top of page

Pürüzsüz kayganlığın ardında

Ruzy Gallery, 17 Şubat - 23 Nisan 2026 tarihleri arasında, Adam Parker Smith, Christian Holze, Márton Nemes ve Peter Cvik’in eserlerini Thom Oosterhof küratörlüğünde gerçekleşen Surface başlıklı yeni sergisinde bir araya getiriyor. Sergi, malzemenin alışılagelmiş sınırlarını esneterek yüzeyi sabit bir taşıyıcı olmaktan çıkarıp bir sorgulama alanına dönüştürüyor



Márton Nemes, Repro


Bugün neden "yüzey"den bahsetmeliyiz? Çünkü tarih boyunca asıl anlamı gizleyen bir örtü olarak görülen yüzey, günümüzde varoluşumuzun bir numaralı savaş alanına dönüşmüş durumda. İmgelerin saniyeler, hatta saliseler, içinde kaydırılıp tüketildiği, acıların ve krizlerin dijital ekranların pürüzsüz kayganlığında düzleştiği bir çağdayız. Her şeyin bir "arayüz" üzerinden yaşandığı hayatlarımızda yüzey, dünyaya temas etme (ya da edememe) biçimimizin merkezinde yer alıyor. Yüzeyi konuşmak, aslında pürüzsüz kayganlığın ardındaki toplumsal meseleleri de konuşmak demek...


Ruzy Gallery’nin şeffaf ve geçirgen mimarisinde izleyiciyle buluşan Surface (Yüzey) sergisi, küratör Thom Oosterhof’un kurgusuyla bir araya gelen dört uluslararası sanatçıyı malzemenin alışılagelmiş sınırlarını esneterek yüzeyi sabit bir taşıyıcı olmaktan çıkararak bir sorgulama alanına dönüştürmelerine ev sahipliği yapıyor.


Márton Nemes, Repro


Márton Nemes, rave kültürünün ritmik enerjisini endüstriyel kalıntılarla harmanlayarak, resmi iki boyutlu bir hapis olmaktan çıkarıp çok duyusal bir mekâna dönüştürüyor. Kaos ve estetiğin kesiştiği yerde parçalanmış çağdaş deneyimin haritasını çıkarıyor.



Christian Holze, İsimsiz (The most boring artist I know)


Christian Holze, dijital imge üretiminin ve kopyanın egemenliğini sorgulayarak, yüzeyi tamamen ekonomik ve teknolojik bir dolaşım alanı olarak okuyor. Görsel kültürün doygunluğunu, klasik heykeli ve dijitali birbirine çarptırarak sorguluyor.



Adam Smith Parker, Carolyn


Adam Parker Smith, ağırlık ve hafiflik, varlık ve yokluk arasındaki gerilimi, formları tam çözülmeden bir saniye öncesinde dondurarak görsel bir yanılsamaya çeviriyor. Klasik bedenleri ve gündelik sembolleri çağdaş sentetik materyallerin diliyle yeniden üreterek tanıdık olanı tekinsizleştiriyor.



Peter Cvic, Japanese Mornings On Upper Terrace, Tuval üzerine akrilik ve yağlı boya, 170x140 cm


Peter Cvik, dijitalleşen ve ekranlara hapsolan dünyaya inat, boyanın dokusuyla zihinsel mekânların ve kişisel hafızanın analog izilerini sürüyor. Yüzeyin altına gizlenmiş insani derinliği ve duygusal titreşimi, romantik bir ısrarla görünür kılıyor.


Serginin ritmini belirleyen güçlü damarlardan biri Márton Nemes'i 2024 yılında Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nde Macaristan Pavyonu'nu Techno Zen projesiyle bir sığınağa dönüştüren sanatçı olarak hatırlayabilirsiniz. Nemes için alt kültürler ve rave estetiği, savaşların, krizlerin ve belirsizliğin ortasında kalan bir jenerasyon için varoluşsal bir gerçeklik. Lazer kesim çelikler, araba boyaları ve endüstriyel malzemelerle kurguladığı çok katmanlı işleri izleyiciyi ritmin ve rengin "zen" haline, yani bir tür tekno-ütopyaya davet ediyor.


Nemes’in yüzeyi dışa doğru patlatan işleri, Christian Holze’nin pratiğiyle kavramsal bir ortaklık kuruyor. Zaten bu ikili birbirlerine yabancı değil; yakın zamanda Anselm Reyle ile birlikte Berlin ve Leipzig'de gerçekleştirdikleri BACK TO BACK TO BACK gibi ortak sergilemeler, onların malzemeye ve imge dolaşımına dair nasıl ortak bir dertten beslendiklerini gösteriyor. Nemes yüzeyi alt-kültürel bir ritimle genişletirken, Holze aynı yüzeyi dijital çağın appropriasyon (mal etme) taktikleriyle deşiyor. Kopyanın aslı yuttuğu bir dönemde Holze, 3D baskılar, reçineler ve müdahale edilmiş inkjet baskılarla "yazarlık" ve "özgünlük" kavramlarını masaya yatırıyor. İki sanatçı da tüketim toplumunun araçlarını kullanarak tüketim toplumuna ayna tutmak üzere kullanıyorlar.


Nemes ve Holze’nin yarattığı yüksek sesli ve endüstriyel gürültünün tam ortasında, Adam Parker Smith’in heykelleri zamanı ve algıyı donduruyor. Özellikle The Carolyn Series ve Shibari Hearts serilerindeki heykelleri, yüzeyin bize nasıl yalan söyleyebileceğinin gösteriyor. Yumuşak, havayla şişirilmiş ve hafif sandığımız bir formun (örneğin bir deniz yatağının) aslında demir döküm olması, şeylerin göründüğü gibi olmadığı gerçeğini, felsefi bir şakaya dönüştürüyor.


Sergideki sentetik ve dijitalleşmiş illüzyonlarla dolu dünyanın içinde Peter Cvik’in romantik, analog ve inatçı tavırla duran yağlı boyaları da var. Ekranların hayatı ele geçirdiği post-prodüksiyon çağında Cvik, hiçbir dijital manipülasyon yapmadan boyası ve fırçasıyla hafıza kavramına odaklanıyor. Cvik'in boya kullanımı, hızla tüketilen yüzeylere karşı yavaşlamayı, hatırlamayı ve hissetmeyi talep eden romantik bir direniş gibi...


Birbirine tamamen zıt gibi görünen bu dört farklı yüzey yorumunu aynı sergide bir araya getiren Oosterhof, dijitalin soğukluğu ile boyanın sıcaklığını harmanlayarak dünyaya nasıl baktığımızı, onu ne şekillerde algılayıp dönüştürebildiğimizi sorguluyor.



Surface, Sergiden görünüm, Ruzy Gallery, 2026. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page