NFT’leştiremediklerimizden miymişsiniz?

Hem finans hem de sanat dünyasında son derece popüler hale gelen NFT terimi Non-Fungible Token yani "değiştirilemez belirteçler" anlamına geliyor. Dijital varlıkların aidiyetlerini kanıtlayabilen benzersiz tanımlayıcılar olarak da ifade edebileceğimiz bu "belirteçler" aynı zamanda dijital sanat eserlerini ya da farklı türde koleksiyonları blok zinciri ticaretinde kolay doğrulanabilir varlıklara dönüştürüyor. Unlimited NFT ile ilgili yayınladığı bu ilk makaleyle mevzuyu hem tanımlamaya hem de farklı yönleriyle masaya yatırmaya hazırlanıyor



Yazı: Doç. Dr. Selçuk Artut*



2 Mayıs 2021'de Sichuan eyaletinin Heishui ilçesinde Tibetli bir kadın yerel kurulum için Xinjiang'dan gönderilen bir kripto para birimi madencilik makinesinin parçaları olan güç kablolarını bir buket çiçek gibi elinde tutuyor. Bu tür makineler, Çin'in son zamanlarda kripto madenciliği yasağı kapsamında devre dışı bırakılıyor. Kaynak: Caixin Global



Gündemimiz ütopya ve distopyaların hegemonya savaşlarıyla meşgul. Merkeziyetçi finans düzenine başkaldırı olarak bir ütopya fikri üzerine beliren kripto paralar dahil olmak üzere ortaya çıkan her yenilik, çok kısa süre zarfında hedefinden şaşmakta ve alışılagelen düzenler önlenemeyen bir biçimde farklı şekillerde yeniden kendiliğinden kurulmaktadır. İnsan medeniyetinin vazgeçilmez yapı taşlarından biri olan ekonomik düzenin temel kıymet birimi olarak kabul ettiğimiz paranın fiziksel varlığını yitirmeye başlayarak hesap cüzdanlarında sanal kayıtlara dönüşmesi süreci kredi kartlarının gelişimi kadar eskiye dayanmaktadır. Paranın gözler önünden kaybolarak merkezi sistemlerde kayda alınan hesap cüzdanları arası bir veri aktarımı olarak işlem görmeye başlamasında elektronik bankacılık sisteminin yeri oldukça büyüktür. Dijitalleşme sürecindeki tüm alışkanlıklarımızda olduğu üzere para kullanımı için de hızlı bir değişim söz konusu olmuştur. Ancak bu süreç, 1980’lerin sonlarından bu yana gittikçe yükselerek hiç beklenmedik bir biçimde radikal bir dönemece girmiştir. Dijital para üzerine yapılan çalışmalar 1980’lere kadar dayansa da kitleleri ikna ederek peşinden sürükleyen geniş çaplı en büyük girişim, 2009 yılında ortaya çıkan Bitcoin kripto para birimi tarafından gerçekleşmiştir. Bitcoin algoritması, günümüzde kim olduğu tam olarak bilinmemekte olan ama kendisini Satoshi Nakamoto olarak tanıtan bir kişinin dokuz sayfada anlattığı ve 2008 yılının Cadılar Bayramı’nda yayınladığı akademik makalesinde ifade ettiği bilişimsel model üzerine kuruludur. Alışageldiğimiz finans dünyasında dijital para transferleri transfere ait tüm bilgileri barındıran bir hesap cüzdanında (ledger) merkezi bir konumda saklanırken, blok-zincir (blockchain) teknolojisiyle bu merkezin sistemdeki tüm bireyler arasında dağınık olarak saklanmaktadır. Aslında bu tür dağınık veri paylaşımına dair uygulamaları daha önceleri torrent gibi yapılarda da görmekteydik. Fakat bu sefer farklı olarak paranın kendiliğinden kopyalanamaması ve tekil para transferinin gerçekleşebilmesi gibi temel prensiplerin sağlanabildiği yeni bir teknolojiden bahsetmekteyiz. Ayrıca kripto paraları merkeziyetçi unsurlardan uzak tutarak dünyanın sıklıkla maruz kaldığı sosyo-politik gelişmeler gölgesinde meydana gelen ekonomik krizlerden de bağımsız hale getirilmesi fikri gerçekleşmesi umulan ütopyanın önemli bir unsuru sayılmaktaydı. Maalesef zaman içinde bu ütopya yerini eski düzene terk etmiştir ve bugün sayıları beş binin üstünde olan kripto paraların kendilerine ait uluslararası borsaları oluşmuştur. Artık dünyadaki ekonomik krizlerden çok daha fazla etkilenen, spekülasyonun serbest kaldığı, büyük oyuncuların[1] sahip oldukları varlıklar üzerinden sistemi regüle ettikleri bir kaos ortamı ile karşı karşıyayız.


NFA detay, Körfez muturu


Blok-zincir meselesinin finans boyutunu bir kenara bırakacak olursak bu teknoloji üzerine meydana gelen çeşitli gelişmeler başka ütopyaların doğmasına imkân sağlayacak çeşitli fırsatlar sunmaktadır. 1994 yılında Rusya’da doğmuş olan Vitalik Buterin, Waterloo Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamlayamamış olsa da Bitcoin teknolojisine olan yoğun ilgisini sürekli geliştirerek 2013 yılında Bitcoin üzerindeki eksiklikleri ve problemleri işaret ettiği bir makale yayınladı. Gavin Wood, Charles Hoskinson, Anthony Di Iorio ve Joseph Lubin’in de katkılarıyla ve kitlesel fonlama desteğiyle 2015 yılında Ethereum isminde bir sistem yaygın ağda yerini almış oldu. Ethereum’un Bitcoin’den ayrışan çok önemli bir farkı bulunmaktaydı. Bu sistem sadece bir kripto değer olmaktan öte blok-zincir teknolojisini kullanarak kullanıcıların sistemde kalıcı ve değiştirelemez uygulamalar geliştirmesine olanak sağlıyordu. Bitcoin’de olduğu üzere Ethereum ağında var olan kripto-paralar gerçekleşen işlemler neticesinde sanal olarak yer değişmekte ve kripto-paraların tekil olması gerekmemekteydi. Bunu bir analoji ile anlatmak gerekirse cebinizdeki kâğıt parayı aynı değerinde başka bir kâğıt para ile ve bir başkası ile değiştirdiğinizde cebinizdeki paranın aynı kalması olarak düşünebilirsiniz. Bir anlamda kâğıt para üzerindeki seri numaralarını dikkate almadığımızı söyleyebiliriz. Zaman içinde ortaya çıkan ERC-721 ismi verilen bir protokol sayesinde Ethereum ağında saklanan dijital varlıkların benzersiz ve tek olması sağlanmıştır. Bu demek oluyor ki tıpkı fiziksel sanat eserlerinde olduğu üzere dijital eserlerin de biricik olması mümkün olabilmektedir. Varılan bu nokta dijital sanat dünyası için çok önemli bir dönüm noktasıydı. Uzun süredir dijital dünyadaki eserlerin kolaylıkla kopyalanabilmesi üzerinden yaşanan aidiyet sorunlarına bu sayede temelden bir çözüm sunulmaktaydı.


Bosslogic Persischer, Normal Leopard


Bu gelişmenin ardından oldukça hızlı bir sürede Değiştirilemez Belirteçler[2] (NFT) başlığı altında sanatçılar birçok dijital eser üretmeye başladılar. NFT dünyası sanatçılar için eserlerin alıcılarla buluşması noktasında merkeziyetsiz bir konumlandırma sağladığı için sanat piyasasında faaliyet gösteren ticari manadaki büyük aktörlerden bağımsız olmanın da kapısını aralamış oldu. Sanatçılar satış hedefli galerilerin hegemonyasındaki baskıdan sıyrılarak eserlerini direk olarak sanat alıcılarına aktarabiliyordu. Ancak ne yazık ki bu ütopya da kısa dönemde yaşananlardan anlaşıldığı üzere uzun süreceğe benzemiyor. Fahiş fiyatlar altında pazarlanan sanat eserleri bir takım bilinen ve tekelleşmiş açık artırma firmaları tarafından sansasyon yaratacak bedellerde pazarlanıyor. Bu tür girişimler neticesinde NFT dünyasına yönelen fırsatçı bir bakışın kendi hegemonyasını yeniden inşa etmeye çalıştığını görmekteyiz. Oysaki sanatçıyı bağımsız kılmayı hedefleyen ve tüm sanatçılara demokratik bir platformu zemini sunan NFT, bu tür yağmalayıcı tutumlardan uzak kalmayı hedeflerken bugün kuralları eski düzene ait bir ortamın odağı haline gelmiş bulunuyor. NFT başlığı altında eser olma kıymetinin tartışılabilir olduğu birçok işitsel ve görsel malzeme bir takım göz boyayıcı pazarlama faaliyetleri neticesinde kaynağı bilinmeyen sermayeler tarafından satın alınarak paha biçilmekte ve ticari bir fırsat olanağı olarak değerlendirilmektedir.


Romulo Kuranyi, Panda


Şu ana kadar bu yazıda bahsedilmeyen ancak blok-zincir teknolojisinin büyük sorunsallarından biri olan enerji tüketimi ise maalesef neredeyse ciddi bir oranda sistemin paydaşları tarafından hiçe sayılmaktadır. Kırılmasının güçlüğünden dolayı son derece karmaşık bir algoritmik yapıya sahip olan bu teknolojinin yaşayabilmesi için ciddi bir bilişim gücü gerekiyor. Digiconomist’in[3] belirttiği verilere göre yıllık Bitcoin ağının enerji tüketimi 204.50 TWh yani Tayland’ın tüm elektrik tüketimine denk geliyor. Karbon tüketimi üzerinden kıyaslama yapmak gerekirse 97.14 Mt CO2 yani Kuveyt’in karbon ayak izine eşit seviyede bir tüketim meydana geliyor. Bu kıyaslamanın sadece kripto-paralar üzerinden olduğunun altını çizmek gerekir. Görsel ve işitsel dijital sanat eserleri kripto-paralara oranla çok daha ciddi miktarda veri büyüklüğüne sahip bulunmaktadırlar. Bu açıdan düşünüldüğünde NFT eserlerin enerji tüketiminin devasa boyutlarda olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İşte bu sebeplerden ötürü sistem geliştiricileri tarafından bu konu üzerine de alternatif çözümler bulunmaya çalışılmaktadır. Örneğin, Ethereum ağı üzerinde NFT üretirken kullanılan 332 kWh enerjiye kıyasla Tezos ağında 0,0002 kWh enerji gerekmektedir[4]. Zamanla Ethereum ağı 2.0 versiyonu ile bu problemi aşacağını iddia etmekte olmasına karşın bu sürecin 2023 yılından önce tamamlanmayacağını da belirtmek gerekiyor.


Selin Çınar - Fire


Dijital eserlerin NFT ağlarına katılması işlemine (minting) olanak sağlayan platformların sanatçılar üzerinden elde ettikleri gelirler de oldukça çarpıcı boyutlardadır. Yaygın olarak bilinen platformlardan biri olan OpenSea, eser satışlarından %2.5 pay alırken, bir ayda yaklaşık 300 milyon dolar gelir elde etmeyi başarmıştır. Ayrıca sanatçılar eserlerin NFT’leştirilmesi işlemi için gaz bedeli (gas fee) adı verilen bir ücreti de bu tür platformlara henüz satış gerçekleşmemesine karşın ödemektedirler.



Eric Peters, Berggorilla


Tüm bu olumsuz tablonun ötesinde farkında olunması gereken temel çıkarım ise bu yeni teknolojinin olumlu yönlerinin asla göz ardı edilmemesidir. NFT bilinçli sanatçıları merkeziyetçi otoritelerden bağımsız kılmaya olanak sağlamaktadır. Bu fırsatın farkında olan sanatçılar üretimlerini sanat alıcılarına ulaştırırken sahip oldukları çevresel sorumlulukların bilincinde eser üretiminde ortaya çıkan gerekli enerji tüketimlerini de değerlendirerek hareket etmektedirler. Unutulmaması gereken bir başka husus da eserlerin belirsiz teknolojik geleceğe karşın korunabilir olmalarının sağlanmasıdır. Bu noktada sorumlulukların da sanatçılar ve koleksiyonerler tarafından irdelenmesi gerekmektedir. NFT teknolojisini kullanarak sanatın hayatımıza değer katabilmesinin önünü açan bir proje olan WWF NFT Animals[5], dünyada sayısı hızla azalarak kaybolmaya yüz tutmuş on tür hayvanın dijital illüstrasyonlarının NFT satışı ile elde edilecek geliri, nesli tükenmekte olan hayvanların korunması için kullanacak. Ülkemizde 2021 yazında yaşanan yangın felaketlerine karşı kullanılmak üzere maddi destek oluşturmak amacıyla bir araya gelen birçok sanatçı[6], NFT platformunda bağışladıkları eserlerin satışları sayesinde Ahbap İyilik Hareketi, Haytap Hayvan Hakları Federasyonu, Meyako Melekler Yaşam Köyü Derneği, Angel's Farm, Yeşilin Başkenti ve Çak Bi Pati gibi birçok oluşuma destekte bulundular. Şunu unutmamak gerekir ki NFT dünyasını gerçekçi bir ütopya olarak yaşanılır hale getirmek yalnızca gerçek sanat tutkusunu var edebilmek ile mümkün olabilecektir.





 

* Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi


Selçuk Artut’un sanatsal araştırmaları ve üretimleri insan-teknoloji ilişkisinin teorik ve pratik boyutlarına odaklanır. Artut’un çalışmaları Mads Gallery (Milan, 2021), Zilberman Gallery (Berlin, 2018), Dystopie Sound Art Festival (Berlin, 2018), Moving Image NY (New York, 2015), Art13 London (Londra, 2013), ICA London (Londra, 2012), Art Hong Kong (Hong Kong, 2011),10. İstanbul Bienali (İstanbul, 2007)’nde sergilenmiş ve Artsy, Creative Applications, CoDesign, Visual Complexity, CNN GO gibi mecralarda yer almıştır. Güncel olarak, Ses ve Etkileşim dersleri verdiği Sabancı Üniversitesi’nde Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programını yürütmektedir. 1998 yılından beri üyesi olduğu post-rock avangard müzik grubu Replikas ile birçok albüm çıkarmıştır. 2016 yılında, RAW isimli canlı kodlama yöntemi ile işler üreten, ses ve görüntü performansı ikilisi grubunu kurmuştur.


www.selcukartut.com

@selcukartut

 

[1] Kripto terminolojisinde "balina" adı veriliyor [2] Yaygın kullanımı sebebiyle bu yazıda NFT olarak bahsedilecektir. [3] Bitcoin Energy Consumption Index https://digiconomist.net/bitcoin-energy-consumption/ (27.01.2022) [4] What Is a Clean NFT: Myth vs. Fact https://medium.com/tqtezos/what-is-a-clean-nft-myth-vs-fact-1bb67e3b2c4e (27.01.2022) [5] https://www.wwf-nfa.com/ (29.01.2022) [6] https://hiceturco.xyz/?event=helpetnunc sitesinde sanatçı listesini bulabilirsiniz.