On soruluk sohbetler: Meggy Rustamova

Meggy Rustamova, Arter’in performans programının Kutlama başlıklı ilk bölümüne, 28-29 Eylül tarihlerinde, gezici bir performans ve ses yerleştirmesi A Speech of Nature adlı işiyle katılmış olan Belçikalı bir sanatçı. Rustamova’ya hem Arter’in Dolapdere’deki yeni binasının açılışı bağlamında Arter’in iç ve dış mekânlarında gerçekleştirdiği ve izleyicilerle mahalle sakinlerini, şehirden ayrılmadan ormanda bir yolculuk yapmaya davet ettiği işi ve genel olarak sanatsal yaklaşımı hakkında, hem de bizden ‘mesafelenme’ talep eden, içinde bulunduğumuz kolektif travmaya dair sorularımızı yönelttik


Röportaj: Ayşe Draz Orhon & Mehmet Kerem Özel


CAT, The neighbors participation, A Speech of Nature Performance,

Arter, Istanbul, 2019, Fotoğraf: Ilgın Erarslan Yanmaz


Sizce performansın özü/ruhu nedir? Çağdaş performansı bugün nasıl tanımlarsınız?

Performans (sanatı) 1960 ve ‘70'lerde beden, (beden) sıvılar(ı) ve insan dayanıklılığının uçlara götürülmesi ile ilgili denemeleri odağına alırken zamanla politikaya, ekolojiye ve dans, video ve müzik gibi diğer medyalarla yapılan denemelere yöneldi. Ben şahsen, seyircinin içinde dolaşma ve sanatçıyla, nesnelerle, sesle ve fotoğraflarla etkileşime girme özgürlüğüne sahip olduğu yerleştirme performansları tasarlamaya çalışıyorum. Bu, belirli bir hassas konsantrasyon sağlamak ve izleyicilerle görsel bir diyalog kurmak için bir fırsat yaratıyor.


"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz sanatçı(lar) ya da fikirlerinden etkilendiğiniz kişi(ler) var mı, varsa kim(ler)?

Belçika'daki sanat okulunda öğrenciyken, olağan şüpheliler Joseph Beuys, Marina Abramovic ve Ulay, John Baldessari, Vito Acconci, Gilbert ve George, Ana Mendieta, Adrian Piper ve kavramsalcıları örnek alıyordum. Martha Rosler'in video ve performansla nasıl çalıştığını takdir ediyorum. Yıllar içinde zamanla yavaş yavaş videoyu işlerimde kullanmaya başladım ve daha sonra ilgim ses ve daha büyük yerleştirmelere kaydı. Beğendiğim diğer sanatçılar Francis Alÿs, Andrea Fraser, Janet Cardiff, Ceal Floyer, Fiona Tan, Chantal Akerman vb. Onların tekilliklerine, siyasete karşı şiirlerine, kavramsal ifadelerine ve medyayı deneysel kullanımlarına saygı duyuyorum.

Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalarınız işlerinizde rol oynuyor mu?

Yerden (konumdan), dahil olan insanlardan, sosyal, ekonomik ve politik bağlamdan ve ele alınan konulardan ilham alıyorum. Bireysel ve kolektif bellek, dil ve insan davranışı arasındaki ilişkilerle ilgileniyorum, dünyadaki güncel meseleleri ve olguları tercüme etme yollarını aramaya çalışıyorum. Hikayelerim; çağrışım, fantezi, gündüz düşleri, sıradan şeyler, gündelik yaşamın banalliği ve tarihsel gelenekler yoluyla oluşuyorlar. Bir performansın sonunda izleyicide kalabilecek bir nesne veya fotoğraf paylaşıyorum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Eğer belli bir güçten bahsedebiliyorsak, o zaman bu bakanın gözlerindedir. Bir yapıtı izlemek, bütünüyle anlamak ve sindirmek için doğru zamanlamaya inanıyorum. Sanat duygudur; sanat yapıtının değerinin, sanatçıların statüsünün, cinsiyetinin veya onların sanat dünyasında egemenliğinin dikkate alınmasına gerek yoktur. Sevdiğimiz çoğu sanat eseri bir farkındalık noktasından, bir duygu temasından, bir yücelik hissinden, bir güzelliğin ortaya çıkarılmasından, ruhumuza tutulan bir aynadan, dileklerden, hüzünden, kişisel arayıştan ve mutluluktan gelir.


CAT, Istanbulian Cat Snapshot, 2019, Dolapdere area

Küresel ölçekte insanlığın içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemik sürecinin sonrasında bu sürecin gösteri sanatlarını nasıl dönüştürmüş olacağını düşünüyorsunuz?

Salgın birkaç ay süreceği için her türlü sanat disiplinini etkileyeceğine inanıyorum, ancak daha genel olarak toplumda, ekonomide ve sosyal organizasyonlarda ve umarım iklim bilincinde etkisi olacak. Akla hayale bile gelemeyecek bir şey gerçekleşti: “burada gerçekleşemeyecek ya da bu bize çok uzak Çin’deki bir şey” kendi kapılarımızın önüne kadar geldi, bu küreselleşmiş ve dijital dünyamızda daha önce benzeri görülmemiş bir durum. Bu, gelecekteki salgın hastalıklar veya çok sayıda insanın etkileneceği insan felaketleri için bir egzersiz sanki. Listede sırada; içme suyu eksikliği, kuraklık, orman yangınları, seller, depremler var, bunların bazıları zaten gerçekleşiyor, bu nedenle iklim değişikliği neredeyse kaçınılmaz, ancak evrensel olarak tepki verirsek bazı hasarlar bertaraf edilebilir ve bu tecrit, geleceğimizi dönüştürme gücüne sahip olduğumuzu kanıtlıyor. Olumlu tarafından bakarsak, milyonlarca insan bir karantina altında ve hepimiz sosyal medya, uygulamalar (aplikasyonlar) ve akıllı telefonlarımızla birbirimizle bağlantılıyız; bir şekilde birbirleriyle yabancı olanlar birbirleriyle bağlantılı hale geldiler.

Evlerde tecrit halinde olmak ve sosyal mesafeyi korumaya odaklanmak gelecekteki işlerinizi sizce nasıl şekillendirecek?

Şu anda yeni bir film üzerinde çalışıyorum, senaryo, insanlar ve hayvanlar, doğa ve seyahat etmek arasındaki ilişkiyi incelemekti. Şu anki karantina -biz konuşa dururken henüz zirveye bile ulaşmamış olan- kaçınılmaz olarak küreselleşmiş kapitalizm güdümlü toplumumuza bakışımı, yazım pratiğimi ve kurgumu etkileyecektir. Bu açık bir şekilde değil ancak daha şiirsel veya dolaylı bir yaklaşımla gerçekleşecek.

İstanbul’da bulunmak ve burada A Speech of Nature’ı göstermekle ilgili en favori an sizin için neydi?

Favorim olan birçok an var, bunlardan biri hala yapım aşamasındayken Mayıs ayında Arter'i ziyaret etmekti. Aslıhan'la Arter'in etrafındaki dar sokakları keşfetmek ve bu mahallelerde yaşayan insanlarla tanışmak ve konuşmak gerçekten etkileyiciydi. Bu sokaklarda yürürken, biraz meyve satın aldığımız ve böylece yerel ekonomiye yardımcı olduğumuz bir gıda pazarına rast geldik. Arter’deki ofisler insanların evlerine bakıyor, Aslıhan bir arabayı örtmek için kullanılan desenli bir battaniyeye dikkatimi çekmişti (resme bakın). Selen ile ağaç avına çıktık ve yolda, oğlan çocuğu kollarına sahip bir köpek fotoğrafladım (resme bakın).


Solda: Parking Car, Blanket, 2019

Sağda: DOG, Istanbulian Dog, 2019


Performans boyunca, binanın içinde ve dışında daireler çizerek yürüyor, çeşmeden bir şeyler alıyordum, yerleştirme ve de soundscape’in gelişmekte olan bir evrimi vardı. Fotoğraflarımı pencerelerine asacak kadar nazik olan komşularla işbirliğini sevgiyle anıyorum. Gösteriden sonra komşulara bazı fotoğraflar bağışladım, böylece onları happening’e dahil etmek istedim ve umarım onlar da Arter'i ziyaret etmenin yollarını buldular.


Çalışmalarınızı çoğunlukla imgeler, jestler ve sesleri ifade eden enstalasyonlar ve filmleri kapsayan işler olarak tanımlıyorsunuz, ancak onlara hangi öğelerin ve nelerin performatif bir doğa kazandırdığını biraz açabilir misiniz?

Performatif olan, insan sesinin enstalasyonda bir rehber olarak ele alınmasında mevcut. Sanatçı ve izleyiciler aynı mimari dolaşımı kullanıyorlar ve izleyici, fotoğrafik ses enstalasyonuna katılmaya veya onun içinden yürümeye davet ediliyor. Sanat kurumunun dışındaki alan ve komşuların katılımı da A Speech of Nature'ın geliştirilmesi ve sunumunda büyük önem taşıyordu. Ben bunu sürekli hareket halinde bir mevcudiyet olarak görüyorum, her icra edildiğinde koşullar farklı. Seyircinin, sanki bir labirentte ilerliyormuş gibi, fotoğrafların arasında kendine ait bir patikası ve koreografisi var.


A Speech of Nature şehir ve doğa arasındaki irdeliyor; bu konuyu biraz açıklayabilir misiniz?

Dolapdere bölgesinde benim dikkatimi çeken şey yeşillik, park ve doğa eksikliğiydi. (Etraftaki) Birçok insan dar ve kötü koşullarda yaşıyor. Ağaçları, hayvanları, doğayı, seyahat fotoğraflarını ve doğanın seslerini paylaşmak ve bu malzemeleri evrensel bir şeyde birleştirmek istedim. Aralarında Arter'in etrafında fotoğrafladığım kedinin ve köpeğin de bulunduğu çoğu hayvan, İzlanda'da fotoğrafladığım bazı atlar ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kuşlar veya Japonya'da Hiroşima'dan bir ağaç. Coğrafi kıtaları birleştirerek ve dilleri yapı-söküme uğratarak evrensel bir insan yurdu arıyordum.

İşleriniz gerçek mekân ve zamanda seyirciyle tekrar buluşana kadar söylemek istediğiniz özel bir şey var mı?

İnsanlar evlerinde daha fazla zaman harcadıkça umuyorum ki sanat, güzel nesneler ve olumlu imgelerle kuşatılmanın ne kadar önemli olduğunun bilincine varıyorlar. Bu bir fotoğraf, bir sanatçı baskısı veya bir kitap olabilir. Hakikaten umarım insanlar her gördüklerinde onları gülümsetecek şeyleri toplamak için çaba harcayacaklar. Halen Eylül ayında yayınlanacak yeni bir kitap üzerinde çalışıyorum; İstanbul'daki projemin fotoğrafları da, proje zaten büyümeye devam ettiğinden, elbette bu kitaba dahil olacaklar.


Parking Car, Blanket, 2019

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon