On soruluk sohbetler: Guy Weizman & Roni Haver

On soruluk sohbetler serimize, 14 Kasım’da başlayan ve çevrimiçi gösterimlerinden 6 gösterilik bir seçkinin 28 Aralık’a kadar uzatıldığı 24. İstanbul Tiyatro Festivali’ne katılan yabancı topluluklarla devam ediyoruz. Festival serisi kapsamındaki son misafirimiz Club Guy&Roni ile hem Hollanda’da canlı izlenebilen hem de buna paralel olarak çevrimiçi bir game tadında deneyimlenebilen Kuğu Gölü adlı gösteriyi tasarlayan ve yöneten koreograf ikili Guy Weizman ile Roni Haver. Bildiğimiz Kuğu Gölü balesine bambaşka bir yaklaşımla, merkezine tahmin edilmesi imkansız olsa da sistem üzerinde büyük bir etki bırakan ve de ekonomik bir olgu olarak tanımlanan ‘siyah kuğu’ kavramını alan ve kapitalizmin ivme kazandırdığı küresel bir felaketin hızla üzerimize yaklaşmakta olduğuna dikkat çeken yapıt’ta/game’de, katılımcılar aynı zamanda masalın sonunun kendileri için nasıl biteceğine de karar veriyorlar. Kuğu Gölü halen festival kapsamı dışında da Club Guy&Roni’nin kendi web sitesinden izlenebilir



Röportaj: Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel

Guy Weizman & Roni



Tiyatronun özü sizce nedir? Çağdaş tiyatroyu günümüzde nasıl tanımlarsınız?

İşin aslı kaçınılmazlık ve aciliyet; içerikle ilgili, estetik veya biçimle değil. Çağdaş sanat disiplinler arası, yani disiplinlerin sınırlarını zorlamakla ilgilidir. Bir performansın acil/kaçınılmaz olabilmesi için performansçıların her zaman ne yaptıkları konusunda tam olarak bilgilendirilmiş olmaları gerekir. Biz, bir yaratımda, ana unsur olarak dans estetiğini kullanmıyoruz. Her yaratım sürecimizde, her defasında, her bir disiplini sorguluyoruz. İçeriğe göre dans, tiyatro ve müziğin bize sunduğu dilleri yeniden icat ediyoruz.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Kesinlikle. Sanat toplum için bir vana görevi görebilir. Bunu, her şeyin söylendiği ve yapıldığı kültürlerde görürsünüz; sanat, gürültüyü, korkuyu ve tüketimciliği güçlü bir minimalizme ve duygulardan oluşan bir elmasa dönüştürebilir. Ve hiçbir şeyin söylenmesine izin verilmeyen toplumlarda sanatın yaratıcılığı, birçok farklı biçimde özgür ifadeye olanak verir. Sanat aynı zamanda sanatçı için de çok dönüştürücü bir güce sahiptir fakat bu daha farklı bir konu. Sanatçı da her performansıyla dönüşmüş olur.


İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek?

Öncelikle bu sürecin gösteri sanatlarının bütün dijital boyutunu geliştireceğine inanıyoruz. Bu, sanatı sanal ortamlara taşıyacak. Ve sanatın da insanlığın değişmekte olduğu aynı şekilde değişeceğini hayal edebiliyoruz. Maskelerimizi takmak ve birbirimizin gülümsemesini görememek, mesafeyi korumak ve kucaklaşamamak birbirimizle bağlarımızı koparıyor: sanat bunun kontrpuanı olabilir; birbirimizi gözden kaçırmamayı umarak, bağlanmak ve paylaşmak için sanat bize bir panzehir sunabilir.



Club Guy&Ron, Kuğu Gölü, Fotoğraf: Andreas Etter



"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz bir sanatçı ya da size ilham verdiğini düşündüğünüz biri var mı?

Bizim “ustalarımız” yok ama ilk sırada kitaplar ve edebiyat olmak üzere çeşitli disiplinler genel anlamda ilham verici. Performanslarımızda metin, moda, film ve video, dans, tiyatro ve canlı müzik dahil olmak üzere birçok farklı unsurla çalışıyoruz. Daha spesifik olarak sinemacılardan Hal Hartley ve David Lynch sonsuz derecede ilham verici. Bunun yanı sıra, Herman Nitsch ve eskiden koreograf Édouard Lock önderliğindeki ‘La La La Humansteps’ de öyle.


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi oluyor mu?

Gerçekleştirdiğimiz her performansı, her şeyin dönüşebildiği, mantıksız ama çağrışımsal bir anlatıma sahip bir rüya gibi inşa etmeyi deniyoruz. Rüyaların yaratıcılığı, işlerimizde taklit etmeye ve yeniden yaratmaya çalıştığımız bir şey. Rüyaların sınırsızlığı bize ilham veriyor. Gerçekleştirdiğimiz performanslar bir şekilde sıklıkla birilerinin kafasının içinde gerçekleşiyor. Çünkü gerçeklik sıkıcı, fantezi ise çok heyecan verici. Çalışmalarımızın kaynaklarıysa büyük toplumsal sorular, aciliyeti olan sosyal ikilemler ve kitaplardan oluşuyor.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmış olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?

Başlık genellikle verdiğimiz ilk karar olur. Yapıtın yönünün ilk seçimi, onun ilk çerçevesidir. The Human Odyssey adlı projemizde, toplumumuzun temel yapı taşları ile ilgili performanslar gerçekleştiriyoruz: Sevgi, Mutluluk, Korku, Özgürlük, Kader, İnanç. Önce, performansların yaratım sürecinin başlangıcını çerçeveleyerek, bu kelimelerden biriyle başlığımız olarak yola koyuluyoruz.


Memleketiniz olan İsrail'den, şimdi oldukça yerleşik olduğunuz Hollanda'ya kadar maceralarla dolu uzun bir yolculuk yaptınız; bu yolculukta sizin için en önemli duraklar hangileriydi?

Çok talihli ve zengin bir kariyere sahipiz. Tel Aviv’deki ‘Batsheva Dance Company’ topluluğundan başlayarak her adım çok heyecanlıydı, ve tabii ki sonrasında Barselona, Brüksel, Berlin ve Amsterdam gibi şehirlerde çalışmak daha az heyecan vericiydi de diyemeyiz. Dünyayı dolaşmak… Yolculuğumuz boyunca Ultima Vez’den Wim Vandekeybus ile yoğun biçimde, Lanonima Imperial ile, Itzik Gallili ile ve daha niceleriyle çalıştık.



Club Guy&Ron, Kuğu Gölü, Fotoğraf: Andreas Etter



Klasik bale geleneğinden alışık olduğumuz ya da son zamanlarda siyah kuğu filminden alışık olduğumuz kuğu gölü masalının kendine özgü bir yorumuna sahipsiniz; bu yapıtınızın zeminini oluşturan kendi yorumunuzdan biraz bahsedebilir misiniz?

1895’te Rus toplumu demlenmeye ve fokurdamaya başladığında, bir yandan da 1917 Bolşevik Devrimi’nin bariz göstergeleri ulusu kasıp kavururken, St. Petersburg’daki seçkin bir seyirci Kuğu Gölü’ne hayran kalır. Bu, bale ayakkabıları ile tütüler içindeki güzel dansçılarla dolu, büyülü bir göl ve yasak aşk hakkındaki romantik bir balenin galasıdır. Tiyatro seyircilerinin nerdeyse, öngörülemeyen dış dünyadan uzakta, kasıtlı olarak kendilerini kapattıklarını ve romantik bir peri masalının kurgusal gerçekliğine kaçtıklarını hayal edebilirsiniz. Ve 2020’de, aynı peri masalı hala alternatifsiz bir favori ve büyülenmiş izleyiciler her tarafta.


Yazar ve matematikçi Nassim Nicholas Taleb, 2001 yılında Kara Kuğu Olayı terimini, genel düşünme şeklimize uymayan ama yine de büyük ekonomik ve sosyal etkisi olan beklenmedik bir olayı tanımlamak için ortaya koydu. Son birkaç ayda toplumumuz, korona adı verilen kara kuğuyla yakından tanıştı. Tahmin edilemeyen iklim krizinden söz etmiyoruz bile fakat bunun gelecekteki sonuçları kesinlikle mevcut düşünce şeklimize uymuyor.


Öngörülemeyen bu dünyada, sıcak bir güvenlik ve öngörülebilirlik örtüsü altına çekilmek ya da bir an önce dönmek için can attığımız kurgusal bir geçmişe sarılmak, cazip geliyor. Karşılaştığımız krizlerde bize hangi yeni fikirlerin, kelimelerin veya düşüncelerin yardımcı olabileceğini keşfetmek ise çok daha zor. Geleceğin belirsiz ve tehlikeli olduğu yerde geçmiş bilindik, tanınabilir ve güven verici oluyor. Ancak konvansiyonlar da boğucu olabilir ve kendinizi onların elinden kurtarmak asla kolay bir iş değildir.


Bu hem toplum hem de kendi bireysel yaşamlarımız için geçerlidir. Geçmişinizin yüklerinden kurtulmak, güvensizlik ve korkuyla yüzleşmek, hayatınızı düzenlemenin veya kendiniz olmanın yeni ve daha iyi yollarını aramak, herkesin hayatta uğraşması gereken konular. Her bireyin kendine özgü siyah kuğuları var.


Kuğu Gölü, krizlerle nasıl başa çıktığımızın ve bu yolda yaptığımız seçimlerin hikayesi. Geçmiş ile gelecek, kanıtlanmış nitelik ile ileriye götüren riskli yol arasında, kendiniz kalmakla kendiniz olmak arasında seçim yapmakla ilgili.

Gösteri, dört perde ve dört dans solosundan oluşan bir yolculuk olarak tasarlandı. Üç benzersiz yolculuk mevcut fakat seyirci bir seferde yalnızca birini görebilir. Performansın sonu, kısmen sizin seçiminizle, kısmen de Swan Lake The Game’deki performansçıların yaptığı seçimlere göre belirleniyor. Geleceğe doğru nasıl yön almak istiyoruz? Bale ayakkabısı üzerinde ayakta ve güçlü mü, yoksa spor ayakkabıları içinde tereddütle mi?


Pandeminin yarattığı zorlu koşullarla şahsen nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu işin yaratım sürecinde KOVID-19'un getirdiği kısıtlamalara uymak zorunda kalmak yaratıcılığınızı nasıl tetikledi?

Yaratıcılık, ilk bakışta görünmeyebilecek bir çözümü bulmak. Bence bir yaratım sürecinde daima kısıtlamalar olur. Bu kez, bu kısıtlamalar bütçelerle pek alakalı değil, bu performansın gerçekleşebileceği biçimle ilgiliydi. Bir yolda ilerleyemezseniz, 15 başka yol daha vardır, ben buna tutunuyorum.


İstanbul izleyicisine bu gösteriyi çevrimiçi izlemeden önce söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Orijinal balede olduğu gibi, bu performans felsefi bir etüt. Anlamakla alakalı değil, kafanızda yeni düşüncelerin kıvılcımlanmasına izin vermekle, deneyimle ilgili. Birey ile onun kafasındaki gizli imgeler arasındaki bir köprü olmasını amaçladık. Biraz şiir ve görsel sanatlar gibi. Ayrıca bu, görsel dramaturji için de geçerli.


Sizler için gerçek bir tiyatroda canlı bir performans sergilemek için sabırsızlanıyoruz. Çevrimiçi gösterimimizin yanında! Sizi NITE otelimizde ağırlamayı ve sonrasında düşüncelerinizi dinlemeyi dört gözle bekliyoruz!

125 görüntüleme