top of page

On soruluk sohbetler: Rune Antonio Bro

Atta Festival’in son edisyonunun uluslararası katılımcılarıyla gerçekleştirdiğimiz söyleşi dizisinin sıradaki konuğu To BE adlı gösterinin oyuncusu Rune Antonio Bro


Röportaj: Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel



Rune Antonio Bro


2016 yılından beri Dünya Çocuk Hakları Günü olan 20 Kasım’ın etrafında düzenlenen, Türkiye’nin bebekler ve çocuklar için ilk ve tek uluslararası sanat festivali Atta, 2025 yılında dokuzuncu yaşına bastı. Bugüne kadar yurt dışından birçok topluluğu ağırlamış olan festival, 0-3 yaş arası bebekleri, 3-18 yaş arası çocukları, gençleri ve onların beraberindeki yetişkinleri ile 3-18 yaş arası engelli çocukları ve gençleri tiyatro, dans, müzik, film ve sergilerin yanı sıra interaktif içeriklerle buluşturuyor. Bu yıl da festivalin programında 6-18 aylık bebekler için dans tiyatrosundan, 4 yaş ve üzeri seyirciler için yeni sirke, danstan obje tiyatrosuna birçok gösteri yer aldı. 20 -30 Kasım 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin yanı sıra Finlandiya, Danimarka, Fransa, Norveç, Litvanya ve İrlanda’dan gelen toplulukların gösterileri İstanbul’da Paribuart, Arter, Barış Manço Kültür Merkezi ve Hisar Okulları Kültür Merkezi’nde sahnelendi. Bizler de bu sene festivalde yer alan uluslararası sanatçılarla gerçekleştirdiğimiz sohbetler için  sırada To BE adlı gösterinin oyuncusu, Passepartout Theatre Productions’dan Rune Antonio Bro ile söyleştik.




To BE, Oyuncu: Rune Antonio Bro


Sizce performansın özü nedir?

To BE performansının özü, tüm insanların eşit değere sahip olduğu. 

Hepimizin onurlu bir yaşam hakkı var. Dünyada pek çok insanın bunu asla elde edemeyeceğini/deneyimleyemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Bu çok ciddi sorunla başa çıkmalıyız. Sizin için, bizim için, insanlık ve barış için.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Evet. Sanat; temiz gerçekler, zaman çizelgeleri, para gibi unsurlarla dolu günlük hayattan daha farklı kanallardan iletişim kurar, başka bir “dil”e sahiptir. Sanat, duyularımıza, içsel zekamıza ve dünyayı anlama ve yönlendirme biçimimizin en derinlerine hitap eder. Bedeninizin ve ruhunuzun bu katmanlarına temas edilmesi, bu katmanlarda görülmek ve duyulmak, zihninizi gerçekten değiştirebilir. Bu kadim bir bilgidir; hem politikada hem bireysel terapilerde hem korkutucu hem de güzel etkilerle kullanılmıştır. Elbette, sanat her karşılaştığınızda sizi etkilemez. Ve mesele, bir müzik eserinin, bir heykelin veya bir performansın ne kadar büyük veya renkli olduğu değil, en derin katmanlarınıza hitap edip etmediğidir.


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu? 

Eserlerim araştırma, gözlem ve kişisel deneyimlerden kaynaklanıyor. İlham kaynağı olarak müzik, filmler ve hareketten yararlanmayı seviyorum. Rüyalar ise çalışmanın görsel ve duygusal yönünü etkileyerek daha dolaylı bir rol oynuyor.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz? 

Sürece bağlı. Bazen başlık ilham noktası oluyor bazen de çalışma ilerledikçe ortaya çıkıyor.


Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?

Sanatım zaman içinde çeşitli oyuncular, tiyatro yönetmenleri ve deneyimler tarafından şekillendi. Ancak yönetmen ve oyunculuk koçu Nikolaj PapaDuke üzerimde önemli bir etki bıraktı ve bir oyuncu olarak çalışmalarımın çoğunun üzerine kurulduğu temeli büyük ölçüde o oluşturdu.


Dünyanın mevcut durumunu değerlendirdiğinizde, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil konu nedir?

Günümüz dünyasında tiyatronun, işleri yavaşlatmak, zor sorular sormak ve kolay cevaplara direnmek gibi acil bir sorumluluğu var. Hız, kutuplaşma ve mesafenin giderek daha fazla şekillendirdiği bir dünyada empati ve insan mevcudiyetinde ısrar etmek. Dünyayı başka bir insanın bakış açısından görmek ve hepimizin insan olma durumunu, tüm sonuçlarıyla birlikte paylaştığımızı anlamak. 


Çocuklar ve gençler için bir eser yaratırken, özellikle dikkat ettiğiniz şeyler var mı?

Odada bulunmak, asla yalan söylememek veya rol yapmamak, çok ciddi ve saygılı olmak (özellikle komik sahneler yaratırken, çünkü “eğlence” acımasız olabilir) ve tabii ki hikayeleri göz hizasında anlatmak, izleyiciyi elinden tutmak.


Kurduğunuz tiyatro topluluğu Passepartout’un adı nereden geliyor?

Passepartout, Fransızca'da “çerçeve” anlamına gelir. Passepartout, tüm kapıları açabilen anahtar. Passepartout, Phileas Fogg'un 80 günde dünyayı dolaşmasına yardımcı olan hizmetkar. İşte bu yüzden, Passepartout’yu kuran Jacques Matthiessen, Passepartout’yu kültürlerarası tiyatro projeleri için bir çerçeve olarak düşündü. Şimdi onun düşüncelerini, bir sanat derneği olarak örgütlenmiş halde devam ettiriyoruz. Projeler sanatçıların kendileri tarafından başlatılıyor ve tüm projeler uluslararası/kültürlerarası perspektiflere sahip. Anahtar, hem küresel düşünceye hem de sanattaki dönüştürücü olasılıklara bir ipucu niteliğinde. Hizmetkar ise daha aşikar; tiyatro hem “sanat” hem de seyirciler için mütevazı ve yaratıcı bir hizmetkar.


İstanbul'daki Atta Festivali'nde izlediğimiz To BE (Olmak) adlı eserinizin ana fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu fikir Jacques Matthiessen'e aitti, To BE’yi yarattı ve 2020 yılına kadar kendisi sahneledi.

Passepartout’nun Afrika ve Asya'daki birçok projesi nedeniyle, gündelik işleri esnasında dünyadaki korkunç dengesizliklerle karşılaştı. Bu nedenle, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (Corporative Social Responsibility, CSR) konusunda eğitim almaya karar verdik, İnsan Haklarını nasıl ele alacağımızı ve bunları işimize, topluluğumuzun politikasına nasıl dahil edeceğimizi öğrendik. Bir öğle yemeği molasında, her türlü topluluktan gelen başka “öğrenci”lerle birlikte, şu fikir ortaya çıktı: “Bir tiyatromuz var. Bununla ilgili bir performans yapmalıyız ve çocuklardan başlamalıyız, haklarını bilmeleri gerekiyor.” Jacques, bunu hafif bir valizle, tek kişilik bir performans olarak yaratmayı seçti ki başka projelerde çalışırken kolayca yanına alabilsin, kolay turne yapabilsin ve kişisel “sanatsal kartı” olarak kullanabilsin. Nesneler oldukları gibiler çünkü İnsan Hakları ile ilgili tarafsız ve genel gündemi vurgulamak istedi. Bunlar hepimiz için; beyaz, siyah, iki veya tek bacaklı olmanız fark etmez, sevimli fikirleriniz olsun ya da olmasın.

Karakterlere “gerçek” cinsiyet ve renkler eklersek, odak noktası değişir ve “kadınlar”, “ırkçılık”,

“engellilik” gibi hakkında ifadeler ortaya çıkar. Kalem, diş fırçası gibi günlük eşyaları kullanma seçimi, oyunu tam olarak ‘herkes’ ve sıradan, günlük insanlara, her gün elimizde olan şeylerle, ilişkilendirmek içindi. Onların bir hayat edinmesine ve size bir hikaye anlatmasına izin vermek aynı zamanda hem çok mütevazı hem de oldukça büyük bir şey, çünkü basit ve mümkün.


İstanbul seyircisi hakkındaki izlenimleriniz neler?

Çok, çok hoş, açık fikirli ve “uyanık” bir ortam vardı; gösteri boyunca iyi tepkiler verdiler ve gösteriden sonra ilginç yorumlar, düşünceler paylaştılar ve sorular sordular. Bunu, insanların ortadaki eşitsiz şartlar ve koşullar hakkında bilgi sahibi olduğu, bu şartlar ve koşullarla yakından yaşadığı ülkelerde ve bölgelerde deneyimliyoruz. Ve gösteri anlamlı oluyor.  İskandinavya'da birçok insan dünyadaki koşullar hakkında bilgi sahibi, ancak biraz “körler” ve “derin” bir farkındalığa sahip değiller; çünkü İskandinavya'da bu o kadar görünür değil (biz öyle olduğunu düşünsek bile). Çoğunlukla ebeveynlerin soru sorduğunu fark ettik. Biz çocuklardan soru gelmesine alışkınız. Belki de dil yüzündendi, ya da sadece aile gösterileri olduğu ve salonda birçok yetişkin bulunduğu içindi.



Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page