top of page

İlişkisel emek, prekarite ve sanatsal üretim

Güncelleme tarihi: 4 Haz

Aksak, tarihin pürüzlü ve eksik doğasını sanat pratikleri aracılığıyla sorguluyor. Serinin sıradaki yazısında ilişkisel emeğin ne olduğunu ve sanat üretimindeki yerini ele alıyoruz


Yazı: Ateş Alpar



Neriman Polat, Kumaş Hafriyat, 2024, Dijital baskı kumaş üzerine akrilik, 100x179 cm


Sanat ve emek, çoğu zaman yan yana kullanılmayan ve birbirine uzak olduğu varsayılan kavramlardır. Sanat, yaratıcı özgürlük ve bireysel ifade alanı olarak düşünülürken emek daha çok üretim, zorunluluk ve maddi karşılıkla ilişkilendirilir. Bu iki alan arasındaki ilişki, en iyi ihtimalle tarihsel olarak Rönesans dönemine referansla sanat(çı) ile zanaat(kâr) arasındaki ayrım üzerinden tartışmaya açılır. Bu düşünsel eğilim, ana akım sanat tarihi yazımında yeniden üretilen “sanatçı miti” ve “bireysel deha” bakış açısıyla daha da pekiştirilir. Sanatçı figürü, uzun süre tarih üstü bir perspektiften bireysel yaratıcılık, özgünlük ve estetik üretim üzerinden tanımlanır. Bu süreçte sanatçının içinde bulunduğu tarihsel moment, coğrafi konum ve toplumsal üretim ilişkileri büyük ölçüde göz ardı edilir: Sanatçı=Batılı, beyaz, orta üst sınıf ve cis-erkektir. Dolayısıyla hegemonik sanatçı kurgusu, sanatsal üretimi toplumsal ve ekonomik belirlenimlerinden soyutlayan bir çerçeve üretir. Ancak özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bu soyutlama eleştirel biçimde yeniden ele alınır; tarihsel olarak inşa edilmiş sanatçı anlayışı kuir feminist sanatçılar, sanat tarihçiler, akademisyenler ve aktivistlerce sorgulanır. Feminist, kuir ve postkolonyal eleştiriler sanatçıyı tarih dışı bir figür olarak düşünmenin artık mümkün olmadığını gösterir. Sanatsal üretim salt bireysel bir ifade biçimi olarak ele alınmaz; sanat üretim sürecinde emek rejimleri, ilişkisel ağlar ve güvencesizlik koşulları bağlamında şekillenen tartışmalar da gündeme gelir.


Eleştirel perspektiflerin çoğalması sonucunda, sanat emeğinin nesne üretimine indirgenemeyecek çok katmanlı bir yapıya işaret ettiği vurgulanır. Bu bağlamda “ilişkisel emek” kavramı, sanat üretim süreçlerini anlamak açısından kritik bir analitik araç haline gelir. Özetle ilişkisel emek bireyler arası ilişkilerin kurulması, sürdürülmesi ve yönetilmesi üzerinden değer üreten bir emek biçimini ifade eder. Sanat alanında bu emek türü, izleyiciyle kurulan etkileşimler, ağ oluşturma süreçleri, topluluk temelli üretimler ve duygusal yatırım biçimleri şeklinde somutlaşır. Geleneksel emek kavramına ek olarak ilişkisel emek kavramı, duygusal emek ve bakım emeği tartışmalarıyla da yakından ilişkilidir. Duygusal emek, bireylerin belirli duyguları üretme ve yönetme kapasitesini emek sürecine dahil ederken, ilişkisel emek bu süreci kişilerarası bağların kurulması üzerinden genişletir. Güncel anlamıyla sanat emeği, fiziksel ve zihinsel üretim ile sosyal ilişkilerin yönetimi üzerinden değer yaratan bir emek biçimine dönüşür. Günümüz sanat dünyasında bir işin görünür hale gelmesi için çok daha geniş bir emek ağı gerekir: Görünürlük sağlamak, bağlantılar kurmak, var olan ilişkileri sürdürmek, kurumlarla iletişimde kalmak, sosyal medya varlığı üretmek...


Sanat dünyaları ve sanatçı emeği


Sanat üretiminin toplumsal, ekonomik ve kurumsal bağlamlardan bağımsız düşünülemeyeceği yaklaşımı, “sanat dünyaları” kuramı çerçevesinde önemli bir yer tutar. Buna göre, sanat üretiminin gerçekleşmesi bireysel yaratıcılıkla birlikte müzeler, galeriler, küratörler, eleştirmenler, izleyiciler, koleksiyonerler ve kültür politikaları gibi çok katmanlı bir ağın etkileşimine bağlıdır. Bu bağlamda sanatçı emeği sadece estetik bir nesnenin üretim sürecinden ibaret değildir. Buradaki emek süreçleri hem yaratıcı özerklik hem de piyasa ve kurumlarla kurulan ilişkiler üzerinden şekillenir. Dolayısıyla sanat alanındaki farklı aktörlerle ilişkileri gözeterek görünürlük sağlama, ağ kurma, sosyal ilişkilerin yönetimi gibi emek biçimleri de sanat nesnesi üretim sürecine dahil olan faaliyetler arasında yer alır. Çoğu durumda görünmez olan bu duygusal-sosyal yatırımların/faaliyetlerin sanatçı açısından ekonomik değere dönüşeceğinin de garantisi yoktur.


Sonuç olarak, sanatçı emeğinin ilişkisel boyutu, günümüz toplumsal üretim ilişkileri içinde çoğu zaman görünmez kılınır. Bu görünmezlik üç temel sorunu beraberinde getirir. Birincisi değerin ölçülememesi yani ilişkisel emek, somut çıktılara indirgenemediğinden ekonomik karşılığı yoktur. İkincisi, sömürü ilişkilerinin sürdürülmesi ya da görünür olma karşılığında mütemadiyen ücretsiz emek üretimi döngüsü içinde yer alma. Üçüncüsü ise, sosyal ilişkilerin ve duygusal yatırımların getirdiği tükenmişlik hissiyatıdır. Teknik beceri ve bilişsel kapasitenin ötesinde duygusal ve sosyal yatırımlar ile sürekli ve bazı zamanlarda isteğe bağlı olmayan etkileşim hali sanat üretiminin ayrılmaz bileşenleri haline gelir. Elbette bu süreç, kültür-sanat ekonomisinin yapısal özellikleriyle yakından ilişkilidir.


Günümüz sanat dünyası büyük ölçüde proje bazlı, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleriyle karakterize edilir. Bu koşullar altında sanatçılar ve diğer kültür çalışanları ağ kurma, kendini sunma ve sosyal sermaye üretimi üçgenine sıkışır. Ekonomik ve duygusal yük üreten bu durum, sanatçının üretim kapasitesini aşan bir sürekli hazır olma haline dönüşebilir. Sonuçta birçok sanatçı için asıl emek, üretimden çok “hayatta kalma stratejileri” geliştirmeye doğru evrilir: Fon aramak, portfolyo güncellemek, aktif olmak, sosyal etkinliklere katılmak ve daha fazlası. Bunların hiçbiri doğrudan sanat eseri üretimi değildir fakat üretimin mümkün olabilmesi için bazı durumlarda zorunlu hale gelir. Üretim ile temsil arasındaki sınır giderek silikleşirken sanatçı sürekli kendini temsil eden bir özneye dönüştürür.


Süregelen döngünün kısa vadede kırılması pek mümkün görünmese de kurumlara yönelik kültür politikalarının geliştirilmesi, bu politika önerilerinin geniş zeminlerde tartışılıp yaygınlaştırılması, dayanışma ağlarının kurulması var olanların daha aktif hale getirilmesi gibi yaklaşımlarla sanatçıların ve alandaki herkesin emeğinin görünür olması sağlanabilir. Bu bağlamda, yalnızca eser çıktısına odaklanmayan, duygusal ve ilişkisel emeği de kapsayan tüm süreçlerin tanınması, süreç temelli destek modellerinin geliştirilmesinin zeminini oluşturabilir. Sonuç olarak ücretsiz emek pratiklerini sınırlayan kurumsal etik standartların oluşturulması-işletilmesi ve sosyal güvenlik mekanizmalarının etkinleştirilmesi, kolektif örgütlenme ve dayanışmanın güçlendirilmesini zorunlu kılar. Böylece bireysel hayatta kalma stratejileri yerine ortak bir mücadele hattının inşası için önemli bir başlangıç zemini oluşur.



Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page