No: 16 | Kerem Ozan Bayraktar


İllüstrasyon: Caner Yılmaz

İçimdeki canavarlar

Ben kendime anlattığım bir hikâyedir. Bedenimdeki tüm hücreler, anılarım, hayallerim, şu an yaşadıklarım daha bir kaç yıl öncesinden bütünüyle farklı olmasına rağmen, şuursuzca aynı kişinin yaşamına devam ettiğine, fotoğraflarda gördüğüm yüzün hâlâ aynı insan olduğuna inanıyorum. İşin daha da tuhafı, etrafımdakiler de buna inanıyor.


“Ben bir toplamdır,” desem mesela; bir organlar, düşünceleri oluşturan nöronlar… Ama içimde neler olup bittiğine dair o kadar bilgisizim ki... Doktor, psikolog, biyolog, kimyager, fizikçi bile olsam küçücük bir kısmını anlayabiliyorum. Sayısız olay, tanımadığım, yakından görsem ödüp kopacak canlılar, cansızlar, canlılığın sınırındakiler var içimde. “Ben” dediğim her neyse, bu topluluğun bir arada ortak yaşam sürebilmesi için bir illüzyon olsa gerek. Örneğin “devlet”, kamu binaları, kitaplar, insanların toplamı değildir. Zihinlerimizde inandığımız, fiziksel olmayan, iletişim evrenindeki bir şeydir (zaten bu yüzden sık sık hayal kırıklığı yaşatır). “Ben” de böyle bir şey sanırım; bir inanç, yoksa fiziksel bir gerçeklik değil.


İçimdeki hiçbir şeyi kontrol edemiyorum. Bugün şöyle enzimler üretin, şöyle reaksiyonlar yapın, şöyle çoğalın diyemiyorum. Kalbim bile bana sormadan atıyor, midem fokurduyor, gözlerim odak değiştiriyor, sık sık “ben”i unutup hayallere, rüyalara dalıyorum, uyuyorum, bedenim komple uyuşuyor, tüylerim büyüyor. Kulağıma “duyma” diyemiyorum, bir yere bakınca istemesem de görüyorum. Kontrol edebildiğim o kadar az şey var ki. “Ben”, gerçekten, ne cüretle tüm bu şeylerde hak sahibi olduğumu iddia edebilirim?


Programlanmış makineler hepsi. “Ben” umurlarında değilim. Adeta bir robotun davranışları gibi, algoritmalardan başka bir şey yok. “Beni” sevmem ya da sevmemem, hislerim, Instagram like’larım hiçbiri umurlarında değil. Onlara sadece yiyerek içerek kaynak buluyorum. Kaynak bulmak için hareket ediyorum. Kendini kopyalamaya ant içmiş genler; ölmeye programlanmış hücreler. Bana değil, kendilerine; türüme yatırım yapan, beni bir birey olarak hiç mi hiç önemsemeyen mikro canavarlar.


O‌ zaman insan niye korkar hastalanmaktan, ölmekten? Neden hayatta kalmak diye bir dürtü var? Bu fikirleri de zihnime onlar salıyor olmalı. Sırf biraz daha fazla kopya üretmek, varlıklarını sonsuza dek sürdürmek için. Peki onlar niye hayatta kalmak istiyor? Bu küçük, duygusuz, sadece programlarına göre işlemler yapan robotlar niye hayatta kalmak ister?


Bu soru, kaynayan bir suya “neden kaynıyorsun?” ya da bir kayaya “neden orada öylece duruyorsun?” diye sormak kadar saçma. Fizik yasaları anlamsızdır. Öyle olduğu için öyledir.


“Ben” dediğim geçici bir hayalet. Bir hayaleti yaşatmaya çalışmak ise, oldukça büyüleyici bir fikir. Her şeyin anlamlı olmaya çalıştığı bir dünyada, sırf anlamsız olduğu için yaşamayı sevmek de aynı derecede çarpıcıdır.

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon