On soruluk sohbetler: Fernando Melo
- Mehmet Kerem Özel
- 9 Eyl 2025
- 10 dakikada okunur
Danimarka’da iki sezondur kapalı gişe sahnelenen ve İskandinavya’da turneye çıkan, Dansk Danseteater yapımı Leaning Tree’ye dair izlenimlerimizi paylaşıyoruz ve performansın koreografı Fernando Melo ile sohbet ediyoruz
Yazı ve röportaj: Mehmet Kerem Özel

Fernando Melo. Fotoğraf: Maryam Barari
Danimarka’nın ulusal çağdaş dans topluluğu Dansk Danseteater (Danimarka Dans Tiyatrosu) ile Copenhagen Philharmonic (Kopenhag Filarmoni) orkestrasının ortak yapımı Leaning Tree (Eğilen Ağaç) başlıklı yapıtın koreografı Brezilyalı Fernando Melo, bestecisi Danimarkalı Signe Lykke. Leaning Tree’nin 2023-2024 sezonunun başında yapılan Danimarka Kraliyet Tiyatrosu’nun büyük salonunda gerçekleştirilen prömiyer gösterimleri, orkestra çukurunun yanı sıra oditoryumun farklı bölgelerine yerleştirilmiş sekiz müzisyen grubunun immersive (sarmalayıcı) bir etkiyle icra ettiği canlı müzik eşliğinde seyirciye sunulmuş. Geride bıraktığımız 2024-2025 sezonunda tekrar programa alınan Leaning Tree bu sefer Danimarka Kraliyet Operası’nın küçük salonu Stüdyo Sahnesi’nde, Danimarka’nın çeşitli şehirlerinde ve Finlandiya’daki Kuopio Dans Festivali’nde kayıttan çalınan müzikle sahnelendi.
Dünyanın dört bir yanından gelen 13 dansçıdan oluşan ve 2023 yılından beridir İspanyol koreograf Marina Mascarell’in genel sanat yönetmenliğini yaptığı Dansk Danseteater, her sezon Mascarell’in yapıtlarının yanı sıra, onun belirlediği koreograflara işler ısmarlayarak repertuvarını zenginleştiriyor. Fernando Melo, Leaning Tree'de ünlü Danimarkalı ressam Wilhem Hammershoi'nin sanatından esinlenmiş. Hammershoi’nin tablolarındaki nispeten boş odalarda ya sadece bir masa vardır, ya bir sandalye, ya da bir duvar piyanosu, duvarlarda bir veya iki küçük tablo asılıdır, kapılar genellikle açıktır, o açık kapılardan evin iç kısımları gözükür… Eğer insan varsa, genellikle tektir, kadındır ve izleyiciye arkası dönüktür, ya da evin derinliğinin içinde, duvar katmanlarının arasında sıkışmış gibi durmakta, dolanmaktadır; dalmış bir şey düşünüyor ya da hayal kuruyor gibidir; gizem doludur. Odalara ışık ya resmedilen odanın penceresinden ya da açık kapıların arkasından kaynağı belirsizce süzülür.

Leaning Tree. Fotoğraf: Natascha Rydvald
Melo Leaning Tree'de; sade, minimal dekore edilmiş ve genellikle insanlardan yoksun ev içi mekanları resmeden Hammershoi'nin monokromatik tablolarına figüratif anlamda birebir bir gönderme yapma, ya da onları sahnede doğrudan canlandırma tercihinde bulunmuyor; tersine, onlar ile daha derin bir ilişki kuruyor. Melo’nun Leaning Tree'sine Hammershoi'nin hüzün yüklü dünyasının ruhu, duygusu, atmosferi hakim; yani yalnızlık, yalınlık, sessizlik, boşluk ve kişinin dışarıya göstermediği, iç dünyasında yaşadığı fırtınalar.
Melo’nun Leaning Tree’de seyirciye sunduğu ilk imaj; alacakaranlıkta, kısa kenarında kapı olan bir duvar, duvarın önünde bir masa ve masanın uzun tarafında yüzü bize dönük başı, kollarının arasında masanın üzerine düşmüş şekilde oturmakta olan genç bir adamdan oluşuyor. Bu, sadece bir duvar ile tarif edilen mekan parçası, sahne alanının beşte üçünü kaplıyor. Sahnenin seyirciye göre sağda kalan beşte ikilik bölümde ise yerde, üst üste, yan yana yatmakta olan bedenler alacadan daha da karanlıkta belli belirsizce seçiliyorlar. Gösterinin başlamasıyla birlikte, yatmakta olan bedenler çok yavaşça hareketlenip, ayağa kalkarak kapının dış (kendilerine dönük) tarafına, sanki paketten hava almaya yarayan bir aletle çekiliyorlarmış gibi, sığışıyorlar. Sonra, masadaki adam sandalyesinden kalkıyor, masanın üzerindeki mektubu fark ediyor, alıp cebine koyuyor. Kapıya gidip açmasıyla diğer taraftakilerin kapıdan mekanın içine taşmaları bir oluyor. Genç adam masaya doğru geri giderken, diğerleri onun bedeninin etrafında, ona sürtünerek dönüyorlar. Genç adam masaya dönüp en başta gördüğümüz pozisyonu tekrar aldığında, diğerleri de çoktan mekana yayılmış şekilde, ama hepsinin yüzü genç adama dönük olarak konumlanmış oluyorlar.
Az sonra, genç adamın yavaşça kıyafetinin içinden kaybolduğunu fark ediyoruz. Üzerindeki kıyafet, hani bilim-kurgu filmlerinde olur ya, karakterin ölümüyle üzerindeki kıyafet bedensiz kalır ve olduğu yere yığılır, işte öyle masanın üzerine yığılıp kalıyor. Bundan sonraki yaklaşık 45 dakika; o genç adamın bir yerden, bir aşktan, bir aileden, bir topluluktan veya, -büyük de ihtimalle- bir hayattan ayrılmayı, vazgeçmeyi içerdiği bu başlangıç sahnesiyle seyirciye anıştırılan mektupta yazmış olabilecekleri seyrediyoruz. O, dışardan kapıya dayananlar, genç adamın masaya bıraktığı intihar mektubunda bahsettikleri belki de; ailesi, arkadaşları, sevdikleri… O yüzden, daha hemen gösterinin başında genç adamın kapıyı açmasıyla içeri girdiklerinde ona sürtünerek etrafında dönüyorlar; bir girdap, bir hortum oluyorlar.
Leaning Tree. Fotoğraf: Natascha Rydvald
Melo'nun anlatıyı kurarken, bana göre müthiş nefes kesen yaratıcılığına bir örnek vermek isterim: Duvarın önünde bir kadın elinde mektupla bazı hareketler yapmaktadır. Duvardaki, tersten ışık verildiğinde diğer tarafı da gösteren aynada, önce kadını aynalayan başka bir kadını yansımasıymış gibi, biraz sonra da onunla birlikte dört-beş kadınlı-erkekli başka figürleri görürüz. Belli ki kadının elindeki mektupta bahsedilen kişilerin silüetleri, hayaletleridir o diğer figürler. Bir mektubun barındırdığı hikayeyi bu şekilde bir sahne anlatısına dönüştürme fikri bence tüyler ürpertici güzellikte bir yaratıcılığa sahip. Ama, bu sekanstaki anlatı bununla kalmıyor. Hemen bu sahnenin ardından gelen sahnede Melo dansçılarına duvarı ters çevirttiriyor, bu sefer aynanın iç tarafını görüyoruz. Şimdi duvarın ön tarafında kalmış olan kadın da az sonra arka tarafa (yani seyirciye gösterilen tarafa) geçiyor ve az önceki hareketler/koreografi tekrarlanıyor, ama bu sefer kadın da diğerlerinin arasında olarak. Başka bir deyişle, az önce parçalı ve “çerçeveli” (yani aynadan gözüktüğü kadarıyla) sunulmuş olan koreografi bu sefer tam haliyle seyirciye gösteriliyor.
Melo’nun, Raphael Frisenvænge Solholm ile birlikte imza attığı sahne tasarımında, Leaning Tree’nin en önemli öğesi olan duvar, adeta dans eden bedenlerden biri de aynı zamanda; kıvrılıyor, kırılıyor, kendi içine kapanıyor, arka tarafını gösteriyor, üzerinde pencere açılıyor, pencereden diğer taraf görülüyor, üzerine bir tarafı yansıtan diğer tarafı gösteren geçirgen bir ayna konuyor. Duvara, bütün bunlar seyirciden saklanmadan, bizzat dansçılar tarafından yapılıyor. Arkası döndürüldüğünde duvarı ayakta tutan teknik detaylar bütünüyle ortada; yani sahnede gerçekçi bir mekan yanılsaması/taklidi yaratma gibi bir amaç yok. Ancak Melo gösterinin atmosferini ve özellikle de hızını o kadar yumuşak bir akıcılıkta kurmuş ki, seyirci olarak duvarın fiziksel ve teknik özelliklerini göz ardı ediyorsunuz, onu da yapıtın protagonistlerden biri gibi alımlıyorsunuz.
Melo duvarın etrafında tanımladığı mekanın fiziksel üç boyutuna; zamanı, hafızayı ve sosyal ilişkileri katarak, dördüncüyü ekliyor, bir nevi duvarın etrafındaki mekanı anlam içeren bir “yer”e dönüştürüyor. Duvarın yanısıra gösterinin diğer sahne öğeleri: bir masa, iki sandalye, iki ayaklı lamba ve bir halı. Ancak bunların hiçbiri safi “prop” olarak değil, gösterinin dünyasını ve anlamını kuran öğeler olarak kullanılıyorlar, dolayısıyla hiçbiri “dekor” olarak kalmıyor.
Yapıtın bestecisi Signe Lykke Leaning Tree’yi “Müzik ile dans disiplinleri arasında bir köprü kurma girişimi” olarak tanımlayıp, şöyle tarif ediyor: “Leaning Tree perspektif üzerine bir oyun; görsel olarak elle tutulur olan ile ötesinde yatan şey arasında sürekli bir geçiş; bedensel hareketler ve sesle tetiklenen bir iç duygu ve imge dünyası.” Melo, Lykke’nin tarif ettiği dünyayı kurarken illüzyonu kullanıyor ve bu yolla seyircinin algısıyla oynuyor. İllüzyonu yaratmada Melo’ya hizmet eden en önemli öğelerden biri Raphael Frisenvænge Solholm’un atmosferik olduğu kadar ekspresyonist de olan ışık tasarımı. Ve tabii gösterinin bu kadar etkili olmasındaki en başat öğe; fizikalite, esneklik, enerji ve sıkı bir matematikle işleyen kurguyu gerçekleştirmekteki hassaslıkta birbirleriyle yarışan dansçı kadrosu: Nicky Daniels, Wolf Govaerts, Lucas Hartvig-Møller, Jessica Lyall, Lola Potiron, Yi Shao Li, Leticia Silva, Carlos Luis Blanco Ramos, Finn Armstrong ve Grace O’Brien.
Leaning Tree ile ilgili izlenimlerimin ardından, kendisini daha yakından tanımak için sözü, yapıtın tasarımcısı Fernando Melo’ya bırakıyorum.

Leaning Tree. Fotoğraf: Natascha Rydvald
Sizce performansın özü nedir?
Benim için performansın özü, en temelde neden tiyatro ve dans toplulukları için yapıtlar tasarladığımla yakından bağlantılı. Aynı zamanda, sanatın toplumda bu kadar önemli bir rol oynadığına inanmamın nedeni de bu.
Çağdaş dans alanında uzun yıllar performans ve koreografi yaptıktan sonra (dans eğitimime sekiz yaşında başladım), sanatçı olarak potansiyelimizin, kendimizden daha büyük bir şeye katkıda bulunduğumuzda gerçekleştiğini anladım.
Tiyatroya gitmenin ve başka bir insanı seyretmenin, özünde toplumda anlamlı ve ciddi bir işlevi var. Çünkü sahnede başka birini seyrettiğimizde bir şeyler olur. Bir an için onların yerine geçeriz.
Bir başkasının bakış açısına adım atma eylemi, başlı başına bir empati eylemidir. Ve inanıyorum ki sahne, bu tür bir ortak insan deneyiminin hala gerçek zamanlı olarak yaşanabildiği az sayıdaki alandan biri.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet, inanıyorum. Bir sanat eserini, özellikle de canlı bir ortamda deneyimlemenin içimizdeki bir şeyleri değiştirebileceğine inanıyorum. Bazen ince, neredeyse fark edilmeyen bir şekilde. Eğer bir performans seyretmek bir kişinin başka bir kişinin bakış açısına adım atmasını sağlıyorsa, o kişi aktif olarak empati kuruyor demektir. Ve empatinin, etiğin temeli olduğuna inanıyorum. Eğer çalışmalarım bu tür bir düşünmeyi teşvik etmeye küçük de olsa katkıda bulunabiliyorsa amacına ulaşmış demektir.
Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalar yapıtlarınızda rol oynuyor mu?
Bir anlamda, deneyimlediğim her şeyden ilham alıyorum: sanat eserleri, edebiyat, müzik, kişisel karşılaşmalar. Rüyalar belirli bir rol oynamıyor, ancak yaşadığım her şey çalışmalarıma sızıyor.
Ancak, ilhamım daha temelde, “neden”imden, yani yaratma nedenimden geliyor. Biz koreografların bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Bize bir alan, bir platform ve bir seyirci veriliyor. Yüzlerce (bazen binlerce) insan karanlıkta oturup söyleyeceklerimizi dinlemeyi seçiyor. Bu çok güçlü bir şey. Ve bu güç ile birlikte sorumluluk da geliyor.
Daha önce de söylediğim gibi, performansın empati için gerekli koşulları yaratmakla ilgili olduğuna inanıyorum. Seçimlerimi yönlendiren şey de bu: hangi fikirleri keşfedeceğim, hangi malzemeleri kullanacağım ve iş nasıl şekillenecek. Kararlarım her zaman bu amaca hizmet ediyor.
Üzerinde çalıştığınız bir yapıta, eğer zaten bir başlığı yoksa, ne zaman bir başlık vermeye karar veriyorsunuz?
Benim sürecimde başlık genellikle oldukça geç gelir. İdeal olarak, yapıtı tanıdıktan ve ne anlatmak istediğini anladıktan sonra ortaya çıkar.
Başlıklar önemli olabilir çünkü genellikle seyircinin yapıtla ilk karşılaşmasıdır. Başlığı; seyirciyi, görmek üzere olduğu şeyi nasıl deneyimleyebileceği veya yorumlayabileceği konusunda nazikçe yönlendirmek için kullanmayı seviyorum.
Bununla birlikte; pazarlama tarihleri, abonmanlıklar ve benzeri nedenler gibi pratik gerçekler genellikle yapıt hazır olmadan çok önce bir başlık vermemi gerektiriyor. Bu zor olabiliyor ama esnek kalmaya çalışıyorum.

Leaning Tree. Fotoğraf: Natascha Rydvald
Sanatınızı en çok etkilediğini düşündüğünüz bir sanatçı ya da kişi var mı? Ve eğer böyle bir sanatçı ya da kişi varsa, kim?
O kadar çok var ki sadece birkaçını saymak imkansız. Etkilendiğim kişiler farklı alanlardan geliyor; Pina Bausch gibi koreograflar, Marcel Duchamp gibi görsel sanatçılar, Rick Rubin gibi müzik yapımcıları, Arvo Pärt gibi besteciler ve Samuel Beckett gibi yazarlar. Liste uzayıp gidiyor.
Karmaşık fikirleri özlü ve dokunaklı bir şeye dönüştürebilen sanatçılardan ilham alıyorum. İnsani ve zamansız bir şeyi benzersiz bir şekilde iletenler.
Dünyanın her anlamda mevcut durumunu göz önünde bulundurduğunuzda, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil konu nedir?
Bir kez daha empatiye dönüyorum. Eğer tiyatroya gitmek bir insanın başka bir insanla geçici de olsa bağ kurmasına yardımcı olabiliyorsa, bu empati için gerekli koşulları yaratır. Ve ben empatinin birbirimize nasıl davrandığımızın merkezinde yer aldığına inanıyorum.
Ne kadar çok empati kurabilirsek, başkalarındaki insanlığı ne kadar çok tanırsak, onlara o kadar az zarar verebiliriz. Daha hoşgörülü, daha anlayışlı, farklı bakış açılarını daha kabullenici, dinlemeye daha istekli ve farklılıklara daha açık oluruz.
Bir sanatçı olarak, çalışmalarım aracılığıyla seyircilerin bu yeteneği, bu empati kasını kullanmalarına yardımcı olduğumu umuyorum. Bu etki küçük olsa bile, insanların başkalarıyla ilişkilerini ve yaptıkları seçimleri etkileyerek günlük hayata yayılabilir.
İtalya'dan İngiltere'ye, İsveç'ten Almanya'ya, ABD'den Güney Kore'ye farklı ülkelerdeki dans toplulukları için yapıtlar tasarlıyorsunuz. Kendinize ait yerleşik bir dans topluluğunuz yok, dolayısıyla sizi ve tarzınızı bilen dansçılarla çalışma rahatlığına sahip değilsiniz. Ancak özgeçmişinize bakınca bazı topluluklarla daha sık çalıştığınızı görebiliyorum. Var olan bir topluluğun dansçıları için bir yapıt ortaya koymanın zorlukları ya da rahatlıkları nelerdir?
Her zaman aynı ekiple çalışma lüksüne sahip olmadığım doğru, ancak yetenekli teknisyenler, boyacılar, marangozlar, prova direktörleri, pazarlama departmanı vb. gibi olağanüstü destek sunan topluluklarla sık sık işbirliği yapıyorum. Hepsi de katkıda bulunmaya ve bir vizyonu hayata geçirmeye hazır. Bu bir ayrıcalık.
Bir sanatçı olarak seyahat etmeyi, farklı dansçılarla çalışmayı ve farklı seyirciler ve kültürlerle karşılaşmayı da zenginleştirici buluyorum. Her yeni ortam yeni girdiler sunuyor ve beni uyum sağlamaya ve büyümeye zorluyor.
Leaning Tree'nin bir çok yerinde bir hikayeyi ya da bir durumu anlatmak için bulduğunuz fikirlere hayran kaldım. Perspektif, algı ve zamanla oynayarak sahnede yarattığınız atmosfer seyirci için birçok sürpriz ve duygu içeriyor. Bana göre yapıtın baskın bir hikayesi yok, ancak seyircinin takip edebileceği bir yörüngesi olan bir anlatı yaratmışsınız. Anlar, durumlar ve ilişkiler hikayenin kendisinden daha baskın. Ne yazık ki diğer çalışmalarınızı görme şansım olmadı, bu nedenle Leaning Tree'yi örnek alırsak, çalışmalarınızın yaratım süreci nasıl işliyor?
Sürecimin temelinde deney, deneme ve yanılma var. Süreç, genellikle provalar başlamadan aylar hatta yıllar önce başlıyor. Stüdyoya vardığımda, genellikle defterlerim fikirlerle doludur ve set tasarımı çoktan hazırdır.
Stüdyoya girdikten sonra keşfetmeye, test etmeye, küçük eskizler oluşturmaya, bir şeyler denemeye başlarız. Bu, geniş bir yelpazede malzeme üretme ve bunları yavaş yavaş rafine etme sürecidir. Düzinelerce kısa sahne yaratırız ve sonunda konsepte ve işin duygusal özüne en uygun olanları seçeriz.
Bu son derece işbirliği içeren bir süreç. Sürece dahil olan herkes fikirleriyle katkıda bulunur. Hep birlikte, yapboz parçalarını birleştirir gibi, yaratıcı görevler tanımlarız ve malzemeyi birlikte oluştururuz. En güçlü olduğunu düşündüğümüz malzemeyi belirledikten sonra, onu sahneler halinde şekillendirir, geçişler üzerinde çalışır ve yapıtın kavisini kademeli olarak inşa ederiz.
Leaning Tree'yi izlediğimde, bir koreograf, bir hareket tasarımcısı olarak sihir ve akrobasi ile, nouveau cirque (yeni sirk) türüyle flört ettiğinizi düşündüm. Yanılmıyorsam Ağustos ayında prömiyer yapan Tempo adlı yapıtınızda bir sihirbazla birlikte çalışıyorsunuz. Bize bu konudaki fikirlerinizden, yani nouveau cirque ve sihirbazlık pratiklerini nasıl gördüğünüzden bahsedebilir misiniz?
Nouveau cirque ya da akrobasi ile özel bir bağlantım olduğunu söyleyemem. Ancak çalışmalarımı diğerlerinden ayırabilecek bir şey, koreografiyi bedenin ötesine geçen bir şey olarak görmem. Her şeyin koreografisini yapıyorum: Hareket, senaryo, ışıklandırma, aksesuarlar.
Stüdyoda sık sık bu unsurların nasıl etkileşime girdiğini araştırıyorum. Set hareket ettiğinde ve dansçıyla etkileşime girdiğinde; ışık koreografinin ve senografinin bir parçası haline geldiğinde, ne olur? Bazen bu, şaşırtıcı ve hatta büyülü hissettiren anlara yol açıyor. Ama bu sadece sahnedeki unsurlar arasındaki etkileşimi keşfetmenin bir sonucu.
Eğer illüzyon gibi geliyorsa, bunun nedeni bir numara yaratmak için yola çıkmış olmam değil, bu süreçte birlikte beklenmedik bir şey keşfetmiş olmamız.

Leaning Tree. Fotoğraf: Natascha Rydvald
Yapıtlarınızın çoğunda sahne tasarımını ve hatta kostüm tasarımını siz yapıyorsunuz. Bunları tasarlamanın, çalışmalarınızı gesamtkunstwerk (bütünsel sanat yapıtı)’na yaklaştırdığını düşünüyorum. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Evet, sahne tasarımı ve kostümler yapıtla bütünleşmiş durumda ve çoğu zaman konsept ve hareket fikirleriyle aynı anda doğuyorlar. Birbirlerinden ayrı değiller; yapıtın kavramsal ve duygusal dilinin parçaları.
Bu anlamda, evet, yapıtlarım gesamtkunstwerk olarak görülebilir: birden fazla disiplinin bir araya geldiği toplam bir sanat eseri. Ama ben kasıtlı olarak bu şekilde yaklaşmıyorum.
Amacım sadece fikri (“nedeni”) olabildiğince açık ve etkili bir şekilde ifade etmek. Eğer tüm bu öğeleri bir araya getirmek bunu başarmaya yardımcı oluyorsa, o zaman izlediğim yol bu oluyor.
Son olarak, Leaning Tree’nin, özellikle bu yapıt için bestelenen Signe Lykke imzalı müziğinin, yapıtın ruhuna çok uygun olduğunu, hatta yapıtın atmosferini oluşturan ana öğelerden biri olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan, yaratım sürecinde beste ve besteci ile olan ilişkinizi merak ediyorum?
Leaning Tree'nin orijinal versiyonu, Kopenhag Filarmoni’nin 60 müzisyeninin tiyatronun dört bir yanına, seyircilerin arasına yerleştirilmesiyle canlı olarak icra edildi. Bazıları seyircilerin arkasında, bazıları balkonlarda, bazıları da orkestra çukurunda oturuyordu. Bu mekânsal düzenleme, seyircilerin tam anlamıyla sesle çevrili ve müzisyenlere fiziksel olarak yakın olduğu, son derece sarmalayıcı bir deneyim yarattı.
Sürecimiz de oldukça alışılmışın dışındaydı. Önce koreografiyi tamamen müziksiz olarak tasarladım. Ardından Signe yaklaşık altı ay boyunca hareketin yapısı, tonu ve ritminden ilham alarak müziği besteledi. Bestesi tamamlandığında, sahneleri tekrar gözden geçirdim ve düzenledim, müziğin getirdiği duygusal ve atmosferik katmanlara daha doğrudan yanıt vermek için tasarımımı rafine ettim. Bu, hareket ve ses arasında, her biri diğerini bilgilendiren gerçek bir diyaloga dönüştü.









Yorumlar