top of page

Zaman, form ve kuantum: Kerem Ağralı ile Nova Prophetia üzerine

Güncelleme tarihi: 7 Nis

Geçmişin kadim bilgisini, bugünün gerçekliğini ve geleceğin belirsizliğini tek bir düzlemde bir araya getiren Kerem Ağralı 27 Şubat - 25 Nisan 2026 tarihleri arasında Nova Prophetia (Yeni Kehanet) adını verdiği sergisiyle Bozlu Art’ta izleyiciyle buluşuyor. Adının ima ettiği mutlak bir kehanetten ziyade kuantum evreninin sonsuz olasılıklarına ve çok katmanlı düşünce alanlarına işaret eden bu sergi vesilesiyle heykel pratiğinden süzülerek tuvale yansıyan hacimli formlarını görmek üzere Ağralı’nın atölyesini ziyaret ettik


Röportaj: Merve Akar Akgün



Kerem Ağralı, 2026. Fotoğraf: Berk Kır


Atölyene gelmeden önce zihnimde hep Marmara Üniversitesi’nde aldığın heykel eğitimin vardı. Tuvallerine bakarken içlerindeki heykelsi kurguyu zamanla daha iyi görebiliyorum. Hatta atölyenin girişinde duran, çamurdan modelleyip 3B yazıcıyla hayata geçirdiğin yeni heykelin de resimlerinin üç boyutlu bir yansıması gibi. Formla kurduğun bu ilişkinin, heykelden resme uzanan yapısını nasıl tarif edersin? Eğitimin pratiğini nasıl şekillendirdi?

Aslında çok komik ve ilginç bir süreçti benimkisi. Ben en başından beri resim okumak istiyordum. Hatta yetenek sınavında her şeyi kusursuz çizdiğimi düşünürken modelin elindeki sopayı tutan parmakları dört yerine beş parmak olarak çizdiğimi fark ettim! (Gülüyor) Tabii insan kendini tanımalı, “silerim” dedim ama unuttum! Resim bölümünü kazanamamamın nedeninin bu olduğuna inandım hep ama heykel sınavında, özellikle desen aşamasında, birinci oldum. Heykel bölümüne girişim böyle tesadüfi bir şekilde oldu diyebilirim.

Başlarda çamur kovalarına, kalıplara ve atölye şartlarına hiç uyum sağlayamadım ve koptum. Kendime gelmem beş seneyi buldu. Mezun olduktan sonra heykeltıraş Hüseyin Suna’nın yanında asistanlık yapmam benim için kırılma noktasıdır. İstinye’deki o küçük odada kalıp almayı, malzemeyi sahiplenmeyi, atölye disiplininin ne demek olduğunu öğrendim. Çalıştıkça şevkim arttı. Ancak bir yandan da desen çizmeyi hiç bırakmamıştım. Kâğıt üzerindeki kurgularım bir noktada “Bunları tuvalde görsem ne olur?” sorusunu doğurdu ve o patlama anı gerçekleşti. Bugün geriye dönüp baktığımda heykelin resmime olan devasa katkısını çok net görüyorum. Kompozisyonlarımdaki göğe yükselme arzusu, figürleri bir kaide üzerine yerleştirme güdüsü tamamen heykel disiplininden geliyor. Aslında ben hâlâ üç boyutlu düşünüyor, bu ritüeli tuval yüzeyinde kurguluyorum.



Kerem Ağralı'nın atölyesinden, 2026. Fotoğraf: Berk Kır


Nova Prophetia sergisiyle Bozlu Art’ta izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyorsun. Sergide yaklaşık 30 eser olacak ve anladığım kadarıyla bazılarında formların en primitif halleri, araştırma-geliştirme süreçlerin de yer alacak. Ancak bu sergi öncesinde yaklaşık altı buçuk yıllık bir sessizliğin var. Kişisel sergi açmadığın bu içe çekilme dönemin piyasaya tepkisel bir tavır mıydı yoksa sadece üretmek mi istedin?

Aslında ikisinin bir karışımı diyebilirim. Bir noktada tıpkı bir kara delik gibi kendi içime çöktüm ve “Ben sadece üreteceğim” kafasına girdim. Piyasadan çok uzak biri değildim aslında ama pandemiden sonraki süreçte, hızlı tüketim dinamikleriyle benim üretim ritmim bir türlü aynı frekansı tutturamadı. Ne onlar bana uyabildi ne ben onlara. Bu süre zarfında atölyede deliler gibi çalıştım. Sonuçta sanatçı bir gündem için ya da sadece “bir sergi çıksın” diye üretmez; yaptığım her şey zaten gelecekteki bir varoluşun ön hazırlığıydı.

Ama bir yandan da hayatın ekonomik gerçekliğinden kopmamaya çalıştım. Bahçeşehir Üniversitesi’nin kampüs heykellerini yapmak gibi farklı komisyon işler aldım. Romantize edilen, melankolik “sanat sepet” kafasından ziyade, ayakları yere basan bir üretim modelini benimsedim. Yıllar sonra İbrahim Cansızoğlu ile yollarımızın yeniden kesişmesini, içerde biriken bu devasa kurgunun artık dışarı taşma vaktinin geldiğinin organik bir işareti olarak okudum.


Sanatçı atölyelerini ziyaret ettiğimde her zaman aklıma takılan meşhur soruyu sana da sormak istiyorum. Aylarca bir tuvalin, bir kurgunun üzerinde çalışıyorsun. Sen bir işinin bittiğine, “Tamam, artık buna dokunmamalıyım” dediğin o noktaya nasıl varıyorsun?

Bu çok sezgisel ama bir o kadar da matematiksel bir an. Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, iş artık o an için bir doyum noktasına ulaşıyor. İşte tam orada profesyonel tarafınızın devreye girmesi gerekiyor. Çünkü resim yapmak o kadar zevkli bir süreç ki, kurgunun içinde kaybolup bitmesini istemeyebiliyorsunuz. Eğer doyum noktasını kaçırırsanız, düşünmediğiniz şeyleri eklemeye ve işi “yormaya” başlayabilirsiniz. Tek bir işte kendini harap etmemek, o enerjiyi bir sonraki işe taşımak gerekiyor. Aslında benim için hiçbir eser tam olarak bitmez; bitmiş gibi görünen her iş, daha büyük bir hikâyenin sadece küçük bir parçasıdır. Zaten bu yüzden benim için bu süreç bitmek bilmeyen bir AR-GE diyebilirim.



Kerem Ağralı, İlk Emir, 2022, Tuval üzerine akrilik ve akrilik kalemi, 200x150 cm


Tuvallerinde sıklıkla karşılaştığımız, kaidelerin altından/yanından/üzerinden yükselen bir “parmak” sembolü var. İşlerindeki çok katmanlı, yer yer spiritüel ve mistik etkilere sahip dili düşünerek soruyorum, bir kurguyu yaratırken inşa ettiğin yapılar neyi temsil ediyor?

Evet, sıklıkla kullandığım bir parmak hikâyesi var; formların onun üzerinden yükselmesi, aslında evrimsel bir sürece atıfta bulunuyor. Dışarıdan bakıldığında işlerim fantastik ya da sürreal görünebilir. Ama bu klasik anlamda bir Salvador Dalí sürrealizmi değil. Benim kompozisyonlarım ne kadar uçuk görünürse görünsün, hep bir yapı inşası üzerinde yükselir. Tanıdık bir zemin, bir mekân, bir mimari hep vardır.

Ben kadim geçmişten, insanlığın ortak bilincinden kopmak istemiyorum. İlham dediğimiz şeyin; insanlığın kendi evriminde edindiği, DNA’mızda kodlu olan devasa evrensel bilginin süzülmesiyle ortaya çıktığına inanıyorum. Ben “şeyleri bir araya getirebildiğimi” hissediyorum. İşe başlarken ön araştırmam çok azdır; tamamen sezgilerime güvenir ve kendimi akışa bırakırım. Sonra dönüp baktığımda imgelerin kendi aralarında kurduğu bağımsızlık ve aynı anda var olma halini, o gizli matematiği okumaya başlarım.


Prof. Dr. Kenan Gürsoy sanatçıların üretirken bir tür “vecd” hali yaşadığından bahsederdi. Sanatçının yaratım sürecinde tam bilinçli olmadığı hem bu dünyada olup hem de tamamen aşkın bir boyuta geçtiği eşsiz bir hal. Kuantum fiziğinde de artık ispatlandığı üzere; bilginin uzayda asılı kalması, zamanın lineer olmaması ve gelecekteki bir durumun geçmişi etkileyebilmesi gibi algımızı aşan gerçekliklerle bu “vecd” hali sence nasıl kesişiyor?

Muazzam bir eşleşme bu. “Vecd” ya da benim tabirimle “akışta olmak”... Ben bu durumu ruhsal ya da dogmatik bir spiritüellikten ziyade, tam da bahsettiğin bu holografik evren ve kuantum temeline oturtmayı tercih ediyorum. Kuantum fiziği bize evrenin bir ucundaki parçacıkla diğer ucundakinin aynı anda tepki verebildiğini, bilginin her an her yerde olduğunu söylüyor.

Zaman lineer değilse, geçmiş, gelecek ve an aynı anda yaşanıyorsa, o zaman bizim “ilham” dediğimiz şey, havada asılı duran sonsuz potansiyelden verileri çeken bir radyo alıcısı olmamızdır. Sanat üretirken girdiğimiz vecd hali, aslında o kanalı açmaktır. Huşu içinde dinlediğimiz büyük besteler, dâhiyane sanat eserleri sadece insan beyninin bir ürünü müdür, yoksa o kanalın evrensel bilgiye açık olmasıyla mı ilgilidir, bilinmez. Ben resimlerimi yaparken, tamamen evrenin bu ortak hafızasından beslendiğimi hissediyorum.



Solda: Kerem Ağralı, Yeni Kehanet Volume II, 2023, Demonte ahşap üzerine akrilik ve akrilik kalemi, 84x58 cm

Sağda: Kerem Ağralı, Yeni Çağ Volume II, 2024, Kâğıt üzerine akrilik ve akrilik kalemi, 70x50 cm


O halde Nova Prophetia, izleyicisine kapalı ve dogmatik bir hikâye dayatmaktansa, onlara kendi varoluşsal ihtimallerini okuyabilecekleri bir boşluk, new age bir kehaneti sunuyor diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Ben eserlerimde “Şu resimde tam olarak şu hikâyeyi anlatıyorum” demekten her zaman kaçındım. Benim için asıl büyüleyici olan, açık kapıdan giren izleyicinin kendi hikâyesini yazabilme ihtimali. Ben bile, resmi yapan kişi olarak bazen ortaya çıkan eserin tüm gizemine tam olarak nüfuz edemeyebiliyorum. Eğer sanat eserinin her milimetresini mutlak bir bilinçle kontrol edebilseydim, işin sihri kalmazdı. Zaten bu yüzden son dönem işlerimde Nova Prophetia ismini seri halinde, Volume 2 diyerek devam ettiriyorum. Çünkü yaratım enerjisinin tek bir eserde hapsolup bitmesini istemiyorum; ihtimallerin diğer resimlere, farklı zamanlara sıçramasını arzuluyorum.



Kerem Ağralı, Yeni Kehanet, Sergiden görünüm, Bozlu Art, 2026

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page