Kazı resmin izinde: Gündüz Gölönü


2014 yılında kaybettiğimiz Gündüz Gölönü, baskı resim alanındaki üretiminin yanı sıra akademisyen kimliği ve araştırmalarıyla da Türkiye sanatında önemli bir yere sahip. Sanatçının bugün Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde açılacak ve 24 Kasım 2018'e dek görülebilecek olan Kazı Resim isimli sergisinin küratörü Marcus Graf, Gölünü'nün pratiğiyle ilgili düşüncelerini Ezgi Yıldız'a anlattı

Gündüz Gölönü, Kazı Resim sergisinden, Milli Reasürans Sanat Galerisi'nin izniyle

Gündüz Gölönü’nün en değerli üretimlerinden biri olan Kazı Resim, Türkçe dilinde basılan ilk baskı teknikleri kitabıdır ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi tarafından 1979 yılında yayımlanır. Dil ve etimolojiyle yakından ilgilenen Gölönü 80’li yıllarda San Francisco’ya yerleşir ve her zaman çok sevdiğini söylediği San Francisco Körfezi'ni kitaplarında ve serilerinde de sık sık resmeder. Bu sevginin en büyük sebeplerinden biri San Francisco’nun sanatçıya fazlasıyla İstanbul'u ve Boğaziçi'ni hatırlatıyor olmasıdır.

2005 yılında İstanbul’a geri dönen Gölönü, üretimine ara vermeden devam eder. 2007 yılında Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde profesör olarak çalışmaya başlar. Bu dönemde İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'nde ve Pamukkale Üniversitesi'nde baskı atölye çalışmaları düzenler. Sanatçı, 2015’de İstanbul’da vefat eder.

Bir defa işleri üzerine konuşurken şöyle demiştir: “Benim işlerim İslam'da tasavvuf düşüncesine ait birlik ve çeşitlilik kavramlarının felsefi yönleriyle ilgili. Sanatta ifade edilmiş halleriyle tasavvuftaki madde ve yaşamın birliğine dair fikirler benim başarmak istediğim şeyin temelini oluşturuyor. Bir resmin nihaî sonucu olabilecek birliğin arkasında evrenin moleküler doğası yatıyor gibi hissediyorum. Sanatçının amacı, tıpkı tasavvuf felsefecileri gibi, en basit birim ya da işaretle başlayarak ve bir bütüne ulaşmak üzere bunlardan pek çok sayıda kullanarak o birliğin doğasını yaratmak ve iletmektir. Hem öğretmenliğimin hem de sanatımın gelişiminde her zaman fark ettim ki en basit motifler paradoksal olarak karmaşık fikirlerin ifadesi için en zengin aracı sunuyor.”

Sergiyle ilgili merak ettiklerimizi küratör Marcus Graf ile konuştuk.

Gündüz Gölönü, Kazı Resim sergisinden, Milli Reasürans Sanat Galerisi'nin izniyle

Baskı resim, 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye coğrafyasında sanatsal anlamda özgün bir ifade biçimi olarak ağırlık kazanıyor. “Bu yıllar baskı resmin temel bir dönüşüm geçirdiği, tekniğin olanaklarını sonuna dek kullanma arayışlarının peşine düşüldüğü, aynı zamanda kültürel bir zemin arandığı yıllar” olarak geride kalıyor. Peki Gündüz Gölönü’yü 1960’lardan günümüze uzanan Türkiye’deki baskı resim tarihi içinde tam olarak nereye oturtabiliriz? Bu süreç içinde onun sözcükler üzerinden bir portresini yapmaya çalışırsak nasıl bir Gündüz Gölönü tablosu şekillenir?

Gündüz Gölönü 1950’lerde girdiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1961’de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sınıfından mezun olmuştur. Eyüboğlu’nun çalışmalarının onda kültür, zaman ve estetiğin sentezini yaratma konusuna ilgisiyle alakalı büyük tesiri olduğuna inanırım. Kazı Resim’de, Gölönü’nün çoğulcu ve heterojen bir tavırla estetik, doku, dil ve kültürü bir araya getirdiği çalışmalarının bu karakterini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Süsleme ve anlatı arasında muhteşem bir uyum yaratır, gelenek ve güncel arasında büyüleyici ilişkiler ve Orta Doğu ile Batı kültürleri arasında çarpıcı bağlantılar kurar. Milli Reasürans’taki 1960’ların sonundan 1990’ların ortasına baskı işlerine odaklanan bu sergi, Gölönü’nün eski dünyayla yeni dünyayı ve geleneksel İslam sanatıyla Minimalizm ve Op-Art gibi modern Batı akımlarını nasıl bir araya getirdiğine dair dikkate şayan bir hikâye anlatıyor. İşte bu nedenle Gölönü’nün külliyatı sanatı anlamaya dair postmodern yaklaşımların erken bir örneği sayılıyor. Kültürlerarası, çoğulcu ve heterojen karakterleri ve postmodernizmin farklılık gerekçeleri eleştirisini kabulleri sayesinde, çalışmalar hiç bir kültürel hegemonya ya da üstünlük formuna iman etmediği gibi bir de karşı çıkıyorlar. Bu mânâda, tıpkı Eyüboğlu ve Akyavaş gibi, o da kendi kültürel ikonolojisini Batı’nınkiyle birleştiren bir Türkiyeli sanatçı örneğini oluşturuyor. Bu nedenle tarihsel olarak bir anlam taşıyor. Aynı zamanda, günümüz sanatçılarına da çoğullaşmış ve küreselleşmiş dünyada nasıl ara bağlantılar kurabileceklerine dair harika bir örnek oluşturuyor.

Gündüz Gölönü için 1967’de V. Paris Bienali’ne katılması ve aynı sene Devlet bursu ile Paris’e gitmesi hayatının dönüm noktalarından birini oluşturuyor. Paris’te kaldığı süre boyunca sadece sanatla değil tiyatro ile de ilgilenmiş, 1968 yılında Bibliothèque Nationale de France’ın koleksiyonuna Gölönü’nün bazı baskıları kabul edilmiş. Bu durum, onun kurumun tüm bölümlerinde rahatça çalışmasına ve eserleri incelemesine de imkân vermiş. Kuşkusuz Paris yılları bir anlamda San Francisco sürecinin hazırlığı. Kendisinin Paris’teki çalışmalarından, ilham aldığı kaynaklardan ve yaşantısından biraz bahsedebilir misiniz? Sergi kapsamında Paris yıllarına tarihlenen eserlerden görme şansımız olacak mı?

1967-1968 arası Paris yıllarının çalışmalarında önemli etkileri var çünkü bu tarihten itibaren baskıya odaklanıyor. 1967’de V. Paris Bienali’ne İstanbul tablolarından iki tanesi seçilir ve sanatçı aynı sene devlet bursu ile Paris’e gider. Paris’te Nurullah Berk’in aracılığıyla Stanley William Hayter ile tanışan Gölönü için gravür sanatının kapıları açılır. Hayter’in Rue Daguerre’deki Atelier 17 uluslararası sanatçıların viscosite tekniğini öğrenip baskılar ürettikleri bir ortamdır. Viscosite (viscosity) tekniği uygulaması çok zor olan ve çeşitli renkleri bir plakta bir araya getiren bir baskı çeşididir. Gölönü, bu teknik ile kısa zamanda pek çok eser üretir. Sergideki işlerden bazıları doğrudan Atelier 17’de geçirdiği zamandan ilhamla üretilmiş. Paris’te kaldığı süre boyunca J.M.W. Turner, Hercules Seghers, Jan Vermeer gibi Avrupa resim sanatının önde gelen sanatçılarının eserlerini inceleme olanağını bulan Gündüz Gölönü, gösteri sanatlarına da ilgi gösterir. 60’ların başında zaten aktif olarak folklorik danslara ilgi duymuş ve bir grupla turneye katılmış. Bu demek oluyor ki her zaman gösteri sanatlarına da bir ilgisi varmış. Bu ilgi, onun ileride Dostlar Tiyatro’sunun sahneye koyduğu Bertholt Brecht’in Analık Davası (Kafkas Tebeşir Dairesi) oyununun dekorlarını tasarlamasında da kendini gösterir.

Gündüz Gölönü, Kazı Resim sergisinden, Milli Reasürans Sanat Galerisi'nin izniyle

Sanatçının 1980-2001 arasında San Francisco Körfez Bölgesi'nde yaşadığını ve burada çeşitli baskı faaliyetlerinde bulunduğunu biliyoruz. Otuz yıldan fazla bir zaman bu coğrafyadaydı. Buradaki üretimi üzerine neler söylemek istersiniz? Çalıştığı stiller, konular, etkilendiği kaynaklar bu dönemde nasıl şekillendi?

San Francisco’ya yerleşmeden önce, Gölönü ABD’de residency programlarına katılmıştır. San Francisco, Bay Area’da yaşamaya başlayan sanatçı, Kala Institute baskı atölyesinde baskı sanatını geliştirme çalışmalarını sürdürür. Kala Institute’un kurucuları olan Archana Horsting ile Yuzo Nakano, S. William Hayter’ın Atelier 17'sinden yetişmiş sanatçılardır. Her ikisi de Gündüz Gölönü'nün bu şehirde yaşamasına karar vermesinde etkili olurlar ve onu Kala’da çalışan uluslararası sanatçıların ortamına girmesine yardım ederler.

Gündüz Gölönü’nün çalışmaları Osmanlı minyatür sanatı ile İslam mimarisi motiflerinden esinlenmiş geometrik çalışmalar ve soyutlamalardan oluşur. Aynı anda giderek artan bir evrensellik ve farklı kültürler arasındaki ortak motifleri ortaya çıkarma çabalarını yansıtır. 1984 yılında Kala Sanat Enstitüsü Galerisi’nde son ürettiği baskıları ve akordeon tarzında düzenlenmiş kitaplarını sergiler. Bu kitapların bir bölümü açıldığında ulaştığı uzunluk birkaç metreye ulaşır ve sanatçının yaratmak istediği motif, form ve renk değişimlerine olanak sağlayan geniş bir alan oluşturur.

1980’lerin başında, Gündüz Gölönü’nün sanatı figürden geometrik ve organik soyutlamalara kaymıştır. Gölönü daha sonra İslami süsleme sanatının tekrar eden geometrik motif serilerine odaklanır. Dekoratif unsurları seri tekrarın minimalist bir anlayışıyla karıştıran Gölönü, formalizm ile konseptüalizmi birbirine bağlayıp, Orta Doğu sanatını da Batı sanatıyla ilişkilendirmiştir. İşte bu nedenle işleri, çoklu heterojen estetik dilleri barındırır. Sanatçı düzenli ve düzensiz yapıları birleştirir. Ekspresyonist hareketli soyut formlar arka plandaki grid ile tezat oluşturur, onu kısmi olarak yıkar ve kompozisyon içinde çekici bir tansiyon formüle etmek için ona görünüşte spontane fırça darbeleriyle, boya damlaları ya da sıçramalarıyla karşı koyar. Formel meselelere ve tekniklere yoğun bir şekilde odaklanmış gibi görünse de, asla formel bir sanatçı olmamış, her zaman formel sanat meseleleriyle, tasavvuf ve farklı felsefe ekollerinin sentezi vasıtasıyla estetizmi mistisizm ile kaynaştırmayı hedeflemiştir. İşlerinde yer alan düzen ve kaos, oran ve duygu, mantık ve mantık dışılık, olduğu kadar dinamizm ve statik arasındaki fark edilir uyum, mistisizm alanında yaptığı çalışmaların bir sonucu olarak görülebilir.

Gündüz Gölönü, Kazı Resim sergisinden, Milli Reasürans Sanat Galerisi'nin izniyle

Gerçekleştirdiği baskılardan yola çıkarak onlarla kitap yapmak Gündüz Gölönü’nün bir dönem üzerinde sıklıkla durduğu bir konu. Burada tek tek baskıların akordeon şeklinde katlanan kitaplara dönüşmesinden bahsediyorum. Milli Reasürans’taki sergi kapsamında da bu işler sergileniyor olacak bildiğim kadarıyla. Biraz kendisinin bu katlanan kitaplarla olan serüvenine dair konuşabilir miyiz? Bu süreç onun için ilk nasıl başladı, nasıl gelişti? Bu tarz kitaplar yapmasının arkasındaki nedenler neydi ve bu kitaplarda hangi konuları işledi?

1980’lerin başında, Gölönü seriler üzerinde çalışırken, işlerinin psiko-görsel etkilerini vurgulayacak muhteşem bir yol buldu ve seri baskı işlerini altı metreye kadar uzayan akordeon kitaplar