Deneyimi ve üretimi önceleyen bir festival
- Maya Çelem
- 2 gün önce
- 9 dakikada okunur
Kaş Tiyatro Günleri 17 - 19 Ekim 2025 tarihinde dördüncü kez gerçekleştirildi. Festivalin sanat yönetmenliğini üstlenen Şule Ateş ile Tiyatro Günleri’nin dönüşümü, sanatsal üretimi destekleme stratejileri ve Kaş ile kurduğu ilişki üzerine konuştuk
Röportaj: Maya Çelem

Şule Ateş
Tiyatro Günleri’nin Kaş’ı kültürel bir buluşma ve paylaşım noktası olarak canlandırdığı gözlemlenebiliyor. Özellikle festivalin Kaş’ın merkezinden, sahnelerden taşıp köylere ve çeşitli kamusal alanlara varan yapısı tiyatro ve performansı son derece erişilebilir kılıyor. Bu bağlamda Kaş Tiyatro Günleri’nin kuruluş felsefesi ve misyonu nasıl oluştu?
Kaş Tiyatro Günleri, Kaş Çevre ve Kültür Derneği ve dernek etrafında bir araya gelmiş, dayanışma pratiğine sahip, bir bölümü sanatçılardan oluşan gönüllü bir topluluk tarafından organize ediliyor. Festival aynı zamanda Kaş esnafı ve dernek üyeleri tarafından destekleniyor. Ben de derneğin üyelerinden biri olarak, dört yıldır festivale destek vererek sanat yönetmenliğini yürütüyorum. Kaş Tiyatro Günleri’nin kuruluşundaki temel hedef, Kaş’ta sanatsal bir habitat yaratmak ve bu küçük Akdeniz kasabasında kitle turizmine alternatif oluşturacak kültürel bir alan açmaktı. Dernek, Kaş halkının nitelikli sanata erişimini sağlamanın yanı sıra, uzun vadede yerel sanat üretimini desteklemeyi amaçlıyor. Bu yüzden festivali yalnızca bir sergileme alanı değil, aynı zamanda birlikte düşünme, dayanışma ve üretim alanı olarak kurguluyoruz. Sanata erişimi arttırmak ve olabildiğince farklı ve çok sayıda insana ulaşmak derneğin ana hedeflerini oluşturuyor.
Bense yıllardır, bağımsız yenilikçi ve disiplinlerarası gösteri sanatları alanını geliştirmeye yönelik projeler üretiyorum. Biliyorsun 2005 yılında, çok sayıda sanatçı ve toplulukla birlikte Çağdaş Gösteri Sanatları Girişimi’ni kurdum ve beş yıl boyunca sahayı geliştirmeye yönelik projeler tasarlayıp, yürüttüm. Bu grup 2010 yılında dağıldı ama ben kişisel projelerimde hala bu amaca yönelik olarak çalışmaya devam ediyorum. Yani benim kişisel vizyonum, Türkiye’nin her tarafında, bağımsız, yenilikçi performans üretimini destekleyecek alanlar açarak, güncel gösteri sanatlarının gelişimine katkıda bulunmak yönünde. Bugün Türkiye’de yerel festivaller etrafında oluşan sanatsal ekolojinin, nitelikli ve yenilikçi sanat üretimini devam ettirebilmek için önemli bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Dolayısıyla benim öncelikli kişisel hedefim, ticari olmayan yenilikçi sanatsal üretimine alan açmak. Bu hedef doğrultusunda dört yıldır Kaş Çevre ve Kültür Derneği’yle iş birliği yapıyorum.
Dünya hızla değişiyor ve sanatsal yaklaşımlar güncelleniyor. Seyircinin yerini katılımcı alıyor artık ve deneyim giderek önem kazanıyor. Müzecilik alanında son 20 yıldır ciddi bir zihniyet değişimi yaşanıyor mesela. Müzeler artık sergi mekânı olmaktan çok “deneyimlenen, müzakere edilen, hatta birlikte üretilen kamusal alanlar” olarak düşünülüyor. Benzer bir değişim tiyatro festivallerinde de yaşanıyor. Festival artık bir “etkinlik takvimi” değil ve sadece tiyatro binalarında gerçekleşmiyor. Onun yerine birlikte düşünme, hissetme ve yaşama pratiği kurgulayan geçici kamusal alanlar olarak çalışıyor. Kente, doğaya, terk edilmiş alanlara, farklı mekanlara yayılıyor; mekânın tarihi ve belleğiyle ilişkiye giriyorlar. Ürünlerin alıcıya sergilendiği bir “vitrin ya da pazar yeri” olmaktan çıkıp, bir düşünme ve paylaşım alanına dönüşüyorlar. Bu yeni yaklaşımda, araştırma rezidansları, ön üretimler, yerel buluşmalar ve açık provalarla kurgulanan sürecin bizzat kendisi önem kazanıyor. Küratörler artık sadece oyun seçmiyorlar. Bir soru soruyor ve bir tartışma alanı açıyorlar. Katılımcılar olarak biz de bu deneyimin neyi, nasıl dönüştürdüğüyle ilgileniyoruz artık. Benim de festival yaklaşımım bu şekilde ve Kaş Tiyatro Günleri’ni "deneyimi ve üretimi" önceleyen bir festival olarak düşünüyorum.
Taldans, Aynı Masada
Kaş Tiyatro Günleri 2025 Ekim ayında dördüncü kez hayat buldu. Kaş’ın tehlike altındaki doğal ve kültürel mirasına dikkat çeken bir festivalin dört yıl içerisinde nasıl bir değişim geçirdiği ilgimi geçiyor. Festivalin yolculuğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaş Tiyatro Günleri 2022 yılında, amfi tiyatroda iki topluluk tarafından sunulan üç gösteriyle başladı. İkinci yıl amfi tiyatroda ağırladığımız dört oyun ve bir kafede oynanan On ikinci Ev’le oyun sayısı beşe çıktı. Dernek kurulalı henüz bir yıl olmuştu ve AB fonlarına başvuru yapamıyordu. O nedenle, dernek üyelerimizden Alper Akça’nın kurduğu Genedos Kültür ve Yaşam Kooperatifi’yle Culture Civic’e başvuru yaptık ve Açıkalan - Kamusal ve Katılımcı Performans projesinin Kaş’taki etkinliklerini festivale entegre ettik. Bu proje kapsamında ben ilk kez Kaş’ta yaşayan sanatçılar ve halkın katılımıyla bir “parkur performans” tasarladım. Böylece Genedos Koop’la yaptığımız işbirliği sayesinde, ikinci yıldan itibaren “mekâna özel, katılımcı performanslar, yerelde üretim ve iklim krizi” gibi temaları gündemimize almaya başladık. Ortaya çıkan sinerji, derneğin başkanı Ahmet Murat Akoy’un hoşuna gittiği için üçüncü yıl, sahne dışı mekânlara daha çok oyun yerleştirmek istedi. Böylece 2024’te İstanbul’dan davet ettiğimiz beş mekâna özel performans ve üç amfi tiyatro oyunu ile oyun sayısı yediye çıktı. Üstelik gruplar da epey kalabalıktı ve çok güzel bir festival oldu. Fakat yerel desteğin haricinde sadece AB Sivil Düşün Programı’ndan küçük bir destek almıştık ve sonuç olarak bütçeyi epey aştık.
Bu yıl ilk kez iki AB fon programından, Culture Civic - Yerel Projeler ve Kültür İçin Alan Uluslararası Ortak Yaratım Programı’ndan destek alarak, üç yıldır ufak ufak girizgahını yaptığımız başlıkların ve temaların tamamını, tek bir festivalde bir araya getirebildik. Böylece derneğin ve benim yaklaşımım ilk kez bu yıl tam anlamıyla birleşerek, Kaş Tiyatro Günleri için birlikte kurguladığımız vizyonun ortaya çıkmasını sağladı. Bu yıl benim hayal ettiğim festivalin ilk yılını yaşadığımızı düşünüyorum. Şimdi bunun gerisine düşmeden ilerlemek gerekiyor.
Bu yolculuk, Kaş Tiyatro Günleri’nin olduğu kadar Kaşçev’le benim aramdaki - yerel bir festivalle, hala merkezde yaşayan bir sanat yönetmeni ve sanatçının arasındaki işbirliğinin de yolculuğu aynı zamanda. Bu iki varoluş arasında doğal bir gerilim var aslında ve çok kolay bir işbirliği olduğunu da söyleyemem ama dört yıldır devam ediyor. Kaş’ta, “Kaş kafası” diye bir şey var ve benim “uluslararası proje yürütme” alışkanlıklarımla epey çelişiyor. Yani bu ilişki de kendi içinde değişiyor, dönüşüyor ve festivalin kendisi gibi evriliyor.
De Stal van Dingo, Denizin Hikayesi
Kaş Tiyatro Günleri yerel sanatçılar ve halk ile sıkıca kenetlenmiş durumda. Festivalin mekânlar ve yerel halk ile kurduğu ilişkiyi kültürel bağlamda nasıl tanımlarsınız?
Festivalin, Kaş Çevre ve Kültür Derneği etrafında bir araya gelen yerel bir topluluğun gönüllü katılımıyla organize edildiğini söylemiştim. İşte bu dayanışma kültürü Kaş Tiyatro Günleri’ni, özellikle belediyeler tarafından organize edilen birçok yerel festivalden ayırıyor.
Bu yılı baz alırsak, antik tiyatrodan balıkçı barınağına, plajlardan sokak aralarına, köylere, okul bahçelerine, ören yerleri ve dalış rotalarına kadar yayılan yapısıyla tiyatroyu gündelik hayatın içine katıyor ve kültürel bir kolektif alan kurguluyor. Yerel halkla da doğal bir ilişki kuruyoruz. Kaş’ta yaşayan insanlar atölyelere, araştırma süreçlerine katılıyor ve performanslara dâhil oluyorlar. Bir balıkçı kendi hikâyesiyle bir performansın öznesi olabiliyor. Yerel oyuncular, dansçılar, öğrenciler, esnaf ve gönüllüler üretimin parçası hâline geliyor. Birlikte çalışıp, üretince çok daha güçlü bağlar kuruyoruz.
2025 kürasyonu ve festivalin oluşum sürecinden biraz bahsedelim isterim. Projeyi anlatırken festivalin kurgulanmasında etnografik araştırma yöntemlerinden yararlandığınızı belirtmiştiniz. Etnografik araştırma bir festivali, sanatsal bir üretimi kurgularken nasıl bir işlev gördü? Nasıl sanatsal üretime uygulandı? Ben, kendi projelerimin çoğunda etnografik araştırma yönteminden yararlanıyorum. Bu yıl, Misafir Sanatçı Programı’nın mekâna özel/katılımcı performanslarını tasarlarken etnografik araştırma yöntemlerini kullandık. Saha çalışması, gözlem, görüşmeler, anlatılar, fotoğraf–video kayıtları ve mekân incelemeleriyle başlayan süreç, sanatçıların tasarladığı performansların temelini oluşturdu. Toplanan hikâyeler, yerel insanların deneyimleri ve mekânın hafızası doğrudan performansın temasına dönüştü. Meslek sahipleri, öğrenciler, balıkçılar, eğitmenler performanslara dâhil olarak anlatının taşıyıcılarına dönüştüler. Performanslar mekâna sonradan yerleştirilmedi; mekânın kendisi dramaturjik bir katman olarak sürece dahil oldu. Bu durumda araştırma sadece bir arka plan değil, doğrudan sürecin kendisi; performans ise bir temsil değil, araştırmanın hem kendisi hem de sonucu oluyor.
Etnografik araştırma yöntemi, kendine dönük, bireysel bir yaratım eylemi yerine, fiziksel mekân ve gerçek insanlarla iletişim kurmayı, farklı olanı dinlemeyi ve anlamayı, ortak yaratımı talep ediyor. Bu da diyaloğu destekleyerek, festivalin etkileşimini arttırıyor. Yereldeki insanlar, doğal bir şekilde festivalin parçası oluyorlar, çünkü program zaten onların katılımıyla şekilleniyor.
Kaş Tiyatro Günleri dördüncü edisyonunda ilk defa, Kültür İçin Alan desteğiyle, Uluslararası Konuk Sanatçı Programı’nı gerçekleştirdi. Amsterdam, Paris, Viyana ve İstanbul’dan davet edilen dokuz uluslararası sanatçı Kaş’ta on beş gün boyunca misafir edildi. Konuk Sanatçı Programı aracılığıyla festivalin bir parçası olan sanatçılar ve sanatsal üretimlerden bahsedebilir misiniz?
Kaş Tiyatro Günleri Uluslararası Misafir Sanatçı Programı, Açıkalan Performans iş birliği ve Amsterdam merkezli bir sanat kolektifi olan De Satal van Dingo ortaklığıyla gerçekleşti. Projenin ön araştırma süreci için, Haziran 2025’te Ilgın Abeln’le birlikte Kaş’taydık. Bir hafta gibi kısa bir sürede bir sürü kişiyle görüştük ve Kaş’a dair çok sayıda hikâye topladık. Kaş’taki ekip de araştırma sürecinden başlayarak projeye dahil oldu ve performanslarda yer aldı. Onlarla yaptığımız işbirliği sayesinde, çok hızlı bir şekilde Kaş’a uyum sağladık.
De Stal van Dingo – Ilgın Abeln / Lenne Koning / Salih Usta, Kaş Su Ürünleri Değerlendirme Kooperatifi’ne bağlı balıkçılarla birebir görüşmeler yaptı ve iklim değişikliğinin Akdeniz’deki yansımasını balıkçıların kişisel hikayeleri üzerinden araştıran bir performans tasarladı. Babasından kalan tekneyle yıllardır balıkçılık yapan ve “deniz bittiği” için teknesini satarak Kaş’tan ayrılmaya karar veren Balıkçı Fatih’in hikayesini anlattı.
Taldans - Filiz Sızanlı, Mustafa Kaplan, Kaş’ta yaşayan kuaför, çiftçi, temizlik işçisi, tüplü dalış ve köpek eğitmeni gibi çeşitli mesleklerden 14 konuşmacının meslekleriyle kurdukları fiziksel ilişkileri beden, jest ve hareket üzerinden koreografik bir yaklaşımla araştırdı. Sürecin sonunda bu hikâyeler, konuşmacıların kendilerinin bizzat yer aldığı, kamusal bir anlatım deneyimine dönüştü ve performans, yine katılımcı olmaya davet edilen bir izleyici kitlesi ile paylaşıldı.
Ben (Açıkalan Performans - Şule Ateş), kitle turizminin tüketim alışkanlıklarının ve iklim krizinin etkilerinin yol açtığı çevresel tahribatı, plajda güneşlenen tatilcilerin bakış açısından ele aldığım, mekâna özel bir performans tasarladım. Performansın katılımcıları Antalya ve Kaş’ta yaşayan oyuncu ve dansçılar, konservatuvar tiyatro bölümü öğrencileri ve Kalkan’da yaşayan opera sanatçısı Zeynep Günal’dı. Aslında Kalkan’daki bir çocuk korosu ile de çalışmayı umuyordum fakat Ekim’de gittiğimde, koronun dağılmış olduğunu öğrendim ne yazık ki…
Shared Walks - Eylem Ertürk’ün, Paylaşılan Yürüyüşler I Gelecek, başlıklı yürüme performansında katılımcılar, ikili gruplar halinde eşleştiler ve bir kart seti yardımıyla görevler seçtiler. Bu görevleri yerine getirerek yürürken, çevrelerine dair yeni bakış açıları geliştirdiler. Deneyimin sonunda, Helenistik Tapınak’taki zeytin ağacını, geleceğe dair dilekleri taşıyan bir dilek ağacına dönüştürerek, ortak bir gelecek tasarımını paylaştılar.
Oğuz Öner’in Ses Yürüyüşü’nde ise katılımcılar, şehrin farklı ses alanlarında yürüyerek Kaş’ın işitsel manzarasını araştırdılar. Atölyenin ardından, yönlendirmeli bir doğaçlamayla katılımcıların deneyimlerinden yola çıkan kısa bir performans sunumu yaparak, duydukları seslerin hissettirdiklerini ve kişisel mekân algılarını paylaştılar.
Solda: Eylem Ertürk, Shared Walks
Sağda: Oğuz Öner, Ses Yürüyüşü
Hem Konuk Sanatçı Programı hem de festivaldeki performans kürasyonuyla festival yerel sanatsal üretimi destekleyen son derece değerli bir konumda. Yerel sanatsal üretimi öne çıkarmak ve desteklemek adına nasıl bir yol izliyorsunuz?
Yerelde sanat üretimi derken, en azından ben, ulusal ve uluslararası çapta bir sanatsal üretimden söz ediyorum. İstanbul’un sanat üretimindeki merkezi konumunu değiştirmeyi kastediyorum. 2010’lu yılların başından itibaren, gösteri sanatları alanında, disiplinlerarası ve yenilikçi iş üretiminde ciddi bir düşüş var. 90’ların ve iki binlerin o canlı performans sahnesi artık yok. Tiyatro’da, özellikle ticari tiyatroda büyük bir patlama yaşanıyor ama çağdaş dans, performans ve çağdaş tiyatroya dair işler çok az sayıda üretiliyor ve üretilenler de oynayacak yer bulamıyorlar. Sahnelerin ulaşılamayacak kadar pahalı oluşu, mekâna özel işlerin artmasına neden oluyor ki bu iyi bir şey bence ama yine de organizasyonu çok zorlayan bir faktör bu. Böyle bir oyunu uzun süre oynamak hiç kolay değil. Ben yerel festivallerin, İstanbul dışında oluşturduğu bu kültürel ekolojinin, gösteri sanatlarında sanatsal araştırmaya dayalı, yenilikçi sanat üretimini destekleyecek bir ortam yaratabileceğini düşünüyor ve bunu umuyorum. Bu yıl gerçekleşen Misafir Sanatçı Programı bu yaklaşım ya da hedefin ilk adımıydı. Program kapsamındaki üç performans zaten uygulandıkları yer ve zaman ve katılımcılara göre şekil alan uluslararası performans formatlarıydı fakat Ilgın ve benim çalışmam, yerelde yaşayan insanlarla birlikte, onların hikayeleriyle sıfırdan tasarlandılar. Denizle bağlantılı bu iki performansın, Türkiye’de ya da Avrupa’da, bir limanı ve kumsalı olan her il ve ilçede sahnelenmesi mümkün ama her zamanki gibi en büyük engel bütçe. Umarım belediyeler bizi yerel festivallerine davet ederler.
Öte yandan Kaş Çevre ve Kültür Derneği etrafında bir araya gelen toplulukta, gösteri sanatları alanından daha fazla görsel sanatçı var. Bu sanatçıları ve projelerini destekleyecek, ortaya çıkaracak türde işbirlikleri için de fikir üretmek ve çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Görsel sanatlar ve performans arasındaki etkileşime odaklanan bir yaklaşım, Kaş’taki yerel topluluğun motivasyonunun artmasını sağlayacaktır.
Konuşmamızın sonuna gelirken festivalin geleceğini nasıl tahayyül ettiğinizden bahsetmek isterim. 2026 yılında izleyici Kaş Tiyatro Günleri’nden ne beklemeli?
Bu soruya on ay önceden cevap vermek hiç kolay değil. 2026 için nasıl bir bütçemiz olacağını şu anda ön göremiyoruz. Bu yıl ana program için Culture Civic’den destek aldık. Mekâna özgü işleriyse Açıkalan Performans konsepti ve “yerelde üretim” başlığı altında topladım ve Kültür İçin Alan Uluslararası Ortak Yaratım Fonu’ndan destek alarak bir Misafir Sanatçı Programı gerçekleştirdik. Gelecek yıl bir fon desteği mümkün olacak mı şu an bilemiyorum. Kaş esnafı ve dernek üyelerinin katkıları devam edecektir mutlaka fakat o destekler de en erken Eylül ayında netleşebiliyor. Bu koşullarda devamlılığı olan bir strateji geliştirmek oldukça zor oluyor. Bu yıl aldığımız iki fonun çağrısı bahar aylarında yapıldı ve ben de başvuruyu yapabilmek için erken bir tarihte içerik geliştirebildim.
Peki bu kadar zorlu bir belirsizlik ortamında, küçük bir yerel festivali, devam ettirebilmek için ne yapabilir, diye sormalıyız belki de… Benim stratejim ana omurgayı koruyarak, her festivale yeni bir proje gibi yaklaşmak olurdu ki zaten dört yıldır bunu yapıyoruz. Amfitiyatro Oyunları, Genç Sahne, Yerel Sahne, Çocuk Sahne festivalin sabit başlıkları. Bunları koruyarak her yıl malzemeye, bütçeye ya da her yeni iş birliği ihtimaline göre, yeni bir yaklaşımla doğaçlama yapmak gerekiyor. Misafir Sanatçı Programı’nın, Avrupa’daki kurumlarla ortaklık ya da işbirliği geliştirme potansiyeli yüksek. Bu potansiyeli iyi değerlendirmek lazım. Eldeki koşullara göre bazı yıllar, bazı başlıklar özellikle öne çıkarılabilir. Belki de gelecek yıl Kaş, Kalkan, Antalya’dan daha fazla oyun davet ederek Yerel Sahne başlığını genişletebiliriz mesela. Yıl içinde buna benzer birçok olasılık arasında dolaşarak, hayal ettiklerimizle yapabileceklerimiz arasında bir uzlaşma noktası yaratmaya çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz belirsizlik ortamında sadece konsept geliştirmek yeterli olmuyor. Festivalin içeriğini, destek mekanizmaları ve ekibin kapasitesiyle birlikte düşünmek gerekiyor.
Özellikle mekâna özel işler ve misafir sanatçı programının içeriği böyle bir esneklikle ele alınırsa, festival çeşitli engeller arasında zikzak çizebilecek bir hareket kabiliyeti kazanır. Bu şekilde bir esneklik, festivalin sürekli olarak yeni alanlar ve temalar keşfetmesine, yeni bağlantılar kurarak gelişmesine imkân verir ve durağan, kendini tekrarlayan bir yapıya dönüşmesini engeller. Kaş Tiyatro Günleri gibi yerel, küçük ve gönüllülük esasına dayalı bir festivalin devam etmesini sağlayacak en sağlıklı yaklaşım, böyle esnek ve modüler bir form olabilir diye düşünüyorum.













