak görebiliriz. Sergi katılımcıyı kendi farkındalık alanına çekerek öncelikle içinde bulunduğumuz hipnotik katalepsi halimizle bizi başbaşa bırakan çalışmalardan oluşuyor. Bu katı ve edilgen halden çıkmak için önce var olduğumuzu ve potansiyelimizi fark etmek adına sergideki sanat yapıtlarının diline odaklanmak gerekiyor.


İnsan varlığının potansiyeli ve eyleme gücüne odaklanan Berfin Yıldırım, Farkın Tekrarı adını verdiği çalışmasında, duvar ile insan varlığı arasında iyi bir sembol olabilecek Alice Harikalar Diyarında masalından tanıdığımız Humpty Dumpty'e referansla bir imgesel yapı kuruyor. Yıldırım, yerleştirmesinde gördüğümüz yumurtanın mükemmel formu ve parmakların arasından akarak kaybolan potansiyeli ile bizi yüzleştiriyor. Paul Auster'in; "Varız, fakat kaderimiz olan biçimi henüz tamamlamadık, sadece potansiyelimiz var, henüz gelmemiş olanın bir örneğiyiz" sözlerine uygun olacak şekilde yapıtını ikonografik bir üçleme ekseninde kuruyor. Varlığın kutsal ve düşmüş yanına odaklanıyor.


Berfin Yıldırım, Farkın Tekrarı, 5 Parçalık yerleştirme, Video, Fotoğraf, Ayna ve Yumurta, 2023


Bir insan için hafıza bir tür göçebe düşünce alanı ve anti müzedir. Kentler ve bellekleri müzelerde tekrar korunarak anlatılmaya çalışılsa da kişisel hafızanın yeniden keşfedilmeyi bekleyen örüntüleri bir kent ekseninden genişleyerek akışkan bir anlam dizgesine ihtiyaç duyar. Aşkın Ercan'ın Suda Islanmış Sözler Kurumadan video yerleştirme eseri, tamda bu durumu açığa çıkaracak parçalardan oluşuyor.


Aşkın Ercan, Suda Islanmış Sözler Kurumadan, Video yerleştirme, Ahşap kutu, 1 m x 60 cm x 30 cm, Tahtadan Harfler, Plotter Kâğıdı 30cm x10 m., Video loops 30’’, 2023


Ercan'ın Suda Islanmış Sözler Kurumadan, Gemi Su Aldı isimli video çalışması ise suya düşerek harfleri eriyen bir mektuba bağlı aşk ilişkisine odaklanıyor. Su eksenindeki sosyal ilişkisel hikayede sanatçı, geçmişte yaşadığı Diyarbakır Sur bölgesinde, hafızasını temsil eden kağıt üzerinde yazılan harflerin su ile dağılışını bize anlatır. Ercan: video, kağıt, mürekkep ve ahşap harflerle zamanı geri sarma çabasına girişmektedir. Ahşap bir platformla oluşturduğu enstalasyonunda sanatçı, katılımcıyı, kağıt üzerinde kendine düşen bir boşluğu doldurarak, ritüelistik bir ortamda vakit geçirmeye davet ediyor. İzleyici burada akan zamanın anlamı ile suyu tekrar elde edebilmek için bu büyüsel atmosferde mecazen zamanı durdurabilir. Kutu içinde bir mercekten izlediğimiz kritik eşik videosunda bir bardak suyun devrildiğini ancak akmadığını görürüz. Mavi mürekkepli stampa ile kağıda yazılan metinler bir daha yok olmamak üzere katılımcı ve sanatçının zihnini birbirine karıştırıyor ve suyun başrolde olduğu bir somut şiiri görünür kılıyor.


Aşkın Ercan, Suda Islanmış Sözler Kurumadan, Gemi Su Aldı, Tek Kanallı Video Animasyon, 4’47’’, 2023


Bugün Ercan'ın anlatısında geçen Sur bölgesi makulleştirilmeye maruz bırakılmıştır. Bölgeyi çevreleyen dokuz bin yıllık magmatik bazalt surlar kentin kimliğinde önemli bir yere sahiptir.


Uğur Orhan'ın Ayırt Edici İşaret yapıtının merkezini oluşturan Surlar aynı surlardır, Karacadağ bazalt platosu ve Dicle vadisi ekseninde oluşan yaşam alanında kurulu Surlar, Çin seddinden sonra en uzun kent surları olarak bilinmektedir. Manuel De Landa'nın sözleriyle bir çeşit madde-enerji akışından doğmuş kentler ve kurumlarla onları çevrelen kontrol altına alan surlar artık sembolik anlamları gereği kentin geçmişine ait yapı taşlarını oluşturur. Bu gün bile kentin çekirdeğindeki yaşamın hakim kültürle ilişkisinin direnme odaklarını gösteren surlar, Orhan'ın videosunda bir performansın kaydı olarak bir kuşak kentliyi burçların arasında tıpkı taşların dizilim nizamında ve bağlamında kenti koruyan askerler gibi gösterir. Aynı zamanda Orhan bu karakterleri tektip bir sivil kıyafetle (Tişört) ve gündelik eylemlerle de projeye dahil etmektedir. Videonun kurulumu, bireyleşmeler, gruplaşmalarla, tekrar nizami düzene geçişi ve sıradan insan olarak genç bireylerin sistem tarafından komuta ya da kurban edilişini bize hatırlatıyor. Hedef olarak birey, izlenen takip edilen ve ayrıştırılarak tekrar tasnif edilen, sonunda sur diziliminde yerini alan bir taş olarak anonim anlamına yerleşir. Videoda kahraman tek kişi değil, surun bütününü oluşturan tüm yapıtaşları gibi tüm toplumdur.


Uğur Orhan, Ayırt Edici İşaret, İnteraktif Çıktı ve Video, 2023


Rahman Sarıalioğlu Babamın Şiiri çalışmasında şair olan babasının bir şiirinden referansla "gündüzün acısını hissetmek için gecenin belirsizliği"ni² resmine yansıtıyor. Resimde bir orman yangını ortasında gece yanmakta olan bir balina imgesi ile bizi başbaşa bırakan Sarıalioğlu, bizleri bu tekinsiz ve gerçeküstü sahnede ekosistemde yaşayan en büyük memeli ile beklenmedik bir tören atmosferinde karşılaştırıyor. Usulsüzce gömülmeyen ölüler gibi, bir cinayetin maktulu olarak balinanın ruhu resim yüzeyindeki sanatsal bir sahne ile geri çağrılıyor.


Rahman Işık Sarıalioğlu, Babamın Şiiri, Tuval Üzerine Yağlıboya, 2023


Gül Aydın, Farkında mıydım? çalışmasında kadın kıyafetlerini yakarak bir işlemden geçirerek oluşturduğu formları ile karşımıza çıkıyor. Burada toplumsal kimliğin bileşeni olarak kıyafet, varlığımızı temsilen bedenin bir uzantısı olarak işkence edilen, delinerek, yakılarak organik bir doğal oluşuma dönüştürülen tanımsız bir kimliğe bürünüyor. Tanımlayabildiğimiz tek şey karşımızda gördüğümüz sanatsal imgenin organik ve endüstriyel olmayan görüntüsüdür. Endüstriyel bir ürün, kullanıcısının potansiyel doğal kaynağına geri dönerek iğdiş edilerek yeniden yaratılmıştır. Örtücü ve kapatıcı kıyafet olgusu; ışık geçirgen hale getirilmiş, inceltilmiştir, deniz veya nehir kenarlarında hidrolik, atmosferik ve kimyasal güçlerin etkisi altında yeniden dönüşen doğal oluşumlara benzetilmiştir. Burada coğrafyanın kadına verdiği rol ve baskı, fiziksel bir sonuçla görünür kılınmıştır.


Gül Aydın, Farkında mıydım?, Katmanlı Kumaş Yakma, 127 cm x 170 cm, 2023


NADAN'ın Dirty Diana isimli çalışması sergide bizi popüler kültür imgeleri ile sokak kültürü arasındaki bağlantıyla karşılaştırmaktadır. Nadan, sokak ile sahne, sokak kültürü ve yüksek kültür arasındaki bağlantıyı en iyi anlatan popüler kültür ikonunu resminde başrole koyuyor. Yerçekimine meydan okuyan sahne şovları ile tanıdığımız Michael Jackson'un ikonik dans hareketi NADAN'ın resminin merkezinde yer almaktadır. Nadan, Jackson'un Amerikan anglosakson hakim kültürüne karşın, Afrika ve Porto Rico'lu göçmenlerin kültürünü kaynak olarak aldığını ve yeniden bir denge kurarak kendi ifade dilinde yer aldığını göstermek istemektedir. Burada popüler gösteri dünyası özelinde bir nevi sihirbazlık sergileyen Jackson, bir rüya kültü gibi kararlılığın, dengenin ve hafızanın sembolü olan fil imgesi ile birlikte bir ikonografik üçlemenin başrolü konumundadır. NADAN kendini baştan yaratmaya girişmiş bir şahsiyetin akıllarda kalan imgesini analiz etmek için bu imgelerin sözsel dizilimine başvurmaktadır.



NADAN, Dirty Diana, Tuval Üzerine Akrilik, 250 cm x 170 cm, 2023


Sergiye görsel ve kavramsal katkıda bulunan tüm proje katılanlarının söylemlerine odaklandığımızda üretimin doğası gereği olan, zaman ve madde kavramları ön plana çıkıyor. Yüzlerini geçmişe ve belleklerine bağlı anlatılara yöneltmiş proje katılımcıları, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasında bir hatta varoldukları yerden bizlere sesleniyorlar. Gündelik yaşamda ve şimdiki zamanda insanlara gösterisel bir parıltıyla üstü örtülen travma ve felaketleri, duvarları, zaman zaman metaforik sembolleştirme araçları, bazen de düşünsel şemaların izdüşümleri ile karşımıza çıkarıyorlar. Slavoj Jijek Yamuk Bakmak’ta simgeselleştirme eylemi ile ilgili cenaze metaforundan bahsederek, "bir şeyden bahsederken onun gerçekliğini askıya alır parantez içine koyarız, o yüzden cenaze töreni simgeselleştirmenin en saf halini örnekler." demektedir. Burada gerçekleştirilen tören cemaate ölenlerin belleklerinde yaşayacaklarına dair bir ikna yaratmak üzere tasarlanmıştır. Sergi özelinde çağın insanının toplumsal inme haline, travmaların yarattığı acıyı örten anestezi haline karşı, sanatla düşünme aracılığı ile çözümler aranıyor. Bu bağlamda usulüne göre defnedilmemiş sembolleştirilme ve makulleştirilmeye maruz bırakılmış varlıklara, yeniden bir gerçeklik vererek, bir söz ve rövanş fırsatı verilmektedir.


"Geçmişin gerçek yüzü hızla kayıp gider. Geçmiş, ancak göze göründüğü an bir daha asla göze görünmemek üzere bir an için parladığında, bir görüntü olarak yakalanabilir." (W.Benjamin)


Özcan'ın küratöryel kurgusu ile oluşan sergide, imgeler ve yakalanan görüntü A4 Galeri’de ritüelistik bir atmosfer yaratarak , mitolojik kahramanları, su izleğindeki yaşamsal anıları ve su hakkını, insan arzusu ve kararlılığını, tekinsiz karanlık bir manzaradaki yok olan varlığımızı toplumsal cinsiyet kimliklerinin duvarlarını aşan insan ruhunu ve insanın eyleme ve gelişme potansiyelinini geri çağırıyor.


Burada geçmişle gelecek arasında bir araç konumundaki sanatsal medyum, geçmişi yeniden canlandırma çabası içinde değil, bir an içinde parlayan ve canlanan yeniden kaybolan geçmişin hayaletlerini çağıran bir ritüel gibi çalışmaktadır. İçinde bulunduğumuz inme, katalepsi, hipnoz ve anestezi halinden çıkmamızı çağıran bir simge, eylem ya da uyaran gibi.


 

¹: Ekolojik Temelli Kaygılarla Sanat Pratikleri Ortaya Koymak,"Moderatör:Aşkın Ercan, Konuşmacı:Hülya Özdemir" 
// Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? Sanat İktidar İlişkisi bağlamında Linda Nochlin'in Sanat Tarihçi Olarak Portresi. Moderatör:Şefik Özcan, Konuşmacı: Dr.Okan Şahin //Ayrımcılığın Meşruluğu olarak Mitler "Moderatör: Uğur Orhan, Konuşmacı: Emre Zeytinoğlu // Doğa ve Hyper Nesneler Arasında Sanatın Yeni Eşikleri, Moderatör: Hülya Özdemir, Konuşmacı: Aşkın Ercan // Duyusal Hibritleşme ve Biçimsel Dönüşümü, Moderatör: Dr.Okan Şahin, Konuşmacı: Dr.Öğretim Üyesi Şuayyip Yücel // Toplumsal Yıkımlar ve Resim Sanatı, Moderatör: Şefik Özcan Konuşmacı:Prof.Dr.Hüsnü Dokak // Öznel Kazı Yapmak ve İnframince, Moderatör: Dr.Okan Şahin, Konuşmacı:Doç.Dr. Hüda Sayın Yücel dir.

²: Kenan Sarıalioğlu'nun şiirinden bir alıntı.


Comments


bottom of page