Bir şey hem var hem yok olamaz

Gül Ilgaz, Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde 23 Ocak’a kadar görülebilecek olan Kırılma Noktası sergisinde, bedenini, düşlerini, düşüncelerini, ruhunun ağırlıklarını bu sergiye akıtmış. İçeri girip merdivenlerden aşağıya indiğinizde kendinizi bir kadının ve bu dönemdeki belki de tüm kadınların kalp meydanında buluyorsunuz. Serginin ortasında durmak, insana ağır geliyor. Oysa eserlerin malzemesi tam tersine hafif, uçucu ve şeffaf…


Yazı: Elâ Atakan


Kırılma Noktası



İnce bir çarşaf, üzerinde bir kadın yatıyor, kırılmış. Ateşler içerisinde mi, düşler içerisinde mi belli değil. Bir kadın düş kurduğunda nasılsa, o denli gerçekçi. Eserin malzemesi ilk bakışta kumaştan ziyade heykeli anımsatıyor. Gül Ilgaz, eserlerinde kendi bedenini kullanıyor, burada da sanatçının yüzünü, çizgilerini, ojelerini, kıyafetinin kıvrımlarını izleyebiliyorsunuz. Orada, her şeyin ötesinde bir kadın Yatak’ta duruyor.



Kırılma Noktası sergi görüntüsü



Bir başkası ise, asılı kalmış, iplerle yüklerine bağlı, uçuşuyor. Bu sefer, içinde bir beden taşımıyor, arada, yer ile tavan arasında, Kırılma Noktası. Yükleri elle boyanmış porselen taşlar, kayalar, itina ile onu hayata bağlayanlar mı, yoksa onun uçup gitmesine engel olanlar mı diye ziyaretçiye sorgulatıyor. Gül Ilgaz, arada kalma, denge, gelip gitme hisleriyle çalışıyor. Salıncak eserindeki ileri geri gitme ivmesi, Tahterevalli’deki akışı, ya da fotoğraflarında, videolarında sıklıkla görülen perdelerin salınımı. Sanatçı, aralıkta, ruh ile bedenin, yük ile hafifliğin, görünmek ve görünmezliğin dengesinde duruyor. O kırılgan noktada.



Kırılma Noktası’nın tam karşısında, bir kadın omzundaki yükleri denize, olabildiğince uzağa fırlatıyor. Bu tekrar eden hareketle, bize bu yüklerden kurtulabilindiğini, Sisifos’un hikâyesi gibi yaşadıkça omzumuza yeni yüklerin geldiğini ve yaşamanın, nefes almanın belki de bu olduğunu imliyor. Yaşadıkça ne yükler bitiyor omuzda taşınan, ne de zamanla fırlatılıp atılan.


Oklarla vurulmuş, avlanmış bir kadın bedeninin kesitlerinden oluşuyor, Haberler. Sanatçının gazete ve televizyonda gördüğü kadın cinayeti haberlerinin karşısında, onları izlerken, bedeninin yaralanmış gibi

Kırılma Noktası sergi görüntüsü



acıdığını fark etmesinden ortaya çıkan bu eser, aslında bir kadının vurulmasının, tüm kadınlar üzerinde yarattığı hissi, korkuyu çok iyi yansıtıyor. Okların gölgelerindeki her bir cümle, bu ülkede bir kadın olarak yaşamanın getirdiği, gündeliğin döngüsünde bilinçaltımızın derinliklerine savuşturduğumuz tehditleri yüzeye çıkartıyor.



Kırılma Noktası sergi görüntüsü



Gül Ilgaz’ın Kırılma Noktası sergisinden ayrılmadan önce, tüm bu ruh geçişlerinin yaşandığı ve sanatçının eserlerinin birçoğunun ana sahnesini oluşturan eve, evin içine, iç sesine uğruyoruz. Ayrı bir oda, alışılageldik bir evin, kapı kolu, elektrik düğmesi, antika bir şifonyer ve diğer ev eşyaları duvarlarda bizi karşılıyor. Ve arka planda Ev Sesleri. Kurtarılmış Anılar eserinde de, fotoğraflardan anılarla dolu bir oda yapan Ilgaz, burada da eşyalardan kesitler koymayı seçiyor. Fotoğraflar arasında, bütününü gördüğümüz az eşya var, genellikle hepsi eksik ve onlardan biri de, en ortada duran antika şifonyer. Sanatçıyla yaptığımız konuşmada, bana bu şifonyerin annesine ait olduğunu söylüyor ve her çekmece açıldığında çıkan sesle, bir zaman kırılması yaşadığını ve aile evindeki anılarına gittiğini anlatıyor. İşte belki de tam da o anda, onun Kırılma Noktası eseri için dediğinin aksine ‘‘bir şey hem yok, hem de var oluyor.’’