On soruluk sohbetler: Ayako Takahashi


İstanbul Fringe Festival, Fiziksel formatındaki gösterimlerine devam ediyor. Festivalde gösterilerini canlı sunacak sanatçılarla yaptığımız sohbetlerin bu yılki ilk konuğu Pythagorean Peas adlı yapıtlarıyla sahne alacak olan Ayalis in Motion topluluğunun sanat yönetmeni Ayako Takahashi

Röportaj: Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel

Ayako Takahashi


İstanbul'da gösteri sanatları sezonunun başlangıcını şenlikli bir hale getiren İstanbul Fringe Festival'in üçüncüsü, 18-26 Eylül 2021 tarihleri arasında Fiziksel, Çevrimiçi ve Dijital olmak üzere üç formatta sunulacak gösterilerden oluşan hibrit bir programla gerçekleşti. Ayrıca mevcut pandemi koşullarına da hızlıca adapte olan festival, tiyatro sezonuna yayılan Fiziksel formatındaki gösterimlerine devam ediyor. Bizler de festivalin Fiziksel başlıklı formatında, gösterilerini canlı sunacak sanatçılarla yaptığımız sohbetlere devam ediyoruz. Festivalin 2022’de ilk misafiri, ENKA Sanat’ın mekan sponsorluğunda İstanbul’a gelerek 23 ve 24 Ocak’ta Enka İbrahim Betil Oditoryumunda Japonya-ABD üretimi Pythagorean Peas (Pisagor Bezelyesi) adlı yapıtlarıyla sahne alacak olan Ayako Takahashi yönetimindeki Ayalis in Motion topluluğu. Bizim de Fringe serisinin devamındaki ilk konuğumuz, Grimm kardeşlerin Pamuk Prenses ve Kırmızı Başlıklı Kız gibi halk masallarından ilham alan karakterler aracılığıyla kendi kırılganlıklarımızla ve güçsüzlüklerimizle nasıl baş ettiğimizi vurgulamayı amaçlayan bu fiziksel tiyatro yapıtını sahneleyen Ayalis in Motion topluluğunun sanat yönetmeni Ayako Takahashi.


Fotoğraf: Becca Vision


Performansın özü sizce nedir?


Benim için performansın özü, başkaları ile bağ kurmak; kendimle, diğer dansçılarla, seyircilerle ve çevreyle bağlantı kurmak. Performans gerçekleştirmeyi düşündüğümde, egomu en aza indirmek için genellikle şeffaf olmaya odaklanırım. Şeffaf olduğumuzda ve egomuzu küçülttüğümüzde, sahnedeki bedenlerimiz basit araçlar haline gelebilir. İzleyici bedenlerimize girebilir ve bedenlerimiz ile performanslarımız aracılığıyla kendi yolculuklarını deneyimleyebilir. Ben mesajlarımı iletmekle pek ilgilenmiyorum ama izleyicilerin bedenlerimizi kullanarak (şahitlik ederek) kendilerini deneyimleyeceğini umuyorum.


Tabii ki yarattığım her parçada kendi motivasyonum ve temam var, ancak insanları benim inandığım şeyi anlamaya zorlamakla işim olmuyor. Benim ilgilendiğim şey, insanların (dansçılarım ya da seyirciler) kendileri hakkında bir şeyler hissetmelerini ve kendi hayatlarını gerçekten deneyimlemelerini sağlamak. Bedenlerimizle bağlantı kurarken, travmatik olaylardan tutun da neşeli durumlara kadar yaşam deneyimlerimiz somatik izler bırakır ve duruşlarımıza, fiziksel ifadelerimize yansır. Pythagorean Peas, özellikle ev dediğimiz fiziksel yerden uzaktayken, bedenlerimizde nasıl evimizde gibi hissettiğimizi araştırıyor. Nerede olursa olsun rahatlık ve güvenlik duygularına nasıl erişileceğini araştırırken, dansçılardan seyircilere kadar bedenlerde yankılanan güvenlik ve kırılganlığın kinestetik tezahürlerini bulabilmeyi ve paylaşmayı umuyorum.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?


Elbette sanatın dönüştürücü gücüne inanıyorum. Yarattığım işler genellikle politik meselelerden veya dünyamızdaki bir şeylerden ilham alıyor. Ancak, niyetim dünyayı doğrudan değiştirmek değil. Dansı propaganda veya başka bir şey olarak kullanmak istemiyorum. İşimi denizdeki bir kaşık şeker gibi hayal ediyorum. Denize bir kaşık şeker eklerseniz tadı hala tuzlu kalır, herhangi bir şekerli tat hissetmezsiniz. Ve bu benim için sorun değil. Bazı insanlar benim (bizim) hakkımda bir şeyler fark ediyor ve bir şeyler hissedip/düşünüyorlar. Bu önemli. Kızabilirler, mutlu olabilirler ya da üzülebilirler... Yaptıklarımı illa beğenmek zorunda değiller ama bir şeyler hissetmelerini istiyorum. Bir koreograf olarak işim dans üretmek değil, diğer insanları güçlü kılmak. Benim işim dansçılardaki ya da seyircilerdeki, yani diğer insanlardaki olasılıkları uyandırmak... Benim için başarının çok basit bir tanımı var. Başarı bence zenginlik, şöhret ya da güçle ilgili değil. Etrafımda parıldayan kaç tane göz olduğuyla ilgili. Gözleriniz parlıyorsa, ne yaptığınızı biliyorsunuz demektir. Dansçılarımın ve seyircilerin gözlerinin parlamasına odaklanıyorum. Ve dansın bunu yapacak güce sahip olduğuna inanıyorum.


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?


Hayatımdaki her şey yapıtlarımı etkiler (esin verir); deniz meltemi, bir kadeh kırmızı şarap, caddenin karşısında koşan siyah bir kedi vs. Bulutlardaki ritimleri görüyorum ve gün ışığındaki müziği duyuyorum. Her şeyden önce, sevginin yaratıcı motivasyonumun büyük bir özü olduğunu düşünüyorum. Aile sevgisi, romantik bir aşk, yaptığım işi sevmek, arkadaşlık, sadakât….


Rüyalar, çalışmalarımı bilinçsizce etkileyebilir, ancak rüyaları asla bilinçli olarak yaratıcı sürecin bir parçası olarak kullanmıyorum. O kadar derin uyuyorum ki uyandıktan sonra rüyalarımda gördüğüm her şeyi unutuyorum.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?


İsim bana gelene kadar beklerim. Genellikle isim, dansçılarla yapıt hakkında gelişigüzel konuştuğumda veya onun hakkında düşündüğüm/araştırdığım yaratıcı süreç esnasında ortaya çıkıyor.


Başlıklara çok fazla anlam yüklememeye çalışıyorum, basit ve sıradan tutuyorum. Başlığa çok fazla mesaj ve ego, ya da iletmek istediğim şeyleri koyarsam seyirci daha gösterilerimizi izlemeden boğulur. Seyircinin özgür olmasını istiyorum. Örneğin, "kahrolası bir ceset" hakkında bir iş ortaya çıkarırsam ve seyirci “Ah, biberli pizza hakkında eğlenceli bir parça!” diye düşünürse, her şey yolunda demek benim için. Yapıtta bir şey buldukları sürece, benim için başarılı demek. Bu yüzden insanları başlıklarla belirli bir yöne çekmemeye çalışıyorum.


Örneğin Pythagorean Peas’den bahsetmişken, bu işin ilk motivasyon kaynağı Fas'ta tanık olduğum terör oldu, ancak bu konuyla ilgili herhangi bir kelime seçmek istemedim. Yaratıcı sürecimiz boyunca dansçıların her biri kendi kırılganlıklarına odaklanıyor ve onlara karşı somatik tepkilerini araştırıyordu. Başlık için dansçılara ipucu olacak bir kelime bulmayı umuyordum. Sonra Pisagor’un hikâyesini hatırladım; zamanında pek çok kişi tarafından sevilip felsefesini, teorisini, dini kabilesini kurmuş, ancak ömrünün sonunda talebeleri tarafından sevmediği bezelye bitkilerinin önünde öldürülmüştü. Bazen insanlar sana mutlak bir sadakâtle itaat ederler ama bir anda size tamamen ihanet edebilirler. Böyle bir gerçeği nasıl yorumlarsınız? Pisagor'un hikâyesinin, dansçılara ve seyircilere kendi kırılganlıkları hakkında düşünmeleri için bir ipucu olabileceğini düşündüm. Bu yüzden başlık olarak Pythagorean Peas’i (Pisagor Bezelyesi) seçtim.


Fotoğraf: Christophe Kalodikis


"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?


Günlük hayatta tanıştığım insanlar; dansçılar, öğrenciler, ailem, arkadaşlarım, müzisyenler, filozoflar, romancılar ve/veya sokaktaki rastgele insanlar. Birini seçemiyorum…


İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını nasıl dönüştürmekte?


Geçtiğimiz birkaç yıldaki zor zamanlarımızda dansçılar/koreograflar çok sayıda sanal performans sergilediler. Bu dünyanın her yerinden insanlara kolay ve hızlı bir şekilde ulaşmamızı ve bağlantı kurmamızı sağladı. Ancak, bu durumla birlikte başkalarıyla olan gerçek bağı kaçırmaya başladığımızı da hissediyorum; fiziksel dokunuş, bir mekânı paylaşma, canlı performans vb. gibi... Geleceği asla bilemeyiz ama birçok topluluğun aynı anda mekânı ve sevgiyi paylaşmak için toplandığı gerçek canlı performanslardan ve festivallerden asla vazgeçmeyeceğimizi umuyorum ve inanıyorum.


Fotoğraf: Paul B Goode


Program notlarından öğrendiğimize göre İstanbul Fringe festivali kapsamında sahneleyeceğiniz Pythagorean Peas adlı yapıtınızda halk masallarından ilham alıyorsunuz. Peri masalları sizin için ne ifade ediyor ve bu eserde peri masallarına nasıl yaklaştınız?


Özellikle bu işte, yaratıcı sürecimizde içimizdeki çocukların her birini derinlemesine incelemek için birçok peri masalı kullandım, ancak bunlar illa da yapıtın kendisinde kendi hikâyeleriyle yer almıyorlar. Bizim Kül Kedimiz Sindirella, on yılı aşkın bir süredir odasından hiç dışarı çıkmayan, işi olmayan alkolik bir kadın. Bizim Pamuk Prensesimiz bir fahişe ve de kocası tarafından tacize uğruyor. Ve büyükannemizde ciddi bunama var, vs. Bu yüzden bu yapıtın peri masallarıyla ilgili olmadığını söyleyebilirim. Seyirci de dahil olmak üzere herkesin peri masallarıyla ilgili anıları vardır ve bu parçanın çocukluğumuza geri dönmemizi ve çocukken hissettiğimiz savunmasızlık duygusuyla ilerlememizi sağlayacağına inanıyorum.


Pythagorean Peas adlı yapıtınızı tek bir cümleye tercüme etmeniz gerekse bu ne olurdu?


Kendinizi nazikçe ve yakından görün, sonra da kabul edin.


Fotoğraf: Becca Vision


Fringe sizin için ne anlama geliyor?


Genel olarak konuşursak, merkezde olmadığı için Fringe o kadar da önemli değil, ancak bu Fringe’ler hayatımızı zenginleştiriyor. Çeşitli katmanlarla hayatımızı daha renkli hale getiriyor ve hayatımıza daha fazla neşe katıyor. Gösteri sanatları yemek değil, oksijen de değil, sanatla uğraşmasak ölmezdik. Ama bu Fringe’ler hayatımızı renklendiriyor.


Neden özellikle bu işinizle İstanbul Fringe Festivali’ne katılmaya karar verdiniz?


Her zaman insanlarla bağlantı kurmanın ve sanat formumuzu kullanarak bir mekânı paylaşma şansı edinmenin peşindeydim. Bu festivali bir süredir biliyordum ve onun bir parçası olmak benim için büyük bir onur oldu. Biz insanlar, duyulmak ve kabul edilmek isteriz. Yukarıda bahsettiğim gibi, bu iş özellikle kendi kırılganlıklarımıza odaklanıyor. Zayıflıklarımızı ortaya koymak zor. Görülmek ve tanık olunmak da bu yapıtın büyük bir parçası olacak. Ayrıca performansı sergilerken seyircinin varlığını ve sesini dinlemek istiyoruz. Bu bir sohbet, maalesef Türkçe konuşamıyoruz ama umarım bu yapıt üzerinden birbirimizle konuşabiliriz ki ben de sizlerin zaaflarını hissedebileyim. Yapıtı farklı bir ülke ve kültürde paylaşarak insanlığın gücünü test etmek istedim. Bu eseri daha önce Fransa'da sahneledik ve Amerika'dan tamamen farklı geri dönüşler aldık. İnsanların burada (İstanbul'da) nasıl düşündükleri ve algıladıklarıyla ilgileniyorum. Beğenmeyebilirsiniz ve çekinmeden bunu bize bildirin! Paylaşmak büyük bir şey ve sürecimizin bir parçası.