500K⎜İz Öztat

Sanatçıların kişisel tarihlerinde, sanat pratiklerini şekillendirirlerken öne çıktığını, diğerlerinden bir yerde ayrıştığını düşündükleri bir yapıtı kendi kelimeleriyle ifade ettikleri; kendi serüvenleriyle yapıtlarının kesiştiği seri 500K Nazlı Yayla’ya anlatılan, 500 kelimeden oluşan ve her ayın ilk Çarşamba günü unlimitedrag.com üzerinde mekân bulacak metinler aracılığıyla geleceğe dönük bir arşiv oluşturmayı hedefliyor. 500K bu hafta İz Öztat'ın Akan Suya Kabus Anlatmak başlıklı videosu ile devam ediyor


Yazı: Nazlı Yayla

İz Öztat, Akan Suya Kabus Anlatmak, 2015, Video



İz Öztat, Akan Suya Kabus Anlatmak başlıklı videosunu pratiğini şekillendiren ve dünyayı algılayış biçimini değiştiren bir yapıt olarak tanımlıyor. Ayrıksı bir yapıt olarak ele alınan video, nehir formuna işaret eder gibi, öncesinde, sonrasında, beraberinde gelenlerle birlikte daha geniş bir alana yayılıyor. Sanatçının Yağmur Hasadı İçin Heykel’le topladığı suyla yaptığı suluboyalardan oluşan Akan Suya Kabus Anlatmak, ayrıksı olarak nitelendirilen bir yapıtın bütünde ifade ettiklerini ve açtığı kanallar üzerinden ayrıklığın ne olduğunu tekrar düşünmeye vesile oluyor.



İz Öztat, Akan Suya Kabus Anlatmak, 2015, Video



Akan Suya Kabus Anlatmak başlıklı videoyu, nehir-tipi HES’lere karşı verilen mücadeleleri daha yakından anlama ihtiyacıyla başlayan bir sürecin ardından 2015 yılında tamamladım. Mücadelenin en yaygın kullanılan sloganlarından biri ‘Nehirler özgür akacak’ idi. Nehrin özgür akması ve nehrin yaşam hakkına dair bu talebi, ifade özgürlüğü ve özgürlük arzusuyla ilişki içinde düşündüm. Vadilerdeki ekosistem, maddi kültür ve mücadelede kurulan söylemlerin birbirini nasıl şekillendirdiğine bakarken ve anlamaya çalışırken öğrendiklerim sonraki üretimimi ve dünyayı algılayışımı değiştirdi. 2014’te İstanbul Bienali’ne Fatma Belkıs’la beraber davet edildikten sonra, üç aylığına Cité des Arts’a gittim. Gitmeden önce Moving Museum sergisi kapsamında Şişhane Otoparkı’na 47 günde 82 kilo su topladığım Yağmur Hasadı İçin Heykel’i kurmuştum. Paris’te ise küçük bir bütçem vardı ve dönerken yanımda getirebileceğim şeyler üzerinde çalışmam gerekiyordu. Böylece, A4 kağıt üzerine yaptığım suluboyalar, araştırma sürecime gündelik olarak eşlik eden bir pratiğe dönüştü. İstanbul’a döndüğümde, hasat ettiğim suyla yaptığım suluboyalarla Akan Suya Kabus Anlatmak oluştu.


Nehirler, işe ve sürece biçim verdi. Suyun ticari amaçlı kullanımında kendini yenileyemeyecek şekilde tüketilmesi, bir yandan Fatma Belkıs’la bu sürece birlikte girmemiz ve o işbirliğinin kendisinin bir kaynaklık etmesi, nehrin pek çok koldan beslenen bir biçim olarak burada da kolektif bir sürecin ilerlemesi ve işlemesinin arzulanması… Yağmur Hasadı İçin Heykel’in daha sonra gelecek bir işin kaynağı olması. Akan Suya Kabus Anlatmak da sonradan gelecek işleri çağırdı.


Akan suya anlatarak kabuslardan kurtulmaya dair halk inancından yola çıktım. Nehrin yatağından koparılıp boruya alınması ile kabusun insanı yatağında paralize etmesi arasında bağlantılar kurdum. Bilinç akışı (stream of consciousness) ifadesinde, nehir formuna referans veren zihinsel bir aktiviteden bahsediyoruz. Dolayısıyla, zihinde olanla nehrin akışını bir arada düşündüm. Su yatağından koparılıp özgür akamayınca, zihin de endişe, çaresizlik ve kaynağın kuruması korkusuyla tıkanıyor. HES karşıtı direnişlere yataklık eden vadilere gittiğimizde, içinde yaşanılan çevre ile insan davranışı arasındaki etkileşimin çeşitli ifadeleriyle karşılaştık ve bu anlatılar da videoyu şekillendirdi. Akan Suya Kabus Anlatmak, bir sunum-performansın parçası olarak ilk kez gösterildiğinde, videoda yer alan suluboyaları -kabusları alıp götürmeleri için- izleyiciye armağan etmiştim.


Paris’te suluboya yapmaya başladığım zaman nereye gideceğini bilmiyordum. Okumalarla şekillenen bazı düşünceler suluboyalarda soyut bir dilin oluşmasını sağladı. Kullandığım mavi, kırmızı ve siyah renklerinin bu iş bağlamında karşılıkları olmaya başladı. Suluboyaların bir kısmını metni yazarken metne uygun olarak yaptım. Bir yandan da suluboyalara bakarak yazdığım parçalar metne eklendi. ‘Kristal Berraklığı’ sergisine davet edildiğimde, kristallerle düşünürken, nehir formuna bakarken aldığım haz ve çalışma yöntemine doğru gidebileceğimi farkettim. Maddenin halleri olarak düşünürsek sıvı haline nehir formu üzerinden baktım, katı haline de kristal üzerinden bakabilirdim. Akan Suya Kabus Anlatmak’ın Söz Konusu Koşullarda Şaşkın İnceleme’yi çağırdığını söyleyebilirim. Her iki işin metninde de, okuduğum kaynaklardan alıntılar var. Bu süreçlerde, yazılı kaynakların yanı sıra yerel ve anonim bilgiden de beslendiğim için, işleri kamusal bilgi alanına ithaf ettim. İşler, izin almak gerekmeksizin çoğaltılabilir, değiştirilebilir ve dolaşıma sokulabilir.”