top of page

Düzene mütevazı bir katkı

Sanat eleştirmeni Murat Alat’ın unlimitedrag.com üzerinden Cuma günleri yayınlanan Egzersizler serisi bu hafta Burak Kabadayı’nın Sabit Değişiklikler Dinamik Aralıklar sergisinden ilham alıyor: Haşmetli gezegenleri döndüren ve şu aciz kalbimi çarptıran enerji bir mi?


Yazı: Murat Alat


Burak Kabadayı, Sabit Değişkenler Dinamik Aralıklar sergi görüntüleri, AVTO’nun izniyle


İstanbul Gümüşsuyu’nda, bodrum katta bir galeri. Mavi, mor ve yeşil renkleri arasında gidip gelen hafif loş bir ortam. İki odaya bölünmüş mekânda projektörlerde ve kimi krom kaplı egzoz borularına asılmış kimi duvara yaslanmış monitörlerde modifiye edilmiş Tofaş marka otomobillerin farklı videoları dönüyor. Arzuları gitmek mi kalmak mı belli olamayan, kimi bir çember çizercesine dönüp duran kimi de bir çekici kamyonun üzerinde beyhude bir çabayla gaza basıp patinaj çeken otomobiller. Galerinin duvarlarında otomobillerin motorlarından çıkan seslerden kurgulanmış bir ses yerleştirmesi yankılanıyor. Burak Kabadayı’nın Avto’da 11 Kasım 2021 - 8 Şubat 2022 tarihleri arasında gösterimde olan Sabit Değişiklikler Dinamik Aralıklar sergisi modifiye araç kültüründen, hareketin doğasına uzanan bir hat üzerinde işliyor. Bu yazı söz konusu sergiden ilhamla yazıldı.


Haşmetli gezegenleri döndüren ve şu aciz kalbimi çarptıran enerji bir mi? Peki bedenimi çapkın bir çiçeğe, masada oturan muhlis kedime veya sevgilimin gül cemaline çeken güç de hep bu aynı enerji mi? Soruyu biraz değiştirip tekrar soruyorum, fizikteki kütle çekim yasalarının psikanalizin arzu kuramlarıyla bir alakası var mı? Biliyorum gezegenlerin hareketleri ile aşkı açıklamaya çalışan astrologlar benim gibi rasyonel insanlar için hep biraz inandırıcılıktan uzak oluyor, ama neden bir türlü reddedemiyorum bu bağları? Nasıl oluyor da “enerji” gibi basit bir kelime hayata dair bilgi üretmeye çalıştığım her alanı ortadan kesip her söylemde kendine esaslı bir yer bulabiliyor? Muhtemelen bunun bir sebebi, adına “enerji” dediğimiz şeyin kaynağının bir türlü açığa çıkarılamaması, “enerji” kelimesinin bir tür boş gösteren olarak dilimizde salınıp durması. Enerji yerine tanrı da diyebilirdim kolaylıkla ya da sevgi. Ben yine de bilimsel bilgiye ayağımı çok da sağlam olmayan bir şekilde de olsa basabilmek için “enerji” kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Farkındayım bunu yaparken kişisel gelişim uzmanlarının sakilliğine düşme ihtimalim bir hayli yüksek. Affınıza sığınıyorum.


Burak Kabadayı, Circle, 2017, Sabit Değişkenler Dinamik Aralıklar sergisinden, AVTO’nun izniyle


Bir otomobili ne hareket ettirir? Kontak anahtarı çevrilince akümülatörden aldığı elektrik ile çalışan marş düzeneği harekete geçer. Motora yakıt ve hava dolar. Bujilerle ateşlenen bu karışımla pistonlar devinmeye başlar. Aracı vitese takıp gaz pedalına bastığınızda yakıt besleme tertibatı motora daha fazla yakıt sevk eder. Silindirlerin içinde bulunan ve yanmayla açığa çıkan gaz başka gidecek yeri kalmayınca artan basınçla pistonları daha hızlı hareket ettir, pistonlara bağlı krank milleri de daha hızlı döner. Krank milinin bağlı olduğu volan dişlisinden bu güç, türlü tertibatlar sayesinde tekerleklere ve oradan da yola aktarılır. Kimyasal enerjinin mekanik enerjiye dönüşüp en az bir kaç ton ağırlığındaki bir kütleyi yerçekimine isyan ettirerek hareket ettirebilen bu mekanizma muazzam olmasına muazzamdır ama yine de adı kendi kendine hareket eden anlamına gelen “oto-mobilin” yerinden kıpırdaması için yeterli değildir. Nihayetinde kontak anahtarını çevirerek tüm süreci başlatacak ve gaz pedalına basıp aracı harekete geçirecek bir insana muhtaçtır.


Hareket yaşamdır. Arzu da hareketin kaynağı, yaşamak, var olmak isteği. Hızlıca kaosa doğru giden maddi evrende şeyler biteviye parçalanır, dağılır; arzu ise dört bir yana saçılan parçaları bir araya getirir. Arzu an be an dağılıp giden alemde bir arada kalma, bir olma, ebediyen var olma çabasıdır. Lakin bu imkânsız çaba amacına ulaşırsa, hareket nihayete, varlık mükemmele ererse arzu da yaşam da biter. Mükemmel olan tanımı gereği zamanın ve mekânın dışında, sonsuzlukta kıpırdamadan durur, cansızdır. Arzunun ereği kendi varlık koşuluna ihanet eder, velhasıl bundan mütevellit arzunun asıl arzusu hareketin daim olması, arzunun devamlı kılınmasıdır. Bu uğurda arzu spiraller çizerek devinir. Bir gider bir gelir, her vardığı nokta çıkış noktasıyla hem aynı hem farklıdır. Arzu imkânsız bir harekettir, her daim ileri gider, hep aynı yere döner.


Burak Kabadayı, Sabit Değişkenler Dinamik Aralıklar sergi görüntüleri, AVTO’nun izniyle


İnsan da diğer tüm varlıklar gibi kaosa galebe çalmaya çalışır. Sonsuz hızla değişen, dönüşen ve kendisine sonsuz derecede anlaşılmaz gelen bir düzende insan kendi küçük korunaklı, sabit kalmaya gayretkeş anlam adacıklarını, dünyasını yaratır. İnsan anlamdır, insan dünyasıdır. O, dışarıdaki evrenden duyular vasıtasıyla üzerine amansızca gelen karmakarışık veri parçacıklarını süzer, derler, toplar, bir araya getirip kendini ve dünyasını bina eder. Bu gayretin yakıtı arzudan gelir, arzu insanı harekete geçirir, anlama doğru çeker, insan arzunun gücüyle anlamı mutlak kılmaya nafile itilir. Sürüklenmeler, itilmeler, çekilmeler, hepsi varoluşun hareketi içinde olur. Anlam, yani insan, kumsala yazılan sözcükler gibi dalgalarla silinir durur. Bu devinim tüm kumsal sular altında kalıncaya kadar da devam edecektir.


 

"Var olmak, yolda olmaktır. Ereğine ulaşmış bir varlık var olacak enerjisini tüketmiştir."

 

İnsanı diğer varolanlardan ayıran bir şey varsa eğer o da kendini ve dünyasını kurma, var etme, baki kılma arzusu içinde bedeninin uzantıları olan araçlar geliştirebilme kapasitesidir. İnsan birliğini, kaosun aşındırıcı dalgaları karşısındaki direnişini, teknoloji sayesinde tesis etmeyi arzular. Dil, para, silahlar, bilgisayar çipleri, hatta devlet sistemleri ve toplumsal yapılanmalar, hepsi teknolojik aygıtlardır, hepsi arzunun ürünleridir. Her bir aygıt farklı cephelerden farklı stratejilerle kaosla müzakerelerde bulunur. Bu uğurda geliştirilen binlerce aygıttan sadece biri olan otomobil, orayı bura yapmak, orasını ve burasını bir kılmak için icad edilmiştir, tıpkı diğer tüm ulaşım araçları gibi. Otomobili var kılan güç, yolculuğun zorunlu bir öğesi olan zaman faktörünü sıfıra indirmek, aynı anda hem orada hem burada olabilmek arzusudur. Zamanın hareketinin dışına çıkmak, bozulmadan dağılmadan muaf kılınmak. Böylesi bir arzu için elbette otomobil gibi basit bir araç naçar kalır, lakin şoför koltuğuna oturup gaz pedalına basan her fani içinde bu arzuyu barındırır. Hareket etmeden hareket etmek, başlangıç noktasından ayrılmadan hedefe ulaşmak, var olan her şeyi şimdi ve burada kılmak, her yerde her zaman mevcut olmak, tanrı olmak.

Burak Kabadayı, Sabit Değişkenler Dinamik Aralıklar sergi görüntüleri, AVTO’nun izniyle


Alelade bir otomobil yolculuğu pek çok farklı arzunun devindirdiği pek çok farklı enerji hattının faaliyete geçmesiyle başlar. Para kazanmak için işe gitmek arzusu, midedeki gurultuları dindirmek için restorana varmak arzusu, sevilen birini görmek arzusu veya yorucu bir günün ardından eve dönmek arzusu… Yine de tüm bu varyantlar tek bir motifte birleşebilir. Tek bir arzu tüm diğer varyantlarında zuhur eder. Söz konusu ister para olsun, ister yemek ya da sevgilinin gül cemali, asıl arzulanan arzu nesnesiyle arzulayan özneyi ayıran mesafenin ortadan kalkmasıdır. Bu mesafe yok olduğunda zamanın da dışına çıkılabilir sonsuzluğa da erişilebilinir. Lakin bu farazi durumda, yani zamanın ve mekânın ötesine geçildiğinde harekete gerek kalmaz, her şey sonsuz bir şimdi - buradada sıkışır, oyun biter. Bu yüzden otomobil kullanmanın asıl hazzı, tıpkı diğer haz düzenekleri gibi, hedefe ulaşmaktan değil yolun keyfine varmaktan geçer. Otomobil sporları böylesi bir hazda kök salar. Pistte durmamacasına hızlı, hep daha hızlı dönen araçlar bir yere gitmek hevesinden çok yolda olmaktan haz devşirirler. Yarış otomobillerinin motorlarından çıkan güç önce pilotların arzusuna dolanır, oradan da izleyiciye sirayet eder, baş döndürücü bir deneyim yaşatır. Baş dönmesi yaşam sarhoşluğundan neşet eder, zira açığa çıkan haz var olmanın, yaşamanın hazzıdır. Var olmak, yolda olmaktır. Ereğine ulaşmış bir varlık var olacak enerjisini tüketmiştir. Hedefe ulaşıldığında, yarış bittiğinde, hazzın artçı dalgaları da yatışınca ilk iş gelecek yolculuğun ya da fikstürdeki bir sonraki yarışın hayalini kurmak olur. İnsan sinir sistemindeki son enerji parçasını da yitirene kadar yolda olmayı arzular.

 

"Gerçekleşmemiş bir yarış, zaman içinde bozulmamak çürümemek uğruna yaşanmamış bir hayattır. Yarışlar bozulmayı, çürümeyi, ölmeyi göze alarak yapılır. Her yarış ölüme meydan okumadır."

 

Burak Kabadayı, Sabit Değişkenler Dinamik Aralıklar sergi görüntüleri, AVTO’nun izniyle

Otomobil bir transformatördür, pek çok enerji biçimini birbirine dönüştürür. Bir yandan kimyasal enerjiyi, öte yandan insanın varoluş enerjisini mekanik enerjiye dönüştürerek hızlıca hareketi mümkün kılar. Hareketin kendisini odağa almak ise otomobil sporlarının alanıdır. Yarışlarla pek de alakadar olmayan birine anlamsızca aynı yerde dönüp duruyormuş gibi görünebilecek yarış otomobillleri aslında mutlak formun, mutlak anlamın peşindedir. Kusursuzluğa yakın tamamlanmış bir yarışın ardında bıraktığı iz, bir arzunun, bir yaşamın kusursuzluğa yakın formudur. Lakin çıkış noktası ile varış noktası arasındaki zaman farkını en az hata yaparak, asgari seviyeye çekmeye çalışan otomobil pilotu ereğine ulaşırsa, yani zaman farkını sıfıra indirirse form şahikasına ulaşacak mutlak anlama kavuşulacak, ancak bu durumda da yarış gerçekleşmemiş olacaktır. Gerçekleşmemiş bir yarış, zaman içinde bozulmamak çürümemek uğruna yaşanmamış bir hayattır. Yarışlar bozulmayı, çürümeyi, ölmeyi göze alarak yapılır. Her yarış ölüme meydan okumadır.


Enerjinin yasalarını keşfetmeye gayretkeş termodinamiğin ilk ilkesine göre enerji ne yoktan var edilebilir ne de vardan yok edilebilir. Lakin biraz daha çetrefilli ikinci ilkeye göre iş görebilen düzenli enerji her hareketinde bir nebze düzensizleşir iş göremez hale gelir. Her hareket enerjinin düzeninde bir bozgun, iş yapabilme yetisinde bir köstektir. Kaos yani düzensizliğin azami hali hayatımıza tam bu noktada bulaşır. Her nefes alıp verdiğimizde, mükemmele her ulaşmaya çalıştığımızda bir nebze çürürüz, kaosa dolanırız, ölüme yaklaşırız. İnsan evladının kat ettiği yol, düzenden düzensizliğe giden bu yoldur. Tek gayesi ise bu yolu dağılmadan, parçalanmadan, çürümeden, bozulmadan, en az hasarla kat edip başladığı noktaya, yani bir zamanlar mükemmel olduğu haline dönmektir. Tabii böyle bir hal hiç var olduysa…


Comments


bottom of page