Vitrin, geçiş ve hafızanın inşası
- Uğur Kocager
- 5 Haz
- 5 dakikada okunur
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan’ın 3 Nisan - 29 Mayıs 2026 tarihleri arasında Galeri Vitrin’de izleyiciyle buluşan Hafıza Şeridi isimli yerleştirmesi, Maltepe Havagazı Fabrikası’ndan geriye kalan izler üzerinden kent, hafıza ve yokluk arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Arşiv görüntüleri, maskeleme bantları ve yarı saydam yüzeyler aracılığıyla şekillenen çalışma, parçalı ve kırılgan bir anımsama deneyimi kuruyor
Yazı: Uğur Kocager

Kıymet Daştan ve Başak Kaptan, Hafıza Şeridi, Yerleştirme, 2026, Galeri Vitrin
Goethe-Institut Ankara’nın, kent merkezinde yer alan Atatürk Bulvarı üzerinde konumlanan Galeri Vitrin isimli alanı, sergileme pratikleri açısından alışıldık galeri mekânlarından belirgin biçimde ayrılan bir örnek. Yürümenin de başkenti olan Ankara’da zaman geçirenler bilirler ki bu binanın önünden belirli belirsiz bir geçit, bulvar ile mahalle içini bağlar. Galeri Vitrin, işte o geçişte, kalabalığın hem merkezinde hem de kenarında yer alıyor. Ancak Goethe-Institut sayesinde bu geçişe ve dolayısıyla kente estetik bir dokunuş eklemleniyor. Bir geçiş hattı, bir pasaj, hatta bir eşik olarak işleyen bu alan, izleyiciyi içeri davet etmeden, onunla karşılaşıyor. Bu anlamda Galeri Vitrin, bir sergi alanı olmanın ötesinde kamusal dolaşımın kesintisiz akışı içinde sanatla karşılaşmanın mümkün olduğu bir arayüz olarak işliyor.
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan’ın bu eşik mekânda yer alan Hafıza Şeridi başlıklı yerleştirmesi, bu geçirgenliği yalnızca mekânsal değil, zamansal ve bellek temelli bir deneyime dönüştürüyor. Ankara’da yıkılmış olan Maltepe Havagazı Fabrikası’nın izini süren çalışma, şerit şerit katmanlanan maskeleme bantları, Kaptan’ın arşiv görüntüleri ve mavi branda gibi malzemeler aracılığıyla bir yokluğu görünür kılmaya çalışıyor. Bu görünürlük, parçalı, katmanlı ve kırılgan bir anımsama pratiği olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada yerleştirmenin içinde yer alan monitörde gösterilen videoya özel bir başlık açmak gerekir. İlk bakışta bir arşiv kaydı izlenimi uyandırsa da aslında Kaptan’ın 2001 yılında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğrenciyken çektiği görüntüler sanatçının, o dönem yine Goethe-Institut’te gösterilen İçeride adlı kısa filmi için Maltepe Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirdiği bu çekimlerden. Yıllar sonra bu görüntüler yerleştirme içinde yeniden ele alınıyor ve bambaşka bir bağlama yerleşiyor. Kaptan’ın geçmişte kurduğu bu görsel temas, bugün Daştan ile kurduğu ortak üretim içinde yeniden kurgulanıyor; kesilip parçalanarak ve bantların yarı saydam katmanlarıyla ilişkiye girerek yeni bir anlatıya dönüşüyor.
Bu noktada, daha önce Müze Gazhane’de izlediğimiz ve Aydınlanmanın gölgesinde başlıklı metnimde tartıştığım sergiyle kurulan düşünsel ilişkisellik dikkat çekici. Daştan ve Kaptan’ın da yapıtlarının yer aldığı ve Uras Kızıl’ın küratörlüğünde gerçekleşen Toz, Yıldızları Gölgede Bıraktığında isimli sergide ışık, seçen, dışlayan ve gölgeleyen bir rejim olarak ele alınmıştı. O metinde serginin fiziksel komşuluk yaptığı Bir Şehir Kurmak: Ankara sergisi ile de bir temas kurulduğunu, “Eski Ankara fotoğrafları, planlar, belgeler, özneler ve ayakları yere basan hayaller arasında karşılaşılan Ankara Gazhanesi imgeleri, modernleşmenin yalnızca ideolojik değil, maddesel ve enerjisel bir süreç olduğunu bir kez daha anımsatıyor” sözleriyle ileri sürmüştüm. Orada Ankara Gazhanesi olarak bahsettiğim yerin tam adı aslında Maltepe Havagazı Fabrikası. Benim açımdan bu sergi de o fiziksel komşuluğa kavramsal bir komşuluk ediyor. Burada da benzer bir mantık, bu kez hafıza üzerinden işliyor. Maltepe Gazhanesi artık fiziksel olarak mevcut değil; ancak onun yokluğu, bantların yarı saydam yüzeyinde, videonun titreşen görüntülerinde ve mavi brandanın maddesel çağrışımında yeniden kuruluyor.
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan, Hafıza Şeridi, Yerleştirme, 2026, Galeri Vitrin
Yerleştirmenin bana göre en çarpıcı unsurlarından biri, cam yüzeye katmanlar halinde yapıştırılan maskeleme bantları. Çünkü bu bantlar, fabrikanın silüetini doğrudan temsil etmek yerine, onu bir tür hayalet imgeye dönüştürüyor. Üst üste gelen çizgisel katmanlar hem mimari bir form üretiyor hem de bu formu sürekli olarak bozacak şekilde yerleştirilmişler. Bu durum, belleğin doğasına dair de güçlü bir metafor sunuyor: Anımsama hiçbir zaman berrak bir geri çağırma değil. Aksine üst üste binmiş, silinmiş, yeniden yazılmış izlerden oluşur; kentin kendisi gibi palimpsesttir.
Yerleştirmenin arka planında kullanılan mavi branda sayesinde ise bu hafıza katmanına politik bir boyut ekleniyor. Asbestten korunmak için yıkım sırasında kullanılan bu malzeme, kamusal bir yıkımı gizleme işlevi görürken, vitrinde tam tersine bu yıkımın izini açığa çıkaran bir fona dönüşüyor. Burada malzeme, bir tanıklık aracı olarak ele alınıyor. Bu hamleyle yıkımın kendisi görünmez kılınırken, bu görünmezlik bir estetik yüzey olarak geri dönüyor; ifşa ediliyor.
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan, Hafıza Şeridi, Yerleştirme, 2026, Galeri Vitrin
Yerleştirmenin içinde yer alan monitörde gösterilen görüntüler ise bu maddesel katmanlara zamansal bir boyut ekliyor. Bu noktada video, havagazı fabrikasının yıkılmadan önceki hâline dair bir kayıt sunarken; bu kayıt nihai bir belge olarak konumlandırılmıyor. Aksine, bantların yarı saydamlığı ve cam yüzeyin yansıtıcılığıyla birlikte düşünüldüğünde, görüntü de parçalı, kırık ve çoğul. O anda bulunduğu yer bulvar ile mahalle içi, geçmiş ile bugün, umutlar ve gerçeklik arasında bir pasaj haline geliyor.
Bu askıda kalma hâli Walter Benjamin’in pasajlar üzerine düşüncelerini anımsatıyor. Benjamin için pasaj, modernitenin hem tüketim hem de dolaşım mekânıdır; bir yandan hareketi teşvik ederken diğer yandan bakışı yavaşlatır. Hafıza Şeridi’nin de benzer bir etkiye neden olduğu görülebilir çünkü bu yerleştirme günlük akış içinde ilerleyen izleyiciyi; durmaya, bakmaya ve anımsamaya zorluyor. Ancak bu anımsama, nostaljik bir geri dönüş değil; parçalanmış bir deneyimin yeniden kurulmasına neden oluyor.
Aynı zamanda bu vitrin, benim açımdan Jürgen Habermas’ın kamusal alan kavramı açısından da düşünülmeye değer. Habermas’ın tarif ettiği kamusal alan, bireylerin bir araya gelerek ortak meseleleri tartıştığı bir uzamdır. Burada tartışma, görsel ve maddesel bir karşılaşma üzerinden gerçekleşiyor. Vitrin, kamusal alanın bir parçası olarak işlev görüyor; izleyiciyi tanıklık eden bir özneye dönüştürüyor. Bu tanıklığa, özellikle kentsel dönüşüm ve yıkım süreçleri düşünüldüğünde, politik bir anlam da kazandırılıyor.
Maltepe Gazhanesi’nin yıkımı, kentsel hafızanın silinmesidir. Hafıza Şeridi, bu silinmeye karşı bir direnç noktası oluşturuyor. Ancak bu direnç, geçmişi olduğu gibi geri getirme iddiasında da değil. Aksine, hafızanın kırılganlığını kabul eden bu kırılganlık üzerinden yeni bir anlatı kuruyor. Sanıyorum burada Daştan’ın geçmiş yapıtlarında da izi sürülebilecek bellek kavramına dair sorunsallaştırmaları ile Kaptan’ın iletişim alanına ve karşılaşmalara dayanan kariyer temasları başarılı ve estetik bir iş birliğine neden oluyor.
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan, Hafıza Şeridi, Yerleştirme, 2026, Galeri Vitrin
Bu yönüyle Hafıza Şeridi, Aydınlanmanın gölgesinde metninde tartıştığım ışık-karanlık diyalektiğini hafıza üzerinden yeniden üretiyor. Orada ışık mutlak bir açıklık olarak ele alınmıyordu. Burada da hafıza mutlak bir bütünlük olarak değerlendirilmiyor. İzleyicinin yapıta bakarken karşılaştığı camdan yansıyan kent imgesini içselleştirme vurgusu da bu bağlamda önemli bir işlev kazanıyor. Cam yüzey hem içeriyi dışarıya açmış hem de dışarıyı içeriye taşıyor. İzleyici, vitrinde gazhanenin silüetiyle kendi yansımasını ve arkasındaki kenti de görüyor. Böylece iş, izleyicinin varlığıyla sürekli yeniden kurulan bir deneyime dönüşüyor.
Hafıza Şeridi, Galeri Vitrin’in eşik mekânını etkin bir şekilde kullanarak, kent, hafıza ve yıkım arasındaki ilişkileri katmanlı bir biçimde açığa çıkarıyor. Bu iş, izleyiciyi bir süreçle, bir eksiklikle ve bir kayıpla karşı karşıya bırakıyor; geçiş hâlindeki bir mekânda, geçici ve kırılgan bir hafıza deneyimi sunuyor. Ve belki de en önemlisi, bize şunu anımsatıyor: Kent yalnızca inşa edilen yapılardan değil, aynı zamanda yıkılanların bıraktığı izlerden de oluşur. Hadi şimdi bu yapıtı da deneyimleyip, eskitip, tüketip, belirli belirsiz bir kent imgesi haline getirerek arşivlere kaldıralım.
Yürümek güzel Ankara’da…





Yorumlar