top of page

Palimpsest bir peyzajda yaratıcılığın ve yıkıcılığın şiddeti

Dans tiyatrosu topluluğu Peeping Tom, 20-21 Ocak 2026 tarihlerinde İstanbul’a ilk kez Eksik Kapı, Kayıp Oda ve Gizli Kat’tan oluşan Triptych isimli işiyle geliyor. Art Unlimited’in basılı dergisinde (38. sayı, Eylül-Ekim 2016) ve çevrimiçi platformunda topluluğun hem sanatsal yaklaşımı hem de yapıtları üzerine yazılar yayımlamıştık. Peeping Tom’un kurucularından Gabriela Carrizo ile basılı dergimiz (43. sayı, Kasım-Aralık 2017) için bir söyleşi de gerçekleştirmiş olan gösteri sanatları yazarımız Mehmet Kerem Özel, topluluğun son yapıtı Chroniques’i geçtiğimiz Kasım ayında Antibes’teki Anthéa Tiyatrosu’nda seyretti ve izlenimlerini kaleme aldı


Yazı: Mehmet Kerem Özel



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Virginia Rota


Sahnede yarattıkları karanlık, tuhaf ve kabus/rüya-vari atmosferlerle tanınan; Gabriela Carrizo ile Franck Chartier’in kurduğu Peeping Tom’un en yeni projesi Chroniques (Kronikler), geçtiğimiz Haziran ayında Nice’te prömiyer yaptığından beri Avrupa sahnelerini dolaşıyor. Topluluktan Carrizo’nun yönetmenliğini üstlendiği Chroniques, Ulusal Nice Tiyatrosu ile ortak yapım olarak üretildi.


Perde açıldığında; etrafta büyüklü küçüklü taş blokların bulunduğu, gri ve siyahın hakim olduğu loş ve sisli bir ortamda, taşları hareket ettirmek, istiflemek ve şekillendirmekle meşgul olan 20. yüzyıl kıyafetleri içindeki adamlar (sanki araştırmacılar) dolaşıyor. Kayalardan en önde ve ortada olanının tepesinde ise, dev gibi bir mağara adamı zamanda donmuş ve haşmetli bir şekilde poz veriyor. Az sonra yer, kayalar ve taşlar sarsılıyor, sanki deprem oluyor. Burasının neresi, dünya üzerinde kayalık bir çöl mü, ay peyzajı mı; hangi zaman dilimi, günümüz mü yoksa ilk insanların çağı mı, anlayamadan tepeden pat diye ağır bir paket düşüyor. Adamlardan biri paketi açıyor, içinden eskimiş bir fotokopi makinası çıkıyor. Bundan sonraki 70 dakika, çok da daha fazla aydınlanmayacak olan alacakaranlık sahnede, yavaş ve iniş çıkışı ender olan bir tempoda geçecek. 



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Camille Leprince


Chroniques, Gabriela Carrizo’nun diğer işlerinde olduğu gibi, başlangıcı ve sonu olmayan; birbirine pamuk ipliğiyle bağlı parçalardan oluşan, serbest bir anlatı sunuyor seyirciye. Hiperrealist bir mekânda ve belli bir zaman diliminde (çoğunlukla günümüzde) geçen diğer Peeping Tom anlatılarından farklı olarak Chroniques’te, tam da adının çağrıştırdığı üzere, mekân farklı katmanlara, zaman da büyük ileri geri atlamalara sahip. Mekânın katmanları; gösterinin çoğu aksiyonunun gerçekleştiği, büyük ve kalın bir çerçeve içine alınmış geniş üçgen ön sahne ve gösteri ilerledikçe açılan dar arka sahneden oluşuyor. Zamandaki sıçramalar ise seyirciye, beşi de erkek olan performansçıların kostümlerinin sekanstan sekansa değiştirilmesiyle fark ettiriliyor. Bazen, aynı sekansta da farklı dönemlerin kostümlerini giymiş performansçılar bir arada bulunabiliyorlar. Orta Çağ şövalye başlığı, 20. yüzyıl ortası gömlek-pantolon-ceket takım, İlk Çağ’ı çağrıştıran sadece kalçayı örten bir hayvan derisi parçası, herhangi bir dönemden olabilecek siyah keşiş kıyafetleri, Don Kişot’un berber leğeninden dönüştürdüğü miğferi, 1970’lerin astronot kıyafeti; Chroniques’te anlatının yerlerden bağımsız ve sınırlardan yoksun olarak zamanda serbestçe ileri geri seyahat ettiğinin kanıtları. Mekânlar ve zamanlar süperpoze oldukça, o mekânlarda ve zamanlarda yaşayan, hareket eden bedenler de süperpoze oluyorlar. Böylece ortaya eşzamanlı olarak üst üste binmiş, çok katmanlı bir anlatı çıkıyor.  


Ama bu çok katmanlı yapıtta bir kişi ve bir obje ön planda. Kişi, dansçılardan Seungwoo Park. Peeping Tom’un sahnelediği yapıtlarda genellikle, yapıtta sahneye çıkanların kişisel hayat hikayeleri, gösteride dansçı-tiyatrocu olmalarının yanı sıra icra ettikleri diğer meslekleri ve becerileri anlatıya entegre edilir. Peeping Tom, bir yapıtı ortaya çıkarma süreci açısından Pina Bausch’tan esinlenir; Carrizo bu esini, Bausch’a hayranlığını dile getirerek gizlemez zaten. Dolayısıyla Chroniques’te Carrizo dansçılardan Park’ı, ressam tarafını ön plana çıkararak ve ana izleği onun başından geçenler üzerinden kurarak yapıtın protagonistine dönüştürmüş. Gösterinin ikinci yarısından itibaren kısmen, sonuna doğru ise tamamen açılacak olan arka sahnenin tamamıyla arka duvarını kaplayan devasa ve nefes kesici siyah-beyaz resmin de bizzat sahibi olan Park yapıtta bir sanatçıyı canlandırıyor. Park’ın canlandırdığı protagonist, Rönesans sanatçılarından Michelangelo ya da Da Vinci’yi andırıyor, çünkü Park’ın gösteride ortaya koyduğu yaratımlar çok yönlü; hem çizim, diyagram, resim yapıyor (arka sahne ilk açıldığında bir iskelenin üzerinde resmi yapmaktadır, altında insanlar birikir ve onu aşağı çekerler), hem yerde arızalı gibi hareket eden makine-objeleri çalıştırıyor (bu makineler gerçekte Lolo & Sosaku adlı sanatçı ikilisinin tasarladığı robotumsu objeler), hem ön sahnenin sağındaki geniş atölye masasında bir simyacı gibi renkli boya tüpleriyle uğraşıyor, hem heykel yapıyor. Bir sahnede Park’ın ellerinden biri düşüyor; evet yanlış okumadınız, bir eli kopup yere düşüyor ve o sırada rahipler gibi siyah uzun etekli kıyafetler giyinmiş olan diğer adamlar o elle, sanki bir topmuş gibi, ayaklarıyla oynuyorlar. Park, onların birbirlerine attıkları paslarla peyzajda savrulan elini yakalamak için aralarında gidip geliyor. El, sanatçının düşüncesini, tahayyül ettiğini hayata geçirmesini sağlayan en başat araç. Elini kaybetmek, adeta sanatını kaybetmek, icra edememek gibi. 



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Virginia Rota


Çok katmanlı bir anlatıya sahip yapıtın odağında duran, anlatıya nirengi sağlayan öğe ise taş/kaya. Taşların/kayaların üstünde zaferle dikilmek, altında ezilmek, onlarla birlikte yuvarlanmak, resimlerini çizmek, birçoğunu üst üste koymak, birçoğunu ölü bir bedeni saklamak için kullanmak yapıt boyunca karşımıza çıkarılan durumlar. Taş/kaya dingin duran bir nesne olsa da, içinde gizli bir şiddet barındırır. Şiddet, yaratma eyleminin de başat öğelerinden biridir. Sıfırdan bir şey ortaya koymak için bir enerji ortaya çıkarmanız gerekir. Bu enerjiyi, yaratılan objeye yönelterek onu dönüştürürsünüz, bunu sağlayan eylem de bir tür şiddettir. 



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Sanne De Block


Şiddet Chroniques’te sadece taş/kaya imgesi üzerinden işlenmiyor; insanın insana uyguladığı şiddet, özellikle ötekini tabanca ile vurma hali üzerinden farklı çeşitlemelerle canlandırılıyor. Bu bağlamda “tabanca tutan el” fikri üzerine de koreografik tasarım yapılmış: Bir adamın kendi ayağının, tabanca tutan kendi elinin üzerine basıyor olması; anlamsal olarak güçlü bir imge yaratırken, Peeping Tom’un, ustası olduğu, bedeni alışılagelmişliğin ötesinde şekillere sokma repertuvarına şahane bir örnek olarak eklemleniyor. İnsanın insana uyguladığı şiddet teması başka bir sahnede yine el öğesi üzerinden koreografiye katılmış: Yıldız Savaşları filminden veya bir Japon mangasından esinle, kişinin düşmanını püskürtmek için bütün iç enerjisini kanalize ettiği parmakları açılmış elini düşmanının olduğu tarafa doğru hızlıca uzatması. Dolayısıyla Chroniques’te bir yandan insanın insana tahakküm kurma aracı olarak kullandığı, bir yandan da insanın yaratıcı tarafının doğasında var olan şiddet, el imgesi üzerinden birbirleriyle çarpıştırılıyor, üst üste bindiriliyor. İki şiddet arasında ilginç başka bir örtüşme, tabanca ile birbirini vurma-vurulma sahnesinde vurulanlardan kan yerine, o sırada -seyirciden saklamadan- sıktıkları -ve ardından yere attıkları- tüplerden çıkan farklı renklerdeki boyaların fışkırması. Bu sahne ardından mekânın zeminin rengarenk oluşu, yaratıcılık ve yıkıcılık arasındaki kesişmeyi görsel olarak vurgulayarak bize fark ettiriyor.



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Camille Leprince


Chroniques’in koreografisinin genelinde hareketlerin niteliğinin baskın özelliği; sanki önce zamanda ileriye doğru tasarlanmış hareketlerin, bir film görüntüsü geri sarıldığında çıkan etkiye benzer bir şekilde, geriye doğru icra ediliyormuş gibi icra edilmesi. Bu hal, hareketlere alışılmadık ve tuhaf bir tat kattığı gibi, gösterinin genel atmosferinin de tekinsiz, rahatsız edici ve hatta arızalı gibi olmasını sağlıyor. Bu atmosferin yaratılmasında; belli bir zamana ve mekâna ait olmayan, onların arasında serbestçe gezinmeyi imkanlı kılan peyzajın mimarlarının, yani sahne tasarımcısı Amber Vandenhoeck, ışık tasarımcısı Bram Geldhof ve ses tasarımcısı Raphaëlle Latini’nin katkıları yadsınamaz. Ama ortamın tekinsiz ve arızalı etkisinin ortaya çıkmasındaki başat öğe, kanımca aynı zamanda Chroniques’in en güçlü tarafı olan, performansçıları. Simon Bus, Seungwoo Park, Charlie Skuy, Boston Gallacher ve Balder Hansen; eğip büküp kıvırarak başkalaşıma uğrattıkları bedenleriyle -sanki yürümek kadar basit ve kolay bir hareketi yapıyormuşcasına- icra ettikleri özgün ve virtüözite barındıran akrobatik hareketlerle ve olağandışı gibi görüneni gerçek ve gerçekçi kılan üst seviye fiziksel yapabilirlikleriyle göz dolduruyorlar. Aralarından Balder Hansen; bedenini büzerek, genişleterek, çeşitli parçalarını dışarıya doğru çıkararak yarattığı olağandışı pozlarla ve görünmez bir güç tarafından geriye doğru itiliyormuş, zemine düşürülüyormuş hissini verdirdiği hareketleriyle bir adım öne çıkarak, ayrıca hayranlığımı kazanıyor.



Peeping Tom, Chroniques. Fotoğraf: Virginia Rota


Yaratıcı da olsa yıkıcı da, özellikle şiddet kullanarak elde ettiği gücü bir tahakküm aracına dönüştürme konusunda raydan çıkmaya mahkûm insanlığın zamandan ve mekândan bağımsız, kasvetli olduğu kadar mizah da barındıran bir portresini sunan Chroniques, 2025-2026 sezonunda çeşitli Avrupa kentlerinde turnede olmaya devam edecek. Bu sırada, Türkiyeli seyirci Peeping Tom’u ilk defa, 20-21 Ocak 2026 tarihlerinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde seyretme imkanı bulacak. Topluluk İstanbul’a, ilk olarak dünyanın en prestijli çağdaş dans topluluklarından Nederland Dans Theater için 2013-2018 yılları arasında tasarladıkları ve 2020 yılında beridir kendi bünyelerinde kendi dansçılarıyla sahneledikleri The Missing Door (Eksik Kapı), The Lost Room (Kayıp Oda) ve The Hidden Floor (Gizli Kat)’tan oluşan Triptych (Üçleme) adlı gerek koreografi, gerek senografi, gerekse de süre olarak görkemli işleri ile konuk oluyor.

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page