top of page

Tezahür

Her ay unlimitedrag.com’da yayınlanan Yeryüzü Öyküleri, avcıların, imparatorların ve savaşların değil toplayıcıların, tohumların, kuşların ve su yollarının hikâyelerini arar. Serinin üçüncü yazısında Dougal Kirkland, turba bataklıklarında saklı kalan bedenler üzerinden insanla doğa ve zaman arasındaki kırılgan ilişkinin izini sürüyor


Yazı: Dougal Kirkland 



Emlyn Bainbridge ve Dougal Kirkland, İsimsiz, Videodan sabit görüntü


Bu manzarayı iyi tanıdığını düşünüyorum. Tilkinin hafif ayaklı kurnazlığıyla tümseklerin arasında dolaşır mıydın? Tilki adamkadın. Biçim değiştiren. Ata. Dünyalar arasında yürüyen, kimsin sen?


Yukarıdaki yoğuşma izi modernliği ele veriyor, yalnızca o. Ve türbin. Bu manzaraya dair geri kalan her şey zamansız ve sessizce dirençli hissettiriyor. Bir bataklıkta ileriye doğru yol belirsizdir. Ayağın altında cıvık bir şapırtı vardır. Bu kara mı, su mu? Yoksa arada bir şey mi? Aradalık önemlidir. İnsan toplumunun kıyılarında sinsice var olan bataklıklar, ince mekânlardır. Boggart’lar burada yaşar. Hayalet köpekler ve Púca’lar da. Bitkisel bir gaz pufu tutuşur ve sonra yanar: illusive ignis fatuus. Tepelerin üstünde kabarıp nemli oyuklara sokulan bu manzaralarda tekinsiz bir şey vardır. Bir bataklık ikilikleri akışkanlaştırır. Gizli dünyalarla ilgilidir. Zamanı yavaşlatmakla ilgilidir. Geçmişin gelecekle karşılaşması. Marjinallik. Liminalite.


Çıngırdayan pamuk otlarının püskülleriyle yeşil sfagnum süngerlerinin arasında, derin ve bulanık havuzlar gizlenir. Erişte çorbası. Bulutlar cam gibi yüzeylerin üzerinden sıyırıp geçer. Derinliklerden bir baloncuk geğirir gibi yükselir. Etçil bir güneşotu, bir böceği dokunaçlarında yakalar. Bu, yosunlardan, narin çiçeklerden, fundalardan, pürenlerden ve turna yemişinden dokunmuş bir örtüdür. Bir bataklığın nemli özünde bir ayak izinin hafızasının yıllarca kalabildiğini söylerler. Coşkun kabuğunun altında gizlenen, sırılsıklam turbalı bir yer altı dünyası.


Makineleri seni dipten tarayıp ortaya çıkardığında, seni bir Guinness pastasının üzerindeki krema gibi sıyırdıklarında, o zaman sen neydin? Yüklü turba katmanlarının arasında uzanmış, uyuyan. 2000 yıl boyunca marine olmuşken, şimdi insandan çok bataklık mısın? Bakımlı tırnağın yüzyılları kesip geçiyor; kararmış parmağın çağların dantelimsi örtüleri arasına sokuluyor. Çağlar arasında duran. Zaman yolcusu.


Turba, yer altı dünyanı oluşturan maddedir.


Turba; yavaş yavaş oluşan, kendi kendini sürdüren, ıslaklığın oyalanıp kaldığı yerlerde serpilip gelişen bir balçık. Turbanın biriktiği yerlerde yalnızca belirli bitki örtüsü hayatta kalır. Sfagnum. Emici ve süngerimsi sfagnum yosunu, muhtemelen herhangi bir bitki cinsinden daha fazla karbonun bağlanmasından sorumlu olabilir. Turbanın tarifi sudur, sfagnumdur ve kendini içine çekilip yutulmuş bulan her türlü başka organik maddedir. Bu, kendini yavaş yavaş sindiren bir manzaradır. İçeride oksijen yoktur; bu yüzden burada yutulan nesneler taşlaşır, derin zamanın içinde askıda kalır. Bakteri yok. Solucan yok. Organik bir zaman kapsülü olan bu toprak, yediği her şeyi arşivler.



Solda: Dougal Kirkland, Flow Country, Monotip, Karborundum ve chine collé, 2024

Sağda: Dougal Kirkland, Bog Cotton, Yağlı ve kuru pastel, 77x57cm, 2023


Eşiğin içinden süzülüp battığında yirmi yedi yaşındaydın, ya da ona yakındın. Yüzyıllar boyunca çevrende büyüdü. Buraya nasıl geldin ve neden? Bedeninin eğrilip bükülmüş topografyasını sayfamda bir kalemle izliyorum. Deri teninin mahremiyeti. Çenende kabaran kıl kökleri ve sol kolunda taşıdığın, bir zamanlar turbayla kayganlaşmış tilki postu bileklik. Boğazının etrafında dolanan hayvansal kordon, bir ağacın kabuğuna gömülmüş dikenli tel gibi.


Şimdi çıplak yatıyorsun; teşhirci. Uykudaki yüzün, ağzı bir karış açık bakan ağızlarda yansıyor, camın üzerine bastırılmış parmak uçlarının arasında. Bir zamanlar sen olan toprak şimdi daha küçük ve susuz. Ama onu yeniden ıslatmak için çabalar var. Yerinden edilmiş ve yeniden yerleştirilmişken, dönüştüğün toprağa geri dönüş mümkün değildi. Kızıl saçlarını özenle kısaltılmış tutmuşsun - seninki bakımlı bir görünüm. Zaman ve turba, ısırgan ve keten gibi bitki liflerini çürütür ama yün ve deri bazen hayatta kalır. Ve bataklık deriyi bir post gibi tabaklar. Merak ediyorum, ne giymeyi severdin?


Seni sarı bir elbisenin içinde hayal ediyorum;

  • Bataklık Mersini: İpliği parlak, ince bir sarıya boyar ve ayrıca tatarcıkları uzak tutar.

  • Bataklık Asfodeli: İpliği boyar ve saçı sarıya çalar, maidenhair olarak da bilinir. Safranın yerine kullanılabilir.

  • Bataklık Kadife Çiçeği: Nisan sonu açar. Lifleri sarı-yeşile boyar ve mordan gerektirmez.


Antik bir bağlamda, giysi üretimi değerli ve zaman alıcı bir süreçti. Hayvanları yetiştirmek, ipliği eğirmek ve boyamak, elbiseyi dokumak için sayısız saat ve el gerekir. Yeniden boya, yeniden kullan, onar. Böyle giysiler kıymetlidir. Bir elbise giyiyor muydun, bunu asla bilemeyebiliriz, ama senin gibi olan başkaları giyiyordu.


Senin gibi başkaları da vardı, evet:

Yde

Grauballe

Tollund

Elling

Gallagh


Ökseotu asılı olan bir eve yıldırımın düşmeyeceği söylenir. Bu kutsal bitkinin pek çok adı vardır: Kiss and go, golden bough, birdlime, churchman’s greeting, devil’s fugue. Yunanlar bir zamanlar ona “Meşe Spermi” derdi — yapışkan beyaz meyveleri meniyi andırır. Doğurganlık, yeniden doğuş ve canlılıkla ilişkilendirilen bu bitki, druidlerin en çok rağbet ettiği bitkiydi.


Son yemeğin olan ekmek ve ökseotunu yediğin gün, erken ilkbaharın bir günüydü. Kavuzlu buğday, siyez ve kavuzlu arpa, pişirilmiş. Senin gibiler için lapa olmazdı. Bir böcek pamuk otlarının arasında ilerler. Doğu ufkunda sabah yıldızı hâlâ ağaç çizgisinin üzerinde titreşir. Solgun tanın içinde meşe, huş, kızılağaç, çam ve karaağaç iskeletleri. Dallarda ökseotu. Hava soğuk ve çevrende yeni hayat henüz açılmaya başlamış. Kafaya bir darbe, boğma teli, kesik, kırık bir boyun. Yırtılmış boğazından akanı hiçbir yosun sargısı durduramazdı. Dökülen kanın turbanın içine sızar.


Kuş uçuşu 110 mil kuzeyde, Hollanda’daki Weerdinge var. Bourtanger Moor’a gömülmüş âşıklar. Özenle yatırılmış bu adamlar, 2000 yıl boyunca kol kola uyuyacaktı. Bay ve Bay Veenstra. Göğse indirilen vecd dolu bir delici darbe, ardından buharı tüten bağırsakların çekilip çıkarılması. Ve o kanlılıktan, bir geleceğin kehaneti, bir kâhinin son libasyonu. Yirmi yüzyıl sonra bir Nazi lideri onların tarihine el koyacaktı. Şöyle dedi: “Urning olarak bilinen eşcinseller bataklıklarda boğuldu. Bu bir ceza değildi, sadece ahlaksız bir şeyden kurtulmaktı.”



Dougal Kirkland, The Gundestrup Cauldron, Kâğıt üzerine grafit, 59x84cm, 2025


Weerdinge’nin 450 mil kuzeydoğusunda, Danimarka’nın kuzey Jutland bölgesinde, Rævemose adlı bir turba bataklığı vardır. Burada iki bin yıl boyunca, parçalara ayrılmış törensel bir hazine gömülü kaldı. Değerli paneller özenle üst üste dizilmişti. Traklar tarafından yapılmış ve Kelt imgeleri betimleyen bu kazan, yolculuğuna güneydoğu Avrupa’da başlayıp bir Danimarka bataklığında son verdi. Kutsal toprağa bir sunu. Takımyıldızları izler gibi, Gundestrup kazanı hem bir göksel harita hem de törensel bir kaptır. Üzerinde pek çok yüz vardır — büyük anne ve dansın efendisi bunlardan yalnızca bazılarıdır. İçinde boynuzlu bir figür hayvanlarla iletişim kurar. İkinci bir tork ve üçüncü bir cinsiyet. Hayvan-insan melezleri. Bir panelde bir adam bir balığın üzerinde yol alır. Bu aradalık kültürleri kendi mitsel yasalarına bağlıdır. Gümüşte tanrısal imgeler ve kültik ritüeller. Bir kurban. Dagda, ölüler diyarından düşmüş savaşçılara seslenir.


Kâhin olan senin için bu üçlü bir ölümdü. Bir ritüel. Zaten her zaman özel olandın. Elçi. Vahşiydi ve gösterişliydi, ama merhametle hızlıydı. Sınır tanımazdın; zaten bir ayağın onların âlemindeydi. İşgalciler hakkında tanrılarına yakardın mı? Ve mahsuller senin hatırandan filizlendi mi?


Türbinin dalışı havayı yarar, dallanıp budaklanan damarları turbanın içine doğru uzanır. Yüzeyin çok altında titreşirler. Yer üstünde altın yağmur kuşu bir bataklık göletinin üzerinden atılıp geçer. Kenarlarda yanmış katırtırnağı, parçalı ve yırtık. Gökyüzü kırmızıdır.


Bataklığa ait olmaktan daha uygun ne olabilir senin için. Belirsizliğinde seni anlayan bir manzara. Ve yine de buradayız; 50 numaralı salonun karanlık bir köşesinden sana bakıyoruz. Burada yatıyorsun, mahrem ve bilinmez: kaşları çatık düş gören. Ahireti böyle mi hayal etmiştin? Halkını, kimliğini ve toprağı düşünüyorum. Adak sunularını ve verme–alma fikrini düşünüyorum. Seninle birlikte turbanın içine taşınan her şeyi. Ve şimdi, işte buradasın, tuhaf ve yeni bir zamanda yeniden ortaya çıkarak.


Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page