Beyler, ağalar, İstanbul ne tarafta?*


Serkan Taycan’ın Kente Doğru sergisi Türkiyenin önemli endüstriyel kültür miraslarından biri olan Kadıköydeki tarihi Hasanpaşa Gazhanesi, yeni adıyla Müze Gazhanede Ocak 2022’ye kadar devam ediyor. Sergiyi bulunduğu mekânla kurduğu ilişki ve tarif ettiği yolculuk üzerinden değerlendirdik


Yazı: Selin Çiftci



“Çamlıca Camiiyi ve üstü başı dökülmüş Nişantaşı Apartmanlarını gördüğüm bir manzaraya bakarken ölmek istemem.” dedi tatlı kız.

“Öyleyse hepsini yıkalım.” diye ekledi Menderes.


Serkan Taycan, Habitat serisinden #1 ve #19, 2008



Muhafaza etmeyi bir türlü beceremeyip muhafazakâr olmakla bunca övünen günümüz Türkiyesi’nde -ki sevgili Nur Altınyıldız Artun’un derinlikli analizi gösteriyor ki bu ülke her daim böyleydi¹- geçtiğimiz aylarda ilginç bir şey oldu. 19. yüzyılın önemli endüstri miraslarından biri olan Hasanpaşa Gazhanesi, çeyrek asrı aşan direnişin ve bir dizi meşakkatli koruma-restorasyon çalışmasının ardından, “bir şekilde hayata geçebilmiş yeniden işlevlendirme” projelerinden aşina olduğumuz üzere -bu noktada pek de şaşırtmayarak- sosyal ve kültürel bir merkez olarak şehre kazandırıldı. Alışıldık programlara sahip olmasına rağmen, üretim mekânının ayrıksı doğasını koruyup evcilleştirmeyen² şehrin bu kazanılmış yeni mücadelesi, hikâyesinin altını daha kalın çizmek suretiyle sergi mekânının kapılarını da ilk olarak Serkan Taycan’ın 2007’den bu yana sürdürdüğü araştırma projesinin bir çıktısı olan Kente Doğru’ya açtı.



Serkan Taycan, Kabuk #01: Küçükçekmece, 2010-2012

Kente dair söylediği sözü varlığıyla eyleme döken Gazhane’den aldığı cesaretle, davet edildiği mekâna boylu boyunca uzanan, uzandıkça yerleşip demlenen, demlendikçe şehre dair yeni soru işaretleri üreten sergi, Taycan’ın ifadesiyle, ismini “kente doğru” anlamına gelen İstanpoli, yani İstanbul’dan alıyor. İsminin işaret ettiği yönelimle örtüşecek bir formla kurgulanan ve ziyaretçisini taşradan başlayıp, kent merkezinde bir meydana uzanan yolculuğa çıkararak vaat ettiğinin hakkını veren Kente Doğru, tam olarak açık etmese de köyden kente yapılan bir göç yolculuğundan seçilebilecek olası manzaraları da bünyesinde barındırıyor.


Serkan Taycan, Kabuk #08: Beylikdüzü, Ayazağa, Kayabaşı, 2010-2012


Kahramanımızın “Beyler, ağalar, İstanbul ne tarafta?” sorusuyla başlayabilecek bu yolculuk, Fikirtepe’nin güneş gör-e-meyen bir ara sokağına uğradıktan sonra, Taksim’in, yıllardır çatışan ideolojileri bir çırpıda üstüne geçirivermiş son model binalarının gürültüsü eşliğinde meydandaki bir beton yükseltisine dayanıp yorgunluğa eşlik eden bir kaybolmuşluk hissiyle son bulacak gibi.


Serkan Taycan, Kabuk serisinden, 2010-2012

"Sütçüyü anlayışla karşılamış, muhtemelen yoldan geçen hafriyat kamyonlarına 'cık cık'lamış, üstümüz başımız kokmuş ve göz zevkimizden olmuş bir halde, şehrin biricik meydanlarına varıyoruz."


Serkan Taycan, Kabuk serisinden, 2010-2012


Ankara’nın doğusundan başlayarak, kimlik, aidiyet, coğrafya ve kader dörtgeninde, aslında drama hiç de izin vermeden iklimin ve taşra gerçeğinin kemikleşmiş soğuğunu bir çırpıda hissettiren sergi, İstanbul’a doğru yaklaşırken şehrin gitgide silikleşen hafızasına hizmet eden inşaat halini, bitmeyen toplu konut ve mega proje düşkünlüğüyle bir arada sunuyor. Hem kullanıcıya hem kente dair tarif ettiği yüzeysel, noktasal ilişkilerle “yerin bilgisi”ni oluşturmaktan bir haber olan bu projeler, radyoaktif kirliliğe maruz kalmış zehirli mantarlar gibi bomboş bir tepenin hemen üzerinde, şehrin tek tük kalmış ormanlarında ya da bir mandanın çamurlu merasında bitiveriyor. Bu toksik yapılaşmayı, kullandığı fotoğraf diliyle çatışmaya maruz bırakarak anlamayana da anlatan, görmeyene de gösteren Taycan, ilk defa bu sergide sunduğu bir video çalışmasında bu çarpıklığın bir sütçünün hayatına olan etkisini ortaya koyuyor. Ta