Unlimited Kitap Kulübü #11
- Unlimited

- 2 gün önce
- 6 dakikada okunur
Düşündüren, soru soran, yeni bir söz söyleyen, irdeleyen, merak ettiren, ilham veren yayınlardan editörlerimiz tarafından oluşturulan bir seçkiyi Unlimited Kitap Kulübü'nde sizinle paylaşıyoruz

bell hooks
bell hooks’un Art on My Mind: Visual Politics isimli kitabı ilk kez 1995 yılında yayımlandı. hooks’un 1980’ler ve 90’lar boyunca kaleme aldığı metinleri bir araya getiren kitap, bu dönemde yoğunlaşan sanat, temsil ve görsel kültür tartışmalarını özellikle siyah sanatçıların üretimleri üzerinden ele alıyor; burada “siyah” ifadesi, yazarın politik bir kimlik olarak kullandığı “Black” terimine karşılık geliyor ve yalnızca African American bir kimliğe indirgenmeyen, daha geniş bir tarihsel ve kültürel deneyime işaret ediyor.
Kitap, görsel alanı doğrudan güç ilişkilerinin kurulduğu bir yer olarak ele alıyor. hooks, hem sanat üretiminin hem de sanat yazınının kimler tarafından ve nasıl şekillendiğini sorguluyor; eleştiriyi dışarıdan konuşan bir dil olmaktan çıkarıp deneyimle temas eden bir yere çekiyor. Bu anlamda Art on My Mind, bakmanın kendisini politik bir mesele olarak yeniden düşünmeye açıyor.
Oliver Elser, Anna-Maria Mayerhofer, Sebastian Hackenschmidt, Jennifer Dyck, Lilli Hollein, Peter Cachola Schmal
Protest Architecture: Barricades, Camps, Spatial Tactics 1830–2023, Oliver Elser, Anna-Maria Mayerhofer, Sebastian Hackenschmidt, Jennifer Dyck, Lilli Hollein ve Peter Cachola Schmal editörlüğünde, 2023 yılında yayımdı. Kitap, 1830’dan günümüze uzanan bir hat içinde barikatlar, protesto kampları ve geçici mekânsal müdahaleler üzerinden, mimarlığın yalnızca inşa edilen yapılarla sınırlı olmadığını gösteren bir arşiv kuruyor.
Bu çerçevede protesto, politik bir eylem olmanın yanında mekânı dönüştüren bir pratik olarak ele alınıyor; sokak, meydan ve kamusal alan, kısa süreli ama etkili mimari stratejilerle yeniden kuruluyor. Kitap, bu geçici yapıların nasıl örgütlendiğini, nasıl yayıldığını ve nasıl iz bıraktığını izlerken, mimarlığın kalıcılık fikrine dayanan sınırlarını da sorguluyor; bugün kamusal alanın giderek daha fazla kontrol altına alındığı bir ortamda, bu tür müdahalelerin neyi mümkün kıldığını yeniden düşündürüyor.
Murat Gülsoy
Murat Gülsoy, metinlerinde gündelik hayatın içine yerleşen küçük kırılmalar üzerinden ilerleyen, gerçeklik duygusunu fark edilmeden kaydıran anlatılar kuruyor. Olağanın sınırlarını doğrudan zorlamak yerine, onu içeriden esneterek, okuru yavaş yavaş yerinden eden bir dil geliştiriyor. Yazar, Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün’de de bu yaklaşımını sürdürüyor; başlığın işaret ettiği büyük kırılmayı doğrudan kurmak yerine, bu kırılmanın gündelik hayatın içine nasıl sızdığını izliyor.
Metin, kıyameti sanki çoktan yaşanmış ve geride kalmış bir durum gibi ele alıyor. Bu yüzden asıl mesele yıkımın kendisi değil, onun ardından kalan hayatın nasıl sürdüğü; karakterlerin bu belirsizlik içinde kurduğu küçük, geçici dengeler. Olan biten hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmuyor; anlatı, bu açıklık yerine boşluklarla ilerliyor. Gülsoy, tam da bu belirsizlikte ısrar ederek, olağan dediğimiz şeyin ne kadar kolay yerinden oynayabildiğini hissettiriyor.
Sodai Yokoyama
Sodai Yokoyama fotoğrafı gündelik karşılaşmalar, geçici durumlar ve fark edilmeden kaybolan anlar üzerinden kuruyor; parçalı ve açık uçlu bir görsel dil geliştiriyor. Sanatçının kendi yayını Remind, bu pratiğin doğrudan bir uzantısı hâlinde ortaya çıkıyor ve birkaç yıl önce memleketine döndüğünde eski aile albümlerine bakmasıyla başlayan bir düşünme sürecinden besleniyor.
Kitap, ardışık görüntüler üzerinden ilerlerken belirli bir hikâye kurmak yerine tekrarlar, boşluklar ve küçük kaymalarla çalışan bir yapı öneriyor. Yokoyama’nın fotoğrafları, geçmişle kurulan ilişkiyi sorguluyor; hatırlama, kayıp ve zamanın silici etkisi kitap boyunca açık bir gerilim olarak kalıyor. Bu anlamda Remind, zamanı sürekli yer değiştiren bir olgu olarak ele alıyor.
Willow Maclay ve Caden Gardner
Corpses, Fools and Monsters: The History and Future of Transness in Cinema, Willow Maclay ve Caden Gardner tarafından kaleme alındı. Kitap, sinema tarihini trans temsilleri merkeze alarak yeniden okuyor; bu temsillerin çoğu zaman nasıl karikatürize edildiğini, korku unsuru hâline getirildiğini ya da doğrudan silindiğini farklı dönemler üzerinden izliyor.
Maclay ve Gardner, bu temsilleri yalnızca teşhir etmekle kalmıyor, trans varoluşun sinemada nasıl başka biçimlerde belirdiğini de takip ediyor. Sinema tarihini doğrusal bir ilerleme olarak değil, tekrar eden kalıplar ve kırılmalar üzerinden kuruyorlar. Bu anlamda kitap, temsilin kimi dışarıda bırakarak işlediğini açığa çıkarırken, aynı zamanda bu sınırların nerede ve nasıl aşılabildiğini de görünür kılıyor.
Oliver Franklin-Wallis
Oliver Franklin-Wallis’in Wasteland: The Dirty Truth About What We Throw Away, Where It Goes, and Why It Matters isimli kitabı 2023’te yayımlandı. Franklin-Wallis’in gazeteci olarak farklı coğrafyalarda yürüttüğü saha araştırmalarına dayanan kitap, atık meselesini gündelik hayatın görünmeyen bir uzantısı olarak ele alıyor; çöpe attığımız şeylerin aslında hiçbir zaman “kaybolmadığını” takip ediyor.
Franklin-Wallis, plastikten elektronik atığa, tekstilden gıda israfına kadar uzanan geniş bir spektrumda, atığın küresel dolaşımını inceliyor. Atıkların çoğu zaman daha kırılgan bölgelere yönlendirildiğini, geri dönüşüm sistemlerinin ise düşünüldüğü kadar kapalı ve sürdürülebilir olmadığını ortaya koyuyor. Kitap, geri dönüşümün bir çözümden çok çoğu durumda bir erteleme mekanizması olarak işlediğini gösterirken, atığın ekonomik ve politik bir mesele olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Sena Başöz
Sena Başöz’ün Nehir Yatağı isimli kitabı, sanatçının Basel’de göçmenler ve arşivcilerle yaptığı görüşmelerden yola çıkıyor. Kitapta yer alan konuşmalar, dünyanın sonuna dair güncel felaket eğilimlerinden beslenen kurmaca bir senaryonun gölgesinde gerçekleşiyor. Başöz, nehri devinim hâlindeki hafızayı ifade eden bir metafor olarak kullanıyor ve şu soruyu ortaya atıyor: Ren Nehri akmayı bıraksaydı geriye ne kalırdı, ne saklamak isterdiniz? Kitap, bu sorular etrafında, hatırlama, kaydetme ve seçme pratiklerini yeniden düşünmeye açıyor; arşivin neyi koruduğu kadar neyi dışarıda bıraktığını da görünür kılıyor.

Nehir Yatağı, 28 Haziran'a dek, sanatçıları geçmişte ürettikleri yayınlarıyla yeniden yüzleşmeye davet eden Vanilya, Çimen, Badem sergisinde de yer alıyor. Kurgusunu Huo Rf'nin üstlendiği sergi, sanatçıların yayınlarına organik materyaller, kolajlar ve ses formlarıyla yaptıkları güncel müdahaleler aracılığıyla, kitap nesnesini tamamlanmış bir formdan çıkarıp yaşayan, dönüşen ve kişisel bellekle yeniden şekillenen bir üretim alanına çeviriyor. Sena Başöz'ün Nehir Yatağı da sergide bir yerleştirmeye dönüşüyor. Kendi Koleksiyonu'nun gerçekleştirdiği Vanilya, Çimen, Badem, Meşrutiyet Caddesi'nde yer alan 64/1 nolu binada, cuma ve cumartesi günleri, 12.00-19.00 arasında ziyaret edilebiliyor.
Onur F. Yazıcıgil
Onur F. Yazıcıgil’in Pergamon / Yunan Harfli Bir Yazı Tipi Tasarımı isimli kitabı, sanatçının 2022 yılında Gate 27 Ayvalık Konuk Sanatçı Programı kapsamında geliştirdiği bir yazı tipi projesine dayanıyor. Pergamon’daki yazı kültürüne ait izlerden yola çıkan bu çalışma, yaklaşık 1900 yıl önce taş üzerine oyulmuş harf biçimlerini belgeleyerek, onları günümüz dijital ortamında işlevsel bir yazı tipine dönüştürme fikri etrafında şekilleniyor.
Kitap, bu dönüşüm sürecini adım adım izlerken, tipografiyi tarihsel bir aktarım ve yeniden yorumlama pratiği olarak ele alıyor. Antik harf formlarının dijital ortama taşınması bu biçimlerin bugünkü kullanım içinde nasıl yeniden anlam kazandığını da tartışmaya açıyor. Böylece Pergamon, geçmişten devralınan bir görsel dilin bugünün koşullarında nasıl yeniden işlevselleştirilebileceğini görünür kılıyor.
Yapım Aşamasında: Arter, Emre Baykal ve Süreyyya Evren tarafından hazırlanan ve Arter’in on beş yıllık üretim sürecine odaklanan bir yayın. Arter’in kuruluşundan bu yana destek verdiği yapıtlardan bir seçkiyi bir araya getiren Yapım Aşamasında sergisinin ilk bölümüne eşlik eden kitap, kurumun çok disiplinli programını; mimari tasarım ve yapım süreçlerinden sergilere, yayınlardan koleksiyon ve öğrenme programlarına uzanan bir çerçevede ele alıyor.
Yayın, sergi ve etkinliklerden geniş bir fotoğraf seçkisini arşiv materyalleriyle birlikte sunarak, Arter’in üretim, araştırma ve iletişim süreçlerinin katmanlı yapısını izlenebilir kılıyor. İki etap hâlinde kurgulanan serginin ilk bölümüne eşlik eden bu kitap, üç yüzü aşkın eser arasından yapılan bir seçki üzerinden kurumun üretime yaklaşımını doğrudan yapıtlar aracılığıyla takip etmeyi mümkün kılıyor; Ekim 2026’da açılacak ikinci etapta ise serginin dönüşen yapısına paralel olarak yeni bir yayın da bu sürece eşlik edecek.
Shannon Mattern
Shannon Mattern’ın A City Is Not a Computer: Other Urban Intelligences isimli kitabı 2021’de Princeton University Press ile Places Journal iş birliğinde gerçekleşen Places Books serisi kapsamında yayımlandı. Places Books, mimarlık, peyzaj ve kent üzerine güncel tartışmaları bir araya getiriyor. Mattern’ın kitabı da bu çerçevede, “akıllı şehir” söyleminin arkasındaki varsayımları sorgulayan bir müdahale olarak konumlanıyor.
Mattern, kenti veri, algoritma ve optimizasyon üzerinden tanımlayan yaklaşımların neyi dışarıda bıraktığını açıyor. “Akıllı şehir” modellerinin, kenti ölçülebilir ve yönetilebilir bir sisteme indirgerken, bakım emeğini, gündelik bilgi biçimlerini ve yerel deneyimleri görünmez kıldığını gösteriyor. Kitap boyunca veri merkezlerinden kablo ağlarına, sensörlerden haritalama tekniklerine uzanan altyapılar incelenirken, bu sistemlerin tarafsız olmadığı, belirli güç ilişkileri içinde çalıştığı ortaya konuyor. Aynı zamanda kentsel zekânın yalnızca teknolojik sistemlerde değil; arşivlerde, kütüphanelerde, bakım pratiklerinde ve kolektif hafızada da üretildiğini öne sürüyor. A City Is Not a Computer, bu çok katmanlı yapıyı görünür kılarak, şehri anlamanın tek yolunun veri olmadığını hatırlatıyor ve kentsel bilgiye dair daha çoğul bir çerçeve öneriyor.
































Yorumlar