Dünyanın Ağırlığı sergisi Kasa Galeri’de


Kasa Galeri, 22 Eylül’den itibaren Misal Adnan Yıldız küratörlüğündeki Dünyanın Ağırlığı başlıklı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Nevin Aladağ, Mahmut Celayir, Cansu Çakar, İpek Duben, Dennis (Mehmet Refik) Gün, Neşe Karasipahi, Berk Kır, Murat Morova, Agnieszka Polska, Peter Robinson, Furkan Öztekin, Ayfer Tutkan ve Billy Apple® ‘ın işlerini bir araya getiren sergi, 5 Kasım’a kadar devam ediyor


Fotoğraf: Berk Kır


6. Ural Endüstriyel Bienali ana sergi eş-küratörlerinden, Staatliche Kunsthalle Baden-Baden Direktörü ve Sabancı Üniversitesi eski mezunlarından Misal Adnan Yıldız ile Kasa Galeri’nin direktörü Derya Yücel’in mimari, kavramsal ve küratöryel arayışlarından yola çıkan sohbetlerinden bugüne gelen ve Yıldız’a bir nevi eve geri dönüş bileti olan Dünyanın Ağırlığı* sergisi, seri mantığı ile, rezonans halinde çıkan edebi, şiirsel, kavramsal ve soyut sanatsal üretimleri; ekrana sığmayan ve asla ekrandan izlenemeyecek (Yıldız’ın üstünde çalıştığı ve zincir, dizi ve ikilem olarak kavramsallaştırdığı) işleri odağına alıyor.


Fizikselliği üstüne yan yana, dizi dizi görmek isteyeceğimiz yüzeyler, formlar, bedenlerin izleyiciyle buluşacağı sergi, İstanbul'da yaşayan Murat Morova’dan İpek Duben’e; Berk Kır’dan, Ayfer Tutkan’a farklı malzeme ve esnek ama dirençli yaklaşımlarla çalışan sanatçıları bir araya getiriyor. Bunun yanı sıra Yıldız Peter Robinson’dan Nevin Aladağ’a uzanan bir listeden, -sergi yapımcılığıyla beraber gelişen küçük koleksiyonundan (MAY collection) eserleri aşk emeği (labour of love) referansıyla ilk kez seyirciyle paylaşıyor. Yıllar önce resimlediği, yanan Dersim dağlarıyla Mahmut Celayir; yeni filmiyle Berlin’den ödüllü sanatçı Agnieszka Polska, Karaköy’den Aya Sofya’ya, Eski İstanbul silüetine ve Haliç’e yeniden kendi bedeninin aksından bakan Cansu Çakar, kolektif hafızayı yeniden canlandıran heykelleriyle Neşe Karasipahi de sergiye önemli katkılar sağlıyor. Yıllar önce kaybettiğimiz Dennis (Mehmet Refik) Gün ve yakınlarda yaşamını yitiren, Yıldız’ın uzun soluklu iş birlikçilerinden, pop kuşağının önemli ismi Yeni Zelandalı, Billy Apple® da sergide yer alıyor. Biyografik bir boyutuyla ele alındığında, Kasa’daki sergi için Yıldız şu cümleleri kuruyor:



“Bir pendulum sallar gibi; bir sağa bir sola kıvrılarak çıktı bu sergi. Eski şehre hüzünle bakarken, geleceğe sormak istediğiniz sorular yok mu? İlk sergilerimi, iş birliklerimi, mekansal ve kavramsal deneylerimi borçlu olduğum bu eşsiz mekana, 15 sene sonra yeniden geri dönmek… Kasa’yı bir miras gibi, emanet gibi, bir ödünç nesnesi gibi izleyicinin kendiyle kalabilmesi için bir süreliğine aldığı geçici bir mekan; ileri geri yürünen bir promenade olarak tasarladım… Yalnız kalıp kendimizle kalamadığımız bugünlerde, belki sadece sanat objesiyle, fikri ile, icadıyla fiziksel olarak aynı odada bulunmanın hafifliğini, ağırlığını, hayatta başka bir şeyle karşılaştırılamayacak deneyimini özleyenler için… Ekranlar bunun yerini tutabilir mi? Bütün kalbi kırık İstanbullulara, pandemi sonrası dünyaya alışamayan ruhlara… en çok da -süreç içinde bir telefon konuşmasında tevafuk kavramını, tesadüf kelimesinin güzelliği ile yeniden hatırlatan- Murat Morova’nın dediği gibi, -hala inatla yaşayanlara… Bir an olsun kendiyle kalmak isteyenlere… Dünya’nın hem ağırlığını hem hafifliğini, hem inerken hem çıkarken hissedebilmeleri için zemin üç farklı gri üstüne Billy Apple® dövmemle aynı ölçekte RGB…



Kasa Galeri’nin organizasyonuyla çevrimiçi bir araştırma sunumuna dönüşmesi öngörülen sergide; her bir oda için, kıymetli bir edebi referansı geri çağıran küratör, izleyiciye sergiyi yalnız gezmeleri ve mümkün olduğu kadar gözleriyle düşünmelerini öneriyor.


Misal Adnan Yıldız küratörlüğündeki Dünyanın Ağırlığı sergisi, 5 Kasım’a kadar Kasa Galeri’de ziyaret edilebiliyor.


*Dünyanın Ağırlığı sergisi, başlığını Beatnik şair Allen Ginsberg' in 1954’te San Jose'de yazdığı Song şiirinden devşiriyor. Eski bir banka kasası olan galerinin mimari gerçekliğinden ilham alıyor ve izleyiciden talep ettiği yön duygusundan ve mekan algısından yola çıkıyor. Potansiyel izleyici, merdivenlerden aşağıya inerek; adeta bir barınağa, kilere ya da sıfır zemine ulaştığında, introspektif bir sürece, kendi içinde bir yolculuğa ve iç dünyalarına yapılacak bir kazıya davet ediliyor. Tehlikeden daha güvenli bir yere sığınma içgüdüsü yerin altına inme hissine karışıyor; bu mekan, izleyicisi ya da şahidi olmadan gelecekte kullanılmak üzere saklanan ‘yaşayan evrakların’ bulunduğu yerler gibi, karanlık, loş, tekinsiz ve ışıksız… Ginsberg’in Çiçek Çocuklar’a ve 1968’e has iyimserliği, belki bugün giderek yok olan doğanın kıyametine, toplumsal cinnete ve siyasi krizlere karşı umutsuz, dirençsiz ve çaresiz hissettiğimiz bir zamanda bize en iyi gelecek panzehir, ilaç, derman ve umut ışığı. Kıyamet kaydırmalarımıza veya bitmeyen kıyamet sörfüne bile iyi gelebilir. Sergi, zihin ve beden dengemizin aynı zamanda toprak, doğa, çevre ve gezegenimizle nasıl ilişkilendiğimiz ile ilgili olduğunu da açıkça tarifliyor. Seçilmiş sanat eserleriyle yeniden okunacak bu şiir, Karaköy'ün pis gürültüsünden kaçıp kendine sığınacak zamanı, cesareti ve gücü olanlara ödünç verilen kısa vadeli bir borç. Yoldan geçen birinin girip kendi hikayesini çekeceği bir senografi, set ya da sahne gibi. Herkesin kendi yorumunu bırakacağı şiirsel bir alan ya da her an değişen bir anlatı mekanı. Aşk, yansıma ve iç gözlemin birleşeceği bir olasılık.