Gözden semaya dönüşen
- Ali Taptık
- 7 saat önce
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 saat önce
Sanatçı Ali Taptık’ın unlimitedrag.com üzerinden okuyucuyla buluşan yazı dizisi sanatçı ve fotoğraf kitaplarını merceği altına alıyor. Serinin sıradaki yazısının odağında Kamil Fırat’ın Kubbe isimli kitabı var
Yazı: Ali Taptık

Kamil Fırat, Kubbe. Fotoğraf: Onagöre (Beyza Bayrak)
Kitap oküler diyebileceğimiz, gözleri andıran çift bir kubbe başlıkla açılıyor. Bu başlığın ardından, son zamanlarda birlikte sergi de yaptıkları Hilmi Yavuz’un sözleri geliyor; daha sonra Kamil Fırat’ın kubbeye dair düşüncelerini içeren metinler ve bu proje için ürettiği özel tasarım kameranın fotoğrafıyla bu giriş bölümü tamamlanıyor. Siyah zemin üzerinde bir hilalin dairesel görüntüsü beliriyor. Sanki dünyanın içinde var olan bir ayı temsil ediyor gibi.
Kitabın strüktürü genellikle aynı şekilde ilerliyor: Sağ sayfada siyah içerisinde dairesel bir görüntü ve bir tavan döşemesi, kubbe görüntüsü;. solda ise caminin panoramik fotoğrafı yer alıyor. Bunun altında kubbe çapı mimarı, yapım tarihi ve hamisi gibi bilgileri içeren kısa ve net metin bulunuyor. Panoramik bir çizgiye dairesel bir nokta ekleniyor. Kanonik görüntüler özellikle mekânın bulunduğu bağlamda nasıl gözüktüğünü arıyor, göstermeye çalışıyor. Daha fazlasına hırslı değiller. Dairesel görüntülere baktığımızda insani öğeler barındıran bir mükemmellikten bahsedebiliriz. Böylesi mimari fotoğraflarla uğraşanlar bundan daha fazlasını üretmek zaten ancak dijital manipülasyonla mümkün diyecektir. Kitabın bundan tamamen kaçındığı gözler önünde.
Kamil Fırat, Kubbe. Fotoğraf: Onagöre (Beyza Bayrak)
Kamil Fırat Türkiye’de fotoğraf düşüncesini hem üretim hem de akademi üzerinden şekillendiren isimlerden biri. Uzun yıllardır Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde fotoğraf üzerine ders veren Fırat, fotoğrafı yalnızca bir kayıt aracı olarak değil, görme biçimlerinin tarihini ve kültürünü sorgulayan bir düşünme alanı olarak ele alıyor. Erken dönem çalışmalarından itibaren optik aygıtlara, camera obscura geleneğine ve fotoğrafın maddi doğasına duyduğu ilgi dikkat çekiyor. Kubbe projesi de bu çizginin doğal bir uzantısı gibi: Fotoğraf makinesini bir teknik araçtan çok bir düşünme aygıtına dönüştüren, bakışın geometrisini ve mekânla ilişkisini araştıran bir çalışma. Bu kitapta karşılaştığımız görüntüler yalnızca mimariyi kaydetmiyor; aynı zamanda görmenin nasıl kurulduğunu da sorguluyor.
Kamil Fırat, Kubbe. Fotoğraf: Onagöre (Beyza Bayrak)
Karanlığın içinde bir yuvarlak, gözden semaya dönüşen bir fotoğraf. Bir kubbenin tam altında yukarı bakıyoruz. Meraklı bir çocuk gibi. Bir göz geri mi bakıyor yoksa yukarı doğru genişleyen, küreselleşen mekân, bir Rahim ve Rahmet noktasına mı evriliyor? Bir binanın tavanına mı bakıyorum ben, gökyüzünün bir simgesine mi yoksa yukarıdan bir göz bana mı bakıyor?
Her caminin bir de panoramik denebilecek bir fotoğrafı küçük bir ölçekte yan sayfada bulunuyor. Bu fotoğraflar da camilerin çevreleriyle ilişkilerini gösteriyor. Bir nevi işaret olan minareler dışında kaybolup gidebiliyorlar. Dışarıdan oturaklı ama abartısız bu yapılar içlerinde dev bir hacmi kucaklıyorlar.
Görüşümüzün sınırları nasıl bir şekil teşkil ediyor? Bir sınır olduğu kesin, onun şeklinin yapısının farklılığı bir o kadar aşikar. Göz hastalıklarının gördüğümüz alanı değiştirdiğini biliyoruz.
Kamil Fırat, Kubbe. Fotoğraf: Onagöre (Beyza Bayrak)
Çift ana kubbeli camilerde kadrajın tam mekânı bölen kemerlerin altında konumlanması, böylesi bölümlerinin arasındaki farkların altını çizmesi etkileyici bir farkındalık. Bergama Camii, Bursa Ulu Camii gibi bir ana kubbesi olmayan yapılarda fotoğrafların farklı kubbeleri farklı açılardan sunması yapıyı ve kubbenin farklı işlevlerini bize tanıtıyor. Genelde tek sayfada yer alan dairesel fotoğrafların yer yer çift sayfaya açılması da fark yaratmış. Kitapta İstanbul, Edirne, Bursa, Bergama gibi şehirlerden İslam mimarisi örneklerini görebiliyoruz. Bunlarla birlikte dönüştürülmüş camilerin yani Küçük Ayasofya, Kalendarhane Camii, Zeyrek Camii gibi yapıların da bulunması İstanbul’un çok katmanlılığını kitaba taşırken yapısal bir form olarak kubbenin evrenselliğine de gönderme yapıyor.
Tüm bunlara rağmen dikdörtgenler içinde sunuyoruz genelde görsel temsillerimizi. Buna alıştık; dik açılar güven veriyor olsa gerek, bir şekilde bir sistem yaratıyor. Kubbe’nin temelinde olan teknik ve kavramsal hamle bu kitabın en kritik özelliği: Lens yuvarlak bir görüntü yaratır. Bu görüntünün sınırlarının da mutlak bir çember olması da imkânsız, kendine has kusurları vardır. Kusurları bir kenara, kubbelere dikdörtgen kadrajın kesip biçmesi olmadan bakmaya yeltenen bir iş yok. Dahice bir müdahale ve titiz bir çalışma.
Fotoğrafta da kaydettiğimiz yüzey genelde bir dikdörtgen. İlk başlarda bu hiç de öyle değildi: Daguerreotype’lar, metal üzerinde bir yüzey bozuntusunda oluşan fotografik görüntüler aslında ovaldi. Lakin bundan sonra fotoğraf resmin yolunu tercih etti, düzgün bir şekilde bölünmesi ve tekrarlanması seri üretimle de ilişkiliydi. Sinemayla da…
Fırat'ın cami mimarisi gibi bir konuda renkli fotoğrafı tercih etmiş olması kitabın günümüzde de rezonans kurmasını sağlıyor. Dairesel fotoğrafların çeperlerinde beyaz ışığın spektrumdaki sadece mavi ucunun görünmesi bana Goethe ile Newton’un renk kuramları arasındaki farkı hatırlatıyor. Renkleri dairesel, sezgisel ve psikolojik bir fenomen olarak ele alan Goethe ile onları bilimsel ve daha lineer bir sistem içinde açıklayan Newton aslında aynı olguya iki farklı yerden bakıyordu. Aralarındaki fark biraz da bakışın yönüydü. Newton prizmanın süzdüğü ışığa bakarken, Goethe prizmanın içinden geçen ışığın oluşturduğu görüntüye bakıyordu.
Türkiye’de klişelerden öte cami var mı deyince mimari olarak karşımıza çıkanların sayısı az. Fotoğraf kitabı ya da serisi var mı, diye düşündüm. Sadece düşünmekle kaldım, araştırmalıyım ama pek umudum yok. Elimizdeki en ihtişamlı iş hâlâ bu 2004 tarihli kitap.






















Yorumlar