top of page

Sabırlı ve odaklı bir koleksiyoner: Agah Uğur

Geçtiğimiz aylarda Meşrutiyet Caddesi üzerinde 99 numarada yer alan Alexandre Vallaury binasında sanat koleksiyonundan Halil Altındere tarafından yapılmış bir seçkiyi izleyicilere sunan Agah Uğur ile biriktirdiği toplumsal ve entelektüel duyarlılıkla oluşturduğu, geleceğe, geçmişe ve bugüne ilişkin birçok farklı soruyu barındıran yapıtları üzerine konuştuk



Agah Uğur, Fotoğraf: Berk Kır
Agah Uğur, Fotoğraf: Berk Kır

Türkiye’den ve dünyadan kırktan fazla sanatçının elliye yakın eserini Halil Altındere’nin küratörlüğünde 9 Eylül-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Tepebaşı’ndaki Alexandre Vallaury binasının 2. ve 3. katlarında izleyiciyle buluşan Bedenin Mücadele Alanındır sergisi tamamen sizin koleksiyonunuzdan gelen eserlerle oluşturuldu. Altındere’nin koleksiyonunuzdan seçtiği yapıtlar gözetleme, gösteri, direniş, göç, cinsiyet politikaları, sınır, hafıza gibi meseleleri görünür kılmayı hedefliyordu. Peki siz koleksiyonunuzdaki yapıtları bir araya getirirken neleri gözettiniz? Sanat sizin için ne ifade ediyor? Sanatta neyi arıyorsunuz?


Sanat genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayalgücünün ifadesi olarak anlaşılabilir. En derin bakış açısıyla sanatta aradığım bu yaratıcı dünyanın beni ruhsal ve düşünce şekli olarak geliştirmesi ve zenginleştirmesi. Sanatseverliğin önemli bir uygulama alanı olan koleksiyonerlik ise yolculuğun varmaktan daha çok sevildiği samimi ve sevgi dolu bir tutku.


Bence mutlu bir koleksiyoner tutkulu ve odaklı olmak zorunda. Benim için de her ikisi çok önemli. Odaklanırken yapılan her bir seçim başkalarından vazgeçme anlamına geliyor. Ben kendi yolculuğumda koleksiyonun bir misyonu olmasını benimsedim ve bu misyonu “bu yüzyılın başlarında gelişmekte olan ülkelerin toplumsal sorunları ve bu sorunların özellikle daha kırılgan kesimlere etkilerini sanatçı gözüyle dokümante etmek, bir nevi arşivini oluşturmak” olarak belirledim. Bu doğrultuda koleksiyondaki yapıtları bir araya getirirken koleksiyonun bu misyonuna hizmet eden, birbirini destekleyen ve koleksiyona güç katan eserlere odaklanmayı tercih ettim.


Koleksiyonunuzun video odaklı olduğunu biliyorum. Video sanatı tarihi çok uzun bir geçmişe sahip değil ve bir ekstra aracı olmadan (video oynatıcı, bilgisayar, ekran…) görüntülenemiyor. Yatırım ya da gösteriş amaçlı sanat toplayan kişiler için dezavantaj olarak görülebildiğini biliyorum. Ancak bu elbette çok eski bir tartışmanın konusu… Ancak siz bu topraklarda hala daha çok az kurum video sanatına odaklanırken video toplamaya devam ediyorsunuz… Bu yolculuğa nasıl başladınız, koleksiyonunuz yıllar içerisinde nasıl değişti ve kendinizi ülke şartlarında ve insanların algısında nasıl konumlandırıyor ve açıklıyorsunuz?


Aslında koleksiyondaki video eserlerin ağırlığı son dönemde özel bir sebep olmaksızın biraz düştü. Yerleştirme, mekâna özgün yerleştirme, eseri ileride uygulama hakkı gibi değişik disiplinlerden eserlerin ağırlığı artmaya başladı. Sanatseverlik yolculuğum İngiltere’de yaşadığım 1980’li yıllarda başladı, Türkiye’ye döndükten sonra zamanın tuval üzerine soyut yağlıboya eserlerini almaya başlayarak bir adım öteye geçti. O dönemde, kavramsal bir çerçeve oluşturmadan imkanlarım ölçüsünde beğendiğim eserleri alıyordum.


2000’li yılların başlarında, İstanbul sanat çevrelerinde yaşanan değişimle birlikte modern galerilerin açılması, müzayedelerin artması, sanata olan bakışı da değiştirdi ve sanat yaygın bir şekilde alınıp satılabilen bir alan haline geldi. Bu değişim benim o zamana kadar ilgi duyduğum soyut resimden uzaklaşmama sebep oldu, sanat eserlerinde estetik etkiden daha çok kavramsal anlam aramamız gerektiğine inandım. 2008 sonlarında sanatta başka bir yolculuk yapmaya karar verdim ve neticede çağdaş kavramsal sanatın küreselleşme, politika, cinsiyet, kültür farklılıkları gibi toplumsal konulara farklı bakan sanatçılar ve eserlerine odaklanmaya başladım. Özetle cesaretli ve odaklı bir koleksiyoner tarafından kışkırtıcı, özgün ve uyumlu bir koleksiyon yaratılmasına çalıştım. Zannederim zaman içinde ben ve koleksiyonla ilgili beni mutlu eden böyle ayrıştırıcı bir algı da oluştu.



(Sağ) Aslı Çavuşoğlu, A few Hours After Revolution, 140x40cm, Neon, 2010

(Sol) Zeren Göktan, Anıtsayaç, Duvar enstalasyonu; Boncuk işi, 75x175cm, 2013


Sizin gibi ekseriyetle video sanatı biriktiren yazar ve koleksiyoner Han Nefkens bir röportajında bu tutkusunu “video sanatında bir fotoğraf, resim ya da yerleştirmede bulacağımdan çok daha fazlasını buluyorum. Video sanatı anlattığı hikâyeyi daha sofistike bir şekilde geliştirebiliyor, daha derinlikli.” Buna katılıyor musunuz? Sanatta estetik sizin için ne ifade ediyor?


Çok değer verdiğim dostum Han Nefkens’in bu görüşüne katılıyorum ve tutkusunu paylaşıyorum. Sosyopolitik eserlerde mesajı hoş ve katmanlı bir hikaye yazarak vermek önemli ve bu perspektifte görselliğinin gücü ve senaryo yazma farklılığı ile video sanatı bunu çok etkin yapabiliyor. Estetik algı, objenin yada olgunun kişide yarattığı hazzı kendisinin fark etme becerisinin gelişmesidir. Bu doğrultuda sanatta estetiğin önemi tabii ki çok büyüktür ve eserin zaman içindeki kalıcılığını sağlayan bir unsurdur. Öte yandan çağdaş sanatta eserin izleyiciye yüklediği anlam arama sorumluluğu neticesinde estetik gerekli ama yeterli olmayan bir unsur haline geldi diye düşünüyorum. Örneğin bende eserin görsel etkisinden daha çok sanatçının vermek istediği, veya benim algıma göre oluşturduğum mesaj veya hikâyeye kapılıyorum.


Bence mutlu bir koleksiyoner tutkulu ve odaklı olmak zorunda. Benim için de her ikisi çok önemli. Odaklanırken yapılan her bir seçim başkalarından vazgeçme anlamına geliyor. Ben kendi yolculuğumda koleksiyonun bir misyonu olmasını benimsedim ve bu misyonu “bu yüzyılın başlarında gelişmekte olan ülkelerin toplumsal sorunları ve bu sorunların özellikle daha kırılgan kesimlere etkilerini sanatçı gözüyle dokümante etmek, bir nevi arşivini oluşturmak” olarak belirledim.

Kendi koleksiyonunuzdan bahsederken sizi kışkırtan işlerle çevrelenmekten, konfor alanınızdan çıkarak işleri seçtiğinizden bahsetmiştiniz. Buna neden ihtiyacınız var?


Geriye dönüp baktığımda toplumsal konulara her zaman duyarlı olduğumu görebiliyorum. Zaman içinde, bu kişiliğime uygun bir şekilde sanatta aklıma ve ruhuma yakın olan eleştirel, sosyopolitik, kavramsal sanatçı ve eserlere odaklandım. Bakıldığı zaman pek anlaşılmayan, ancak anlatılınca veya algılanınca etkin mesajı ortaya çıkan sanat beni heyecanlandırıyor. Çağdaş sanatçılar toplumun hep bir adım önündeler. Seslerini duyurmak, bugüne ayna tutmak, geleceği aydınlatmak için varlar. Onlar üzerinden önem verdiğim konulara eğilmek çok anlamlı oluyor. Dünyada çeşitli ülkelerdeki sıkıntılar birbirinin benzeri haline geldi. Kendisi gibi olmayanı istememe ve dışlama giderek artıyor. Benim ve koleksiyonun ilgi alanı da global bazda gücün kötüye kullanılması, toplumsal mühendislikler ile tek tip toplumlar yaratılmaya çalışılması ve toplumların çeşitli kesimlerinin bu yaklaşımlardan nasıl etkilendiklerinin sanatçı gözüyle anlatılması. Bu olgulara sanatçıların yaratıcı gözüyle bakan eserler benim ilgimi doğal olarak çekiyor ve koleksiyonun ana gövdesini oluşturuyor.



Bedenin Mücadele Alanındır genel sergi görüntüsü


Sanat eserinin arkasındaki hikâye sizin için ne kadar önemlidir? Yapıtı satın alırken arka planda neler yatar?


Bir sanat eserini alırken birden fazla unsuru göz önünde bulunduruyorum. Sanat eserinin arkasındaki hikayenin özgünlüğü, çarpıcılığı ilk baktığım unsurdur. Eserin bu hikayeyi nasıl işlediği de çok önemsediğim bir faktör. Örneğin mesajı direk vermek yerine bir kavramsal çerçeve içinde alt katmanlarını da oluşturup daha derinden ve zarifçe veren eserlere olan yakınlığım sanat yolculuğumdaki görgüm ve bilgim geliştikçe arttı. Eserin kavramsal çerçevesinin ve işlediği temanın koleksiyon ile uyumlu olması hatta koleksiyona güç katması da vazgeçmeden disiplinle sorguladığım bir diğer faktör. Bunlar dışında eserin sanatçısının kariyeri ve fiyatının bütçeme uygunluğu da eser seçiminde diğer göz önüne aldığım unsurlar.


Türkiye’den güncel sanatçıların farklı dönemlerine ait eserlerin yanı sıra yakın coğrafyalardan önemli sanatçıların eserlerine de yer verdiğiniz geniş bir yelpazede sanat yapıtı biriktiriyorsunuz. Yurtdışındaki sanatçıları nasıl yöntemler izleyerek takip ediyor ve almaya karar veriyorsunuz?


Zaman içinde yurtiçinde ve yurtdışında koleksiyon ile uyumlu temalarda eser üreten sanatçıları temsil eden galeriler ve bu tip sanatçılar ile ilişkide olan bazı sanat kurum ve profesyonelleri ile ilişkilerim gelişti. Yurtdışındaki sanatçıları izleme yöntemlerinin başında bu kişi ve kurumlarla temaslarım geliyor. Bunun dışında sanat konusunda hatırı sayılır boyutta okuyorum, inceliyorum ve bienal ve müzelerdeki ticari olmayan sergileri ciddi sayılabilecek sıklıkta gezip ilgimi çeken sanatçıları takibe alıyorum.


Eser satın almada sabırlı ve odaklıyım. Sanatçıyı tanımak, kariyerini incelemek, eserlerini anlamaya çalışmak zaman alsa da bir eseri almak kadar bana keyif veriyor.



Yasemin Özcan, Üçyüzbir, 30x30cm kolye, 2008


Eser satın almada sabırlı ve odaklıyım. Sanatçıyı tanımak, kariyerini incelemek, eserlerini anlamaya çalışmak zaman alsa da bir eseri almak kadar bana keyif veriyor.

Serginin açılışında “Eser toplumun önüne çıkmazsa sanatçı amacına ulaşmamış oluyor. Bu sebeplerden dolayı koleksiyonumun paylaşılmasını önemsiyorum, hatta birazda görev olarak görüyorum.” demiştiniz. Bu bağlamda ileride tüm yapıtları bir kurum çatısı altında bir araya getirmek gibi bir planınıza var mı? Bu bağlamda müzelerin bugünkü rolü hakkında görüşünüz nedir?


Daha öncede söylediğim gibi yolculuğun kendisini varmaktan daha çok önemsiyorum. Dolayısı ile koleksiyona yönelik ileriye dönük bir planım yok. Bir kurum çatısı altında koleksiyonu toparlamak gibi bir düşünce, koleksiyonun boyutunun göreceli mütevazi olmasından dolayı zaman içinde de oluşmaz diye tahmin ediyorum.


Koleksiyonerliğin çok kişisel bir yolculuk olduğu düşünülürse bu yolculuğun başka bir kişi tarafından devam ettirilmesi en uygunu olabilir diye hissediyorum. Bu açıdan kızlarıma güvenmek istiyorum.



Füsun Onur, İsimsiz (zincirli sandalye), Heykel, 1993
Füsun Onur, İsimsiz (zincirli sandalye), Heykel, 1993

Daha önce koleksiyonunuzdan bir yapıt sattığınız oldu mu? Bu şekilde herhangi bir fiyat artışı, sanatın yatırım değerine dair bir deneyim yaşadınız mı? Sizin için duygusal olarak sanat piyasası nerede durur? Ne kadar önemlidir?


2008 öncesi sahip olduğum soyut resimleri elden çıkarmıştım ama bunun sebebi değer artışından faydalanmak değil, eserlerin o dönemde çıkmaya karar verdiğim yeni yolculuk ile uyumlu olmamalarındandı. 2008’den sonra aldığım hiçbir eseri satmadım.


Öte yandan eser satılmaz diye bir önyargım yok. Örneğin, koleksiyonu güçlendirecek bir eser değişimine sıcak bakabilirim ama özet bir cevap vermem gerekirse sanat piyasası ve piyasadaki fiyat artışları benim koleksiyondaki eserlerime yönelik düşüncelerimi etkilemez.



Comments


bottom of page