top of page

Kenti deneyimlemek için

Alper Derinboğaz ile İstanbul Kent Müzesi’nin mimari kurgusunu, yapının yer aldığı tarihsel eşik ve kamusal kullanım fikri üzerinden konuşuyoruz


Röportaj: Berfin Küçükaçar



Alper Derinboğaz


Bu proje üzerine konuşmaya yerle kurduğunuz ilişki üzerinden başlamak istiyorum. İstanbul Kent Müzesi gibi hem simgesel yükü yüksek hem de kamusal beklentisi güçlü bir yapıda, projeye ilk kez temas ettiğiniz anda sizi yönlendiren mekânsal ve kavramsal ipuçları nelerdi? Müze alanına yerleşirken, formu ve programı belirleyen ilk sezgileriniz nasıl oluştu? 

Bu projede yer, sıradan bir bağlam verisi olmaktan çok, tasarımın tamamını belirleyen asli bir başlangıç noktasıydı. Müze alanı, İstanbul’un tarihsel olarak en kritik eşiklerinden birinde, kentin oluşumuna ve kırılmalarına doğrudan tanıklık eden bir bölgede yer alıyor. Bugün Tarihi Yarımada olarak tarif ettiğimiz alanın başladığı noktada, çok güçlü bir tarihsel ve mekânsal süreklilik söz konusu.

Aynı zamanda burası, güncel kent yaşamı açısından da son derece yoğun bir kesişim noktası. Tramvay, metro ve farklı ulaşım hatlarının buluştuğu, kentin hem fiziksel hem de sosyal olarak sürekli hareket hâlinde olan bir bölümünden söz ediyoruz. Dolayısıyla ilk andan itibaren, müzenin kentin gündelik dolaşımına eklemlenen, akışın bir parçası olan kamusal bir yapı olarak düşünülmesi gerektiği çok açıktı. Bu nedenle projeye başlarken bizim için en belirleyici mesele, yapının kendisini geri planda tutan ama bulunduğu tarihsel çevreyi ve kentsel bağlamı görünür kılan bir mimari dil kurabilmekti. Bir taraftan çok güçlü bir tarihsel çerçevenin içindesiniz; diğer taraftan da güncel kentin ritmi, temposu ve ihtiyaçlarıyla yüz yüzesiniz. Eski ile yeninin yan yana var olabildiği, birbirini bastırmadan okuyabildiği bir eşik üretmek temel hedeflerden biriydi.

Form ve program kararları da doğrudan bu okumadan türedi. Yapının, hem tarihsel çevreyle kurduğu ilişkiyi açık biçimde tarif edebilmesi hem de bugünün kentlisi için erişilebilir ve gündelik olarak kullanılabilir bir kamusal mekâna dönüşebilmesi gerekiyordu. Bu yüzden projeyi yalnızca tek bir ölçekte değil; kent ölçeği, yakın çevre ve yapı ölçeği üzerinden birlikte düşündük.


Arkeolojik duyarlılığı çok yüksek bir alandan söz ediyoruz. Bu durum form ve malzeme kararlarınızı nasıl etkiledi?

Alanın kendisi zaten çok katmanlı bir tarihsel bağlam sunuyor. Mevcut bir yapı vardı, sokak kotları vardı ve kazı yapılması son derece hassas bir meseleydi. Arkeolojik veriler, tasarım sürecinde sürekli dikkate almak zorunda olduğumuz bir çerçeve oluşturdu.

Bu nedenle yapı, bulunduğu yerin tarihsel sürekliliğini bozmadan, onunla birlikte var olabilecek bir mimari dil kurmaya çalıştı. Kazı alanlarının genişlemesiyle birlikte bazı bölgelerde tasarımın yeniden ele alındığı anlar da oldu.



İstanbul Kent Müzesi render'ları


Projeye başladığınızda İstanbul Kent Müzesi’nin programı net miydi? “Kent müzesi” kavramı oldukça geniş bir temsile işaret ediyor.

Aslında projeye başlandığında, müzenin bir “kent müzesi” olarak nasıl bir içerik çerçevesine sahip olacağına dair genel bir yaklaşım vardı; ancak programın tüm ayrıntıları baştan kesinleşmiş değildi. Süreç içinde, özellikle belediyenin projeyi sahiplenmesiyle birlikte, içeriğin ve kullanım senaryolarının daha netleştiğini söyleyebilirim.

İstanbul Kent Müzesi, adından da anlaşılacağı gibi tekil bir tematik müze değil. Kentin çok katmanlı yapısını, geçmişini ve bugününü bir arada düşünen bir temsil alanı. Bu nedenle iç mekânları tasarlarken, tek bir sergileme biçimine ya da sabit bir kurguya odaklanmak yerine, farklı içeriklere uyum sağlayabilecek bir mekânsal omurga kurmaya çalıştık. Programın zamanla şekilleneceğini öngörerek, sergileme alanlarının ve ortak kullanım mekânlarının birbirleriyle esnek ilişki kurabildiği bir düzen kurguladık. Belediyenin projeyi sahiplenmesi ve içerik üretim sürecine aktif biçimde dahil olması, programın şekillenmesinde belirleyici oldu.


Müze yalnızca kalıcı koleksiyon üzerinden mi işleyecek, yoksa geçici sergi alanları da var mı?

Müze yalnızca kalıcı sergiye dayalı bir yapı olarak kurgulanmadı. Kalıcı koleksiyonun yer aldığı alanların yanı sıra, geçici sergiler için de ayrılmış mekânlar bulunuyor.

Bu anlamda sergileme kurgusu tek tip bir kullanım üzerinden ilerlemiyor; farklı dönemlerde, farklı içeriklerle çalışabilecek alanlar da yapının programı içinde yer alıyor.



İstanbul Kent Müzesi iç mekân render'ları


Proje daha fikir aşamasındayken aldığınız ve süreç boyunca korunması gerektiğine inandığınız temel kararlar var mıydı? 

Müze fonksiyonunun kendisi sürekli yeniden teklif altında kaldı. Bu nedenle bazı mekânsal kararları, yapının kamusal karakterini koruyacak şekilde sabit tutmak bizim için çok önemliydi. Kamusal alan üretme meselesi, özellikle İstanbul gibi büyük metropollerde giderek kaybolan bir değer. Bu projede bundan feragat etmemek temel ilke oldu.


Kent müzesinin kapsayıcılığını nasıl düşündünüz? Yaş grupları ve erişilebilirlik açısından nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Projede en başından itibaren, yapının mümkün olduğunca tek bir düzlemde ve okunabilir bir dolaşım sistemiyle çalışmasını önemsedik. Yapıda iki ana kot var: biri park kotu, diğeri kentle doğrudan ilişki kuran üst kot. Bu iki kot arasında hem fiziksel hem de kamusal süreklilik kuracak bir ilişki tasarlamaya çalıştık. Yapı, tek bir kotta okunabilen, erişilebilirliği yüksek bir kurguya sahip. Park kotu ve kent kotu arasında güçlü bir bağlantı kurduk. Engelli erişimi, yaş grupları ve farklı kullanıcı profilleri tasarımın başından itibaren dikkate alındı.


Projeyi kurgularken hangi kullanıcı gruplarını özellikle göz önünde bulundurdunuz? Çocuklar, öğrenciler ya da gündelik ziyaretçiler gibi farklı profiller için yapının sunduğu mekânsal imkânları nasıl planladınız?

Çocuklardan öğrencilere, araştırmacılardan gündelik ziyaretçilere kadar çok geniş bir kullanıcı yelpazesi hedeflendi. Her yaş grubunun ve her ilgi alanının kendine ait bir karşılık bulabileceği bir yapı olması amaçlandı.

Avlular bu açıdan çok kritik. Farklı kullanıcıları ve farklı zamanları bir araya getiren ortak mekânlar olarak kurgulandı. Aynı zamanda mikro iklim yaratan, kentsel açık alan sürekliliğini destekleyen bir rol üstleniyorlar.



İstanbul Kent Müzesi render'ları


Günlük kullanıcı açısından düşündüğümüzde, bu müzenin kentte nasıl bir karşılık üretmesini öngörüyorsunuz?

Kent müzesini yalnızca ziyaret edilen bir sergi yapısı olarak değil, gündelik hayata temas eden bir kamusal mekân olarak düşündük. Ziyaretçinin yalnızca sergi için değil, vakit geçirmek, bir araya gelmek ve kenti düşünmek için de buraya gelebileceği bir ortam oluşturmak istedik.

Bizim için önemli olan, buranın kentlinin yolunun düştüğü, vakit geçirebildiği ve kente dair içeriklerle temas edebildiği bir mekâna dönüşebilmesiydi. Bu açıdan, İstanbul Kent Müzesi’nin kentle kuracağı ilişkinin zaman içinde güçlenmesini ve farklı kullanıcı grupları tarafından sahiplenilmesini istiyoruz.


Kent müzesi üst başlığı üzerinden düşünürsek, sizce böyle bir müzenin en temel işlevi ne olmalı?

Her şeyden önce insanların bir araya gelebileceği, nefes alabileceği bir kamusal alan üretmesi çok önemli. Özellikle ücretsiz erişilebilen alanları çok önemsiyorum. Kentin yalnızca para harcanarak deneyimlenen bir şey olmaması gerektiğini düşünüyorum. Farklı gelir gruplarının, araştırmacıların, eğitimcilerin ve özellikle kentin geçmişi ve geleceği üzerine düşünen herkesin kullanabileceği bir mekân olması önemli. Aynı zamanda çocuklar ve gençler için de alan açan, merakı ve öğrenmeyi teşvik eden bir yapı olması gerektiğine inanıyorum.



İstanbul Kent Müzesi perspektif kesiti


Zaman kavramı, diğer projelerinizde de güçlü bir biçimde hissediliyor. Bu projede zaman nasıl somutlaşıyor?

Burada zamanı, küratöryal olarak kurgulanmış bir anlatıya dönüştürmekten özellikle kaçındık. Mekânın kendisinin bir akış üretmesini istedik. Ziyaretçinin mekân içinde ilerleyişi, sergileme düzeni ve mekânsal diziler bir anlatıdan çok bir deneyim üretmeyi hedefliyor. Kentin zamanı, mimarlığın zamanı ve insanın gündelik zamanı iç içe geçiyor. Mimari olarak geçmişin izlerini taşıyan, ama teknik olarak güncel yapı teknolojileriyle üretilmiş bir yapıdan söz ediyoruz.


Tasarımlarınızda, mekânın zaman içinde dönüşmesine bilinçli olarak açıklık bıraktığınızı düşünüyorum. Bu projede dönüşüm meselesini nasıl ele aldınız?

Fonksiyona göre esneklik anlayışı değişiyor. Müze, çok spesifik bir fonksiyon ve çok büyük bir yatırım gerektiren bir yapı türü. Bu nedenle burada, koleksiyonun ve sergilemenin mekâna doğru biçimde yerleşmesi temel öncelikti.

Ancak ofis gibi, kullanıcıyla birlikte sürekli yeniden üretilmesi gereken yapılarda çok daha yüksek bir esneklik gerektiğine inanıyorum. Bu, tek bir doğru çözümü olan bir mesele değil; doğrudan fonksiyonla ilişkili.



İstanbul Kent Müzesi inşa sürecinden fotoğraflar


Böyle bir müze projesinde bir mimar olarak hangi uzmanlık alanlarından profesyonellerle birlikte çalışmanız gerekiyor?

Projede iki yüzden fazla farklı uzmanla çalıştık. Cephe danışmanlarından yapı mühendislerine, arkeologlardan akademisyenlere kadar çok geniş bir ekip vardı.

İçeriğin planlanması açısından da çok sayıda küratör ve akademisyenle birlikte çalışıldı. Bu anlamda son derece kolektif ve iş birliğine dayalı bir üretim süreciydi. Yaptığımız projeler arasında en fazla danışmanın bir araya geldiği işlerden biri olduğunu söyleyebilirim.


Son olarak müzenin tasarım sürecinin ne zaman başladığını merak ediyorum.

Yaklaşık 2015 yılında tasarıma başladık. Süreç oldukça uzun ve yorucuydu. Hâlâ şantiye süreciyle iç içeyiz.  Bir İstanbullu ve bu kentin bir sakini olarak, bu tür projelerin çok daha sağlıklı ve hızlı biçimde tamamlanabilmesini diliyorum. Yapının büyük ölçüde tamamlandığını ve kısa süre içinde açılmasını umuyoruz.

İstanbul’da kültür altyapısının ne kadar sınırlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu müzenin, İstanbulluların bir an önce kullanabileceği bir kamusal alan olarak hayata geçmesini gerçekten çok önemsiyorum. Temel dileğim bu.


Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page