top of page

Zihnin izini sürmek

Ali Kazma'nın, Winter Video Days kapsamında, Guillaume de Sardes küratörlüğünde, 15 Ocak 2023 tarihine dek Monaco'nun en eski müzelerinden biri olan NMNM'nin (Nouveau Musée National de Monaco) bir parçası olan Villa Sauber'de gösterilen Orhan Pamuk videolarına dair...*



Ali Kazma, House of Ink, 2022, Videodan görüntü


A Mind at Work


Ali Kazma yirmi yıldan biraz fazla süredir, “Nasıl yaşamalı?” sorusunun peşinde, insanın dünyayla kurduğu bağı bir nebze anlamak adına, insan bedenine, çalışma mefhumuna ve çalışan bedene dair videolar üretiyor. Bu videoların her biri, kendi deyimiyle bir haritalama ya da kişisel Ansiklopedi’sinin maddeleri olarak düşünülebilir. İnsanın bedenini, çevreyi, dünyayı ve insanlığın gidişatını değiştirme-dönüştürme kapasitesine dair doyumsuz bir merakla yola çıkan Ali, bugün sayıları 60’ı geçen videolarına kendi mahallesinde yaptığı çekimlerle başladı ve üretiminde hep insanın dünyadaki varlığına, dünya ile nasıl ilişkilendiğine, kendi varlığının devamını ve bakımını nasıl sağladığına baktı. Engellemeler serisindeki çoğunlukla insan bedeninin hayatta tutulması, becerileri, dayanıklılığına dair işler, Rezistans serisinde daha ziyade bedenin inşa, bakım ve kontrol süreçlerini ele alan işlere dönüştü. Bu iki serinin dışındaki kimi işler de yine endüstri, bilim, sanat gibi çalışma alanlarındaki farklı üretim süreçlerini ve üreticileri mercek altına almaya devam etti.

“Hakikati”[1] anlama çabasıyla ortaya çıkan bu işleri ilk defa topluca gördüğüm zamancı sergisi beni bir hayli etkilemişti (Arter, İstanbul, 2015). İçinde yaşadığımız kürede düzen kurma, muhafaza etme, bakım yapma, tamir etme ve var olan düzeni ve araçları geliştirme ısrarını gösteren ve göstermesiyle de bunu bir anlamda öven yaklaşım, insanlığa olan inancı zayıf bir kişi olarak benim bir yandan bu inancı tazelememe, bir yandan da kendi argümanlarımı teyit etmeme vesile oldu. Sanatın işlevlerinden biri de çelişkileri açmak ve etik soruları ortaya atmaksa Ali’nin işleri bunu ustalıkla beceriyordu.


Elbette yalnızca beni değil, çok sayıda insanı etkileyen, titizlik ve nesnellikle örülmüş, ince işlenmiş videolar çoğunlukla medeniyeti nasıl inşa ettiğimizin ipuçlarını taşıyan fragmanlardı: Homo faber’in jestlerinin çeşitliliği, karmaşıklığı, uzmanlığı, detaycılığı ve (şimdilik) gidebildiği en uç noktalar konu ediliyordu (en hızlı Top Fuel, en uzun ömürlü Cryonics, en gelişkin teknoloji Robot vb). Alet/teknoloji yapan, üreten ve çalışan insan, çevresini ve dolaylı olarak kaderini değiştirebildiği için belki de Ali’nin nasıl yaşamalı sorusuna bir anlamda cevap veriyor, o da saygıyla karışık bir hayranlık içinde bunu kayda alıyordu. Yakın zamanda ise tutkulu ve aç bir okur olan Ali’nin daha önce kendilerine nispeten seyrek biçimde yer bulmuş olan sanat(çı), kitap ya da edebiyat ile ilgili videolarına (Écrivain (2020), Painter (2010), Play (2013), Home (2014), House of Letters (2015), Atelier Sarkis (2015), vd.), diğer bir deyişle homo narrans anlatılarına yenileri eklendi, hâlen de ekleniyor. Ali’nin Alberto Manguel ile birlikte yürüttüğü ve devam etmekte olan çalışmasından çıkacak videolar ile, bu sergide yer verilen ancak bir süre daha devam edeceğe benzeyen Orhan Pamuk videoları tam da bu son grubun yapıtaşları.


Ali’nin neredeyse her videosu bizi sanki gizli bir geçitten "öteki taraf"a geçirir, normalde rahatlıkla/izinsiz giremeyeceğimiz mekânlara götürür, şahit olamayacağımız süreçlere tanıklık etmemizi sağlar, tanışamayacağımız insanlarla tanıştırır. Ancak bu defa, son dönemdeki işlerinde sanatçının çıtası çok daha yüksek: Dışarıdan görülmesi ve izlenmesi mümkün olmayan bir eylemin/sürecin, bir yazarın iç dünyasının ve zihninin işleyişinin izini sürmek. Sergideki en güncel iki video eseri A House of Ink ile Sentimental’de Ali, Nobel ödüllü roman yazarı Orhan Pamuk’un dünyasına dahil olarak “bir üretim mekânı olarak zihnin” izini yalnızca yazarın dış mekânı, mekândaki nesneleri ve arkasında bıraktığı kimi notlar ile desenlerden sürmeye çalışıyor. Böylelikle biz de yazarın kabuğunun içine sızıyor, onun dünyasına dalıyoruz.



Ali Kazma, House of Ink, 2022, Videodan görüntü


A House of Ink


Orhan Pamuk, Kara Kitap’ının ikinci bölümünde, muhtemelen bir kez okuyanın aklından bir daha hiç çıkmayacak bir imgeyi/olayı anlatır: İstanbul Boğazı’nın suları çekilir ve bu felaketle binyıllar içinde suların altında kalmış olan türlü şey ortaya çıkar: Kelt ve Likyalı iskeletleri, bir İngiliz denizaltısı, bir Ceneviz hazinesinin artıkları ve daha niceleri görünür olur; diğer taraftan yeni mahalleler, yeni manzaralar ve kokular peyda olur. A House of Ink’teki sayısız defterin, notun ve çizimin bize gösterdiği kadarıyla Orhan Pamuk’un zihninin derinlikleri de boğazın suları altında biriken/birikmeye devam eden katmanlar kadar karmaşık. İstanbul bir palimpsest par excellence kabul edilebilirse eğer, Pamuk’un üretiminin tükenmez ilham kaynağı ve çoğu kitabının arka planı olarak el yazmalarındaki nefes almayan devamlılığın, üst üstelik ve iç içeliğin, karalamaların, boşlukların, silinip tekrar yazılanların, yazılara eşlik eden labirentimsi çizimlerin de, kaçınılmaz olarak İstanbul’un dokusunu tekrar ürettiğini ve hatırlattığını söylemek mümkün olur.


Ali’nin neredeyse her videosu bizi sanki gizli bir geçitten "öteki taraf"a geçirir, normalde rahatlıkla/izinsiz giremeyeceğimiz mekânlara götürür, şahit olamayacağımız süreçlere tanıklık etmemizi sağlar, tanışamayacağımız insanlarla tanıştırır.

Bu düşünsel mekânın kalabalıklığı ve sıkışıklığına rağmen, yazarın çalışma alanı nispeten ferah, hatta boştur. Sanki yeni taşınılmış ya da yerleşilememiş bir meskendir burası ve biz de bir kış günü, şansa, bu eve misafir olmuşuzdur. Arada pencereden dışarı göz atarız. Çok tanıdık, klişe bir İstanbul manzarası: camiler, minareler, cüretkâr martılar ve usulca ilerleyen vapurlar... İçeri döneriz, yazar kendi koyu yalnızlığında konsantre olmuş çalışırken biz de bu sefer olabildiğince görünmez olmaya çalışarak etrafa göz atarız: Çalışma alanının farklı köşelerine yığılmış kitaplar, masadaki ıvır zıvır, el yazmalarındaki notlar ve çizimleri, romanlarındaki o uzun, çetrefilli hikâyelerin nasıl inşa edildiğini gösterir bize; metnin dokusu, nasıl dokunduğu, iplikleri, örgüleri, düğümleri ifşa olur. Yarattığı dünyaya dalıp çıkarız. Diğer taraftan kar küreleri, nü figürinler, kurşun askerler gibi nesneler; kurgulanan hikâyelerin, düşünsel mekânın nasıl kurulduğunun izini sürmemize izin verir, onlarla dayanışma kurduğumuz ölçüde bizim suç ortaklarımız olurlar.[2]


Winter Video Days kapsamında Nouveau Musée National de Monaco – Villa Sauber'de devam eden Ali Kazma sergisinden görünümler (House of Ink çalışması), Fotoğraflar: NMNM/François Fernandez



Bu yaklaşık 20 dakikalık triptik videonun her bir ekranı kendi zamanında akıyor. Akan görüntülerin senkronize olmaması ise izleyicinin bir kez gördüğü bir üçlü birlikteliği tekrar yakalamasını neredeyse imkânsız kılarak, her seferinde yeni bir kombinasyon, yeni bir kompozisyon ve hikâye ortaya çıkarıyor. Ali’nin böylelikle izleyicinin bakışını çalıştırdığı, zihnini bağlantılar bulmaya zorladığı bu kurgudaki her şey bizi dolambaçlı üretim sürecine tanık ediyor, yazarın kimi zaman doğru bir kelimeyi bulmak için harcadığı aralıksız eforu açığa çıkarıyor. Diğer taraftan bu mekân etüdünün büyüteci altında yazarın kırılgan anlarına, takıntılarına, alışkanlıklarına ve tuhaflıklarına ortak oluyoruz. Pamuk’un külliyatının parçaları bizden organize bir şekilde dağınık, geniş bir muhayyilenin, bir zihnin parçalarını birleştirmemizi bekliyor. “Romanlar ikinci hayatlardır”[3] diyen yazarın cümlesine istinaden bu ikinci hayat(lar)ın önce zihnin, ardından bir defterin mekânında nasıl kurgulandığını ve yaşandığını; yazarın zamanlar, mekânlar ve kimlikler arasında nasıl yolculuk yaptığını görerek bu yolda bir adım atıyoruz.


Ali Kazma, Sentimental, 2022, Videodan görüntü


Sentimental

Sentimental videosunda Ali, Orhan Pamuk’u çalışma masasının başında, üst üste yığılmış A4 kâğıtlara imzasını atarken, tekrarlanan, otomatik bir eylem içinde yakalıyor. Clerk (2011) videosuna göz kırpan bu işin farkı, yalnızca ellerin otomatize bir eylem gerçekleştirmemesi, aynı zamanda konuşmanın da yer alması. Videonun ikinci dakikasında yazarın bu sıkıcı ve rutin işi bir süre daha yapması gerektiğini, Ali’nin ise ertesi gün yola çıkacağını öğreniyoruz. Pamuk soruyor, Ali yanıtlıyor: Günde kaç saat motosiklet sürebiliyor? Hangi rotayı izleyecek? O iki nokta arasında feribot var mı? vb. Pamuk her bir imzayla koltuğuna demir attıkça Ali uzaklaşıyor; a şehrinden b şehrine, oradan c’ye uzanıyor.


Video boyunca Ali yazarın sorduğu, yolculuğuna dair tüm ayrıntıları detaylı bir şekilde sabırla anlatırken, diyaloğun yaşandığı andaki çekimlere, Ali’nin gideceğini söylediği şehirlerde (daha sonra) yaptığı çekimler eşlik ediyor. Dolayısıyla 7 dakika 45 saniye boyunca videoya farklı zaman kiplerinin --şimdi, gelecekteki geçmiş zaman (futur perfect), geçmiş-- iç içe girdiği tuhaf bir iç-zamansallık hâkim oluyor. Tüm bunlara neredeyse Ali’nin bahsettiği güzergâhındaki yerleri birebir tasvir eden Orhan Pamuk çizimleri/desenleri eklenince, ortaya tekinsiz bir akrabalık çıkıyor.Diptik bir video olan Sentimental, üç yönüyle Ali’nin önceki işlerinden belirgin biçimde ayrılıyor: Ali’nin nesne-öznesiyle baştan sona akan bir diyaloğa girmesi; (dolayısıyla) Ali’nin --hiç görünmese de sesiyle orada olduğunu bildiğimiz-- inkâr edilemez varlığı; ve son olarak, videonun çekildiği mekânın dışından birtakım görüntülerin videoya dahil olması. Bu üç nitelik kanımca Sentimental’i kırılma olarak tabir edebileceğimiz önemde bir iş kılıyor. Esasında Ali bu niteliklere göz kırpan kimi işler üretmişti: Écrivain adlı videosunda yine beden/eller değil dil işliyor, Paul Ardenne yazarlığına, kitaplarına dair kısa konuşmalar yapıyordu. Ali’nin varlığını bize açık eden bir işi Robot idi, videoda robotun kamerasının düşerek bir anda aynada kendisini mercek altına alan Ali’yi göstermesiyle ilginç bir karşılaşma yaşanıyordu. Tabii bir de 5541’de Ardenne ile sarılarak poz verdikleri sahne var. Sentimental’deki üçüncü ayırıcı özellik ise bildiğim kadarıyla daha önce hiçbir videoda kendine yer bulmadı.


İlk izleyişte hemen daha uzun sürmesini istediğim bu kısa video, Ali’nin yaptığı uzun bir yolculuğu kelimelerle gelecek zamanda, görsellerle ise geçmiş zamanda anlatırken; sanki gezgin Marco Polo ile imparator Kubilay Han arasında geçen/geçmiş olabilecek bir diyalog gibi de görünmüştü bana. Bu hareketli gezinin notları videonun ritmiyle el ele koşarken, aklıma işlerinin temel konularından biri de hareket ve enerji olan Ali’nin hareketin insanı entropiden koruduğuna inandığını söyleyişi[4] düştü. “İçsel uçsuz bucaksızlık”ı “hareketsiz insanın hareketi” olarak tanımlayan[5] Gaston Bachelard’a göre Pamuk’un da bir dinamizm içinde olduğu kesin; ancak ilginç biçimde, önceki Kazma eserlerinden farklı olarak bu videoda hareket-enerji, özneye ya da eylemine değil, Ali’ye ait: Eyleme geçen, zamanda ve mekânda hareket eden, bir noktadan diğerine giden o. Ve onun anlatısı ilerledikçe ve açıldıkça, anlattığı gerçek hikâye kurguyu, oralar burayı, dış mekân iç mekânı, uzaklık yakını, hareketlilik stabiliteyi, akıcılık durgunluğu, eylem eylemsizliği vurguluyor. Aralarında açılan makas en nihayetinde Pamuk’un bahsettiği Naive (saf) – Sentimental (düşünceli) ayrımında duruyor.


İlk izleyişte hemen daha uzun sürmesini istediğim bu kısa video, Ali’nin yaptığı uzun bir yolculuğu kelimelerle gelecek zamanda, görsellerle ise geçmiş zamanda anlatırken; sanki gezgin Marco Polo ile imparator Kubilay Han arasında geçen/geçmiş olabilecek bir diyalog gibi de görünmüştü bana. Bu hareketli gezinin notları videonun ritmiyle el ele koşarken, aklıma işlerinin temel konularından biri de hareket ve enerji olan Ali’nin hareketin insanı entropiden koruduğuna inandığını söyleyişi düştü. “İçsel uçsuz bucaksızlık”ı “hareketsiz insanın hareketi” olarak tanımlayan Gaston Bachelard’a göre Pamuk’un da bir dinamizm içinde olduğu kesin; ancak ilginç biçimde, önceki Kazma eserlerinden farklı olarak bu videoda hareket-enerji, özneye ya da eylemine değil, Ali’ye ait: Eyleme geçen, zamanda ve mekânda hareket eden, bir noktadan diğerine giden o.

Pamuk’un Alman şair-yazar Friedrich Schiller’in 1795 tarihli Saf ve Duygusal Şiir Üzerine başlıklı makalesinden ödünç aldığı bu ayrım, naif şairleri (“sanatçıları” diye okumalı), spontanlığı kucaklayan, kritik ve bilinçli zihni bir kenara bırakabilen, fazla düşünmeden üreten; düşünceli olanları ise daha sorgulayıcı, kendi üzerine düşünmeye meyilli, çocuksu masumiyetlerini yitirmiş olarak tanımlıyor. Ali Kazma’nın tamamen ilk kategoriye dahil edilebileceği konusunda Pamuk’a pek katılmasam da onun “Romancı aynı anda ne kadar çok saf ve ne kadar çok düşünceli olabiliyorsa o kadar iyi yazar.”[6] cümlesinin neredeyse tüm sanatçılar için geçerli olabileceğini düşünüyorum. Pamuk’un geçmişte ressam olmak istemiş (hâlen de resim yapan) bir yazar, Ali Kazma’nın ise yazıya, kitaplara ve edebiyata çok düşkün bir (görsel) sanatçı olduğunu göz önünde bulundurunca, saf ve düşünceli şair arasında uzanan bu çizginin, (görsel) sanatçı ve yazar arasında da aynı belirsizliği koruyarak var olabileceğini varsayıyorum.


Pamuk, romanların asıl konusunun, “bu dünyada olmanın ve yerimizin anlamı ya da bu dünyada yaşamanın nasıl bir duygu olduğu”nu savunuyor[7], Ali ise “Ve yakıcı soru belirir: nasıl yaşamalı?”[8] diye soruyor. İzledikleri yol ne olursa olsun, bu iki ismin ortak bir arayışta buluştuğuna şüphe yok. Günün sonunda bu sergide karşılaştığımız edebiyat ile ilişkili videolar da, Ali’nin poetik ansiklopedisine iki yeni güçlü iş olarak dahil oluyor ancak sanatçının devasa görevi henüz bitmedi. Yolculuğu devam ediyor…



Ali Kazma, Sentimental, 2022, Videodan görüntü



 

[1] “Üretmekte olduğu sanat yapıtı aracılığıyla ‘hakikate’e olabildiğince yaklaşmak –‘hakikat’e, yani varolmanın ne anlama geldiğine.” // “Every time he places his camera on its tripod, his goal is this: to make the work of art he is producing reveal to him something that is likely to place him as close to the ‘truth’ as possible –the ‘truth’, that is, the very meaning of what it is to exist.” Paul Ardenne, “In It: Ali Kazma, his life and work – the incarnation of energy”, In It: Ali Kazma – Paul Ardenne içinde (New York: C24, 2012), 14.

[2] “Nesnelerle dayanışma kur; özellikle küçük, gizli, köşelerde kalmış nesnelerle. Onlar senin suç ortakların.” Ali Kazma’nın kendi video pratiğine yön veren düşünce ve ilkeleri not ettiği Hatırla adlı kitabından (İstanbul: Umur Yayınları, 2020), sayfa sayısı yok.

[3] Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı (İstanbul: YKY, 2020), 9.

[4] Ali Kazma, “(…) there is a real grace in being able to move. The movement protects you from entropy.”, “Ali Kazma and Paul Ardenne, a conversation with Barbara Polla”, In It: Ali Kazma – Paul Ardenne içinde (New York: C24, 2012), 43-44.

[5] Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası (İstanbul: İthaki Yayınları, 2017), 224.

[6] Orhan Pamuk, agy., 43.

[7] Orhan Pamuk, agy., 45.

[8] Çeviri bana ait, orijinali: “And the burning question comes: how to live?”, “Ali Kazma and Paul Ardenne, a conversation with Barbara Polla”, In It: Ali Kazma – Paul Ardenne içinde (New York: C24, 2012), 46.




*

Bu yazı Ali Kazma'nın NMNM'de Winter Video Days kapsamında gerçekleşen sergisine eşlik eden yayın için Nilüfer Şaşmazer tarafından kaleme alınmıştır ve NMNM'nin izniyle yayınlanmıştır.

Comments


bottom of page