Manifesta 16 Ruhr: Özlem Altın
- Selin Çiftci

- 20 saat önce
- 3 dakikada okunur
Bu yıl This is not a church (Bu bir kilise değildir) başlığı altında düzenlenen Manifesta 16 Ruhr, bölgenin çok katmanlı sosyo-kültürel yapısını ve köklü göç mirasını merkezine alarak 21 Haziran'da açıldı. Bienal kapsamında üretimlerini mekâna özgü gerçekleştiren Türkiyeli sanatçılarla gerçekleştirdiğimiz söyleşi serimizin üçüncü konuğu Özlem Altın
Röportaj: Selin Çiftci

Özlem Altın. Fotoğraf: Julian Stallabrass
Manifesta 16’nın küratoryal konsepti olan Bu bir kilise değildir (This is not a church) ve Ruhr bölgesinin katmanlı yapısı, eserinizin seçiminde veya üretiminde nasıl bir rol oynadı? Küratörlerle kurduğunuz diyaloğa, işinizin ilk fikrinden sergilenme aşamasına kadar geçirdiği sürece dair neler söylemek istersiniz?
Manifesta 16 için hazırladığım çalışma, serginin küratoryal çerçevesi ve emek, göç ve post-endüstriyel dönüşüm tarihlerinin iç içe geçtiği Ruhr bölgesi ile bağlantılı olarak geliştirildi.
Babamın Gastarbeiter/misafir işçi olarak bıraktığı mirastan yola çıkan yerleştirmem, emeğin, kimliği ve sosyal aidiyeti nasıl şekillendirdiğini ve görünürlük ile tanınırlığın nasıl atandığını sorguluyor. Mekânları yeniden düşünme küratoryal öncülü, kolektif olarak neyi onurlandırmayı seçtiğimiz ve hafızanın sosyal olarak nasıl inşa edildiği sorularını gündeme getiriyor. You Are What You Hold (Neye Sahipsen O'sun) başlıklı çalışmam, somatik izlere dönüşen, tekrarlayan hareketler aracılığıyla emeğin bedene nasıl kazındığını araştırıyor. Babamın fabrika işleri sırasında yaptığı elastik iplikleri onarma ve düğümleme eylemlerinden yola çıkan bu eser, emeğin somut bir anı olarak nasıl içselleştirildiğini ele alıyor.
Küratör Gürsoy Doğtaş ile diyalog içinde, temsilde genellikle marjinal kalmış emek ve göç tarihleriyle ilişkili olarak, kilisenin dış cephesi için bu yeni çalışmayı geliştirdim. İş, başlangıçtaki biyografik bir yansıma olmaktan çıkıp mekânsal bir müdahaleye dönüştü.
Ruhr bölgesi, Türkiye’den gelen göç dalgasının tarihsel merkezlerinden biri. Manifesta’nın coğrafi seçimi ve bölgenin “misafir işçi” mirası, sizin sanatsal pratiğiniz veya bu sergi için kurguladığınız iş için ne ifade ediyor?
Ruhr bölgesi, Gastarbeiter programlarının mirasını taşıyor. Bölge, endüstriyel üretim ve bir zamanlar geçici işgücü olarak davet edilen işçiler tarafından şekillenmiş; bu işçilerin varlığı, bölgenin oluşumunda temel bir rol oynamış durumda. Bu kişilerin yaşam öyküleri, işgücü ve göç sistemlerinin şekillendirdiği ortak ve istikrarsız koşullara işaret ediyor. “Misafir” olarak tanımlanmak ile uzun süreli varlığın gerçekliği arasındaki gerilim, aidiyet meselelerini gündeme getiriyor. Bu çözümsüz aidiyet sorunu, mekanik ritimler aracılığıyla bedende varlığını sürdürüyor. Yerleştirme, babamın elastik iplikleri tamir ederken çekilmiş ellerinin büyütülmüş fotoğraflarından oluşuyor. Bakım ve özenin ritmik bir tekrarı görünür. Eller, işin, emeğin nesneleri artık mevcut olmasa bile hareketlerine devam ederler ve geriye kalan, yine de işten bahseden boş jestler olur. Babamda, günlük yaşamda sık sık sessiz, gergin bir stimleme gözlemliyorum, sanki iş hayatının somatik bir yankısı bedeninde devam ediyormuş gibi.

Özlem Altın, Neye Sahipsen O'sun, 2026. Fotoğraf: Manifesta 16 Ruhr (Rainer Schlautmann)
İşlerinizde kullandığınız görsel dilin, belirli bir coğrafyanın “alt yazısına” ihtiyaç duymadan işleyebilen “sessiz bilgisini” nasıl kuruyorsunuz? Tarihsel arka plana hakim olmayan bir izleyicinin, sadece form ve malzeme üzerinden kurduğu ilk temas size ne söylüyor?
Yerleştirmede, düğümleme ve bağlama hareketleri bir ilişki yapısı oluşturuyor; burada onarım, parçalanmış olanı bir arada tutma çabası haline geliyor. Tasvir edilen hareketler, zihinde çözüme kavuşmadan sürekli dönen düşünce döngülerine benziyorlar. Ellerin anıtsal bir ölçeğe büyütülmesiyle, hareket belgelemeden varlığa doğru kayıyor.
İplikler ve çizgiler boyunca büyüyen bitkiler, dikey bir kök sistemi, bir bağlantı ve aktarım ağı oluşturuyorlar. Bitkiler, havada asılı duran elleri sabitlerken algıyı yavaşlatan ve mekânı sahiplenen organik bir temeli öneriyorlar. Ortaya çıkan şey ise özen ve gerilimin bir yorumu. İş, zorunlu ancak tanınmayan emek üzerine ve bu emeğin, iş bittikten çok sonra bile bedeni nasıl işgal ettiği üzerine bir yansıma sunuyor. Onarım, mevcut ancak parçalanmış olanı tutma ve birleştirme konusunda devam eden bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Yerleştirme bu süreci yoğunlaştırıyor ve dikkatin yavaşladığı, malzeme ile zaman arasındaki ilişkilerin gelişebileceği bir alan yaratıyor. Duvarda gerilmiş iplikler, sanki eller sessiz bir partisyonu çalıyor gibi, bir enstrümanın tellerine benziyor. Sessiz, ama yine de yankılanıyor.




Yorumlar