Sürdürülebilir, yenilikçi, hakkaniyetli

Sanatı sevmek, takip etmek; sanata alan açmak, değer vermek, önemsemek; sanatçıyı merak etmek, anlamaya çalışmak; sanatçıya saygı göstermek, kaynak yaratmak... Sanatın yadsınamayacak birleştirici gücünü hem kurumsal hem de bireysel olarak Türkiye sanat alanının önemli paydaşları olarak tanımlayabileceğimiz kadınları bir araya getiren bir dosya aracılığıyla sunuyoruz. Odağımıza aldığımız, sanatçıları üretime teşvik ettiklerini düşündüğümüz bu isimleri daha yakından tanıma arzusuyla, kişiselden yerel ve globale uzanan sorularımız ışığında dinledik. Serimizin sekizinci konuğu BüroSarıgedik Kurucu Direktörü Esra Sarıgedik


Röportaj: Merve Akar Akgün


Esra Sarıgedik, Fotoğraf: Berk Kır


Sanat ile yolunuz nasıl kesişti?


Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünde okurken yaz aylarında, İngiliz film prodüksiyonlarının sanat ekibinde, sonbahar aylarında ise İstanbul bienallerinde asistan olarak çalışıyordum. Film prodüksiyonlarında öğrendiğim, heykelde kullanılabilecek yeni malzeme ve teknikler bana olağanüstü bir heyecan verirken okuldan al(ama)dığım kısıtlı teknik bilgiyi de çürütüyordu. İstanbul bienallerinde gördüğüm ve yine okulda esamesi okunmayan güncel sanat ise beni büyülemeye başlamıştı. Böylelikle, hem teknik hem de içerik olarak okulla arama ciddi bir mesafe girdi. Vasıf Kortun’un Marmara Üniversitesi’ndeki Sanat Sosyolojisi derslerine de bu dönemde gizli gizli katılmaya başlamıştım. Kendi okulunun ve sınıfının öğrencisi olmadığımı fark ettikten sonra “Asistanınız olabilir miyim?” sorusuyla Vasıf Bey’in peşine takıldım. O, bir şeyleri söyleyerek değil ama çalışarak, uygulayarak hep akıl hocam oldu. Bugün SALT’ın ilk adımı olan ICAP Istanbul Güncel Sanat Projesi ve Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’ni birlikte hayata geçirdik. Daha fazla uluslararası deneyim edinebilmem için Avrupa’nın önemli sanat kurumlarında görev almama önayak olan yine Vasıf Bey’dir. Yaklaşık on sene farklı ülkelerde ve kurumlarda, asistan küratör, küratör ve araştırmacı küratör olarak çalıştım. 3. Berlin Bienali (Almanya), Van Abbe Müzesi (Hollanda), Rooseum Sanat Merkezi (İsveç) ve Gülbenkian Vakfı (Portekiz) öncelikli olarak deneyim kazandığım kurumlar oldu. Heyecan verici ama hiç gerçekleşmeyen bir iş teklifiyle İstanbul’a geri döndüm. O dönem İstanbul’da inanılmaz bir enerji vardı, İstanbul Modern Müzesinin başına David Elliott gelmişti, yeni galeriler açılıyordu, Avrupa Birliği fonları yağmaya başlamıştı. Benim Kentim isimli, British Council bünyesinde tasarladığımız “kamusal alanda sanat” konusu etrafında şekillenen projeyi yürütmek o zamana kadar hiç tanımadığım Türkiye’yi tanıttı bana. Mardin, Trabzon, Konya, Çanakkale ve İstanbul’da kamuya açık alanlarda eserler üretildi, konuşmalar düzenlendi. Şu anda halen sebepsiz yere tutuklu olan Osman Kavala olmasa gerçekleşemezdi bu proje. Bugün bırakın Anadolu şehirlerini İstanbul’da kamusal alanımız kalmadı... 2013 yılında Leyla Tara Suyabatmaz ile tanıştım ve Rampa’nın genel direktörlük görevini üstlendim. Rampa kapandıktan sonra kurduğum BüroSarıgedik, Rampa’da kazandığım altyapı olmadan mümkün olamazdı. Özenli ve ahlaklı çalışan, orta ölçekli bir sanat kurumu gibiydi Rampa. Her ne kadar ticari bir galeri olarak bilinse de her şeyin müze standartlarında olabilmesi için çok uğraşan bir yönetim ve ekip vardı. Benim o güne kadar hiç tanımadığım Türkiye’deki sanat piyasasının aktörlerini ve koşullarını Rampa’da tanıdım.


2017 Eylül ayında kurduğum BüroSarıgedik’i ise Ergin Çavuşoğlu ile Gülsün Karamustafa’nın desteği ve yoldaşlığı olmadan hayal bile edemezdim. Bugün dördüncü senemize Meriç Algün, Ergin Çavuşoğlu, Eda Çekil, Cengiz Çekil, Gülsün Karamustafa, Ekin Saçlıoğlu, Erdil Yaşaroğlu ve Vahap Avşar’ın temsiliyeti ile girmekten gurur ve heyecan duyuyorum.


Yeni sanatçıları nasıl keşfedersiniz? Estetik kriterleriniz var mıdır?


Atölye ziyaretleri benim için elzem. Sanatçıyla birebir konuşmadan, kendine dert edindiği meseleyi kendisinden dinlemeden, karşılıklı sorular sorup muhabbet etmeden, üretimini anlamak benim için gerçekçi değil. Özellikle “sanatçı temsilcisi” olarak kendimizi ve işimizi farklılaştırdığımız bir noktada aksi hiç mümkün değil. Estetik kriterlerim yok, “Türkiye’de ne satar” kaygısından yola çıkmadığımız için de pek de sorun olmuyor bu durum.


Size göre müzelerin günümüzde en önemli rolü nedir?


Geldiğimiz noktada insanlık olarak bir şeyleri şimdiye kadar çok yanlış yaptığımız aşikâr. Yeni okumalara, yeni ve sürdürülebilir sistemlere ihtiyacımız var. Bu, hayatımızda olan her şey gibi müzeler için de geçerli. Sanatı politikadan, yeryüzünde yaşayan diğer canlı türlerini günlük yaşamımızdan gayrı bir anlayışla, her şeyin mevcudiyetinin sadece kendisinden ibaret olduğu inancıyla bugün bu çevre felaketlerini, tüm dünyada yükselen sağ politikanın utanmaz düzenini yaşıyoruz. Hepimiz her şeyden ve birbirimizden sorumluyuz, Sadece şehir pazarlaması kurumu olmak, yerel turistik cazibe merkezi olmak, obje toplamak, toplanan objeleri ardışık düzende dizmek, popülist “keşif ”lerle yeni sanat kahramanları yaratmak ve onları turistlere pazarlayarak daha çok bilet satıp, düzene uyum sağlamak olmamalı artık müzelerin rolü. Müzelerin yeni okumalar yapmasına ihtiyacımız var, siyasi, etnik, kültürel sınırları yok sayıp, yeni ve karşılaştırmalı okumalar için daha çok araştırmaya altyapı sağlayacak, sanat ve dünya tarihini birlikte, yeniden okumaya ve yazmaya hepimizin çok ihtiyacı var. Farklı bir bakış açısıyla tarih yazmak o kadar kolay değil, bu ancak müzelerin ve sanat kurumlarının bilgisi, tecrübesi ve özeni ile olabilir.


Türkiye’de sanat deyince aklınıza gelen/karşılaştığınız/var olduğunu düşündüğünüz çıkmazlar nelerdir ve bu konularda geliştirdiğiniz fikirleriniz ya da önerileriniz var mıdır?


Bu soruya şikayet etmeden, kimseyi suçlamadan, iğneyi kendimize batırarak cevap vermek istiyorum. Hepimizin bildiği, sürekli telaffuz ettiği şeyleri tekrar etmek yerine, aksini kurgulamak ve hemen uygulamak gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla ben ve ekibim çok çalışıyoruz, daha fazla iş birliği ve dayanışmayla üretimin peşinde, sürdürülebilir, yenilikçi, hakkaniyetli bir sistemin keyfini ve farkını hep birlikte deneyimleyelim istiyoruz.