Bir mozaik metin deneyi: Eski Dünyanın Yangını üzerine fragmanlar

"Denizim ben batık aşklarla dolu"*

Melih Cevdet Anday, Göçebe Denizin Üstünde



Kalben’in kitabının kapak tasarımı Barış Şehri’ye ait

0. Bi’Şeyler

Kalben’in Eski Dünyanın Yangını adlı romanıyla karşılaşmamın ilginç bir hikâyesi var. Sevgili dostlarım, Hakan Sorar ve Ahmet Rüstem Ekici, büyük bir incelik göstererek Kalben’in kitabının bir kopyasını benim için sürpriz olarak imzalatmışlar. İmzayı aşan ve sanatçıdan ayrıca izler içeren ufak notu gördüğümde epey şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

Kalben şöyle yazmıştı: “Sevgili İlker bu sayfalarda dilerim ahbap olmuşuzdur. İskenderun’a kalbimden kuşlar.”

Notu okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu oldu: Sayfalarda ahbap olmak ne demek? Bu durumun Kalben’in metaforuyla yani kalbinden gönderdiği kuşlarla doğrudan ilişkisi olduğunu düşünmeden edemedim. Sayfalarla doğrudan yakınlık kurmanın dokusunu oluşturmam gerektiğini hissettim.

Okuma pratiği böyle gelişir. Metne dalış söz konusudur. Her okuma eylemi bir anlamda insanın kendini metne cömertçe teslim etmesi ya da ödünç vermesiyle gelişir. Eser kat edildikçe iç seslerle beraber kitapla ilişki kurulur. Metinle olan bağlantı akışlar yaratır. Tersi de mümkündür. Kimi zaman bir kitap yarıda bırakılabilir veya bir-iki sayfa okunduktan sonra kenara koyulabilir. Tüm bu olumsuz eylemler dahi metne temas etmekle alakalıdır.

Esere kendini cömertçe teslim etmenin Kalben’in işaret ettiği sayfalarda ahbaplık kurma ile bağlantısı var. Çünkü Eski Dünyanın Yangını romanını bitirdiğimde Kalben’in çok katmanlı dünyasına dokunabildiğimi hissettim.

Nitekim eser temsil bir konumda durmayarak farklı düşünme biçimle- rine kapı aralıyor. Eski Dünyanın Yangını için mümkün metinler denilebilir. Bu durum kitabı yalnızca kişisel deneyimlerden ibaret kılmıyor. Edebi yazıma has açık uçlu, ya da sürekli başka yollara sapan romanda farklı düşünsel çeşitlilikler de var.

Peki, neler oluyor kitapta?


1.Karasinek Senfonisi

Romanın sonunda Kalben’in seslenişi dikkat çekiyor:

“Bu romanı senelerdir yazıyorum ve ancak tamamlayabildim. Hatta tamamlamadım. Sadece ondan uzaklaşıp hayata devam etmeyi seçebildim sonunda. Yeni hayatıma...”

Bu cümlelerin son mu yoksa başlangıç mı olduğunu tartışmak gerek.

Hatta oku biraz daha ileri atarak “roman sanatçının arınma pratiği mi?” sorusunu gündeme getirmenin ihtiyacından söz edebiliriz.Yine de birbirinden farklı gibi görünen iki mesele bir arada değerlendirilebilir. Çünkü Kalben roman boyunca beklenen sona ulaşmıyor. Giriş, gelişme, sonuç düğümleriyle biçimlenen kurallı edebi yapının ötesine uzanıyor. Eser için kıyıda diyebiliriz. Zaten hayat giriş, gelişme, sonuç zincirlerine sığmayacak kadar derin. Yaşamda hikâyeler yaratmanın da belli kuralları yok.

İşte Kalben’in kitapta yarattığı kurmacaya otobiyografi de musallat olduğu için kurgu ile gerçek arasındaki ayrım flulaşıyor. Geçmişin hayaletleriyle beraber şiirin ya da bilinç akışı denilen yazma tarzları bir nevi kıyıda konumlanıyor.

Kalben klişeleşmiş kurgu yazar değil de kurmacayla yaşanmışlıkları birbirine diken ve çok katmanlı sayfalar yaratan bir yazar olarak karşımızda.

Anlamların yaratımı romanda öyle yükseklere çıkıyor ki metinler arasında incelikli düşünmelere kapı açıyor.

2. Tekinsiz Dalgalarda/Kaybolmuş

Yaşamın giriş, gelişme, sonuç zincirlerine sığmayacak kadar yoğunluklu olmasına dair romanda çok fazla açık cümle var. Hatta bazı anlar öylesine göz kamaştırıcı derinlikte yazılmış ki; bir cümleyle dahi sınırsızlığa temas ediliyor.

Kalben bu cümleleri yazarken elbette olduğu gibi değil edebiyatın geniş çaptaki demokrasisinin imkânlarıyla kaleme alıyor.

Daha kitabın başında “yaşamayı seviyoruz öleceğimizi bildiğimizden”, “alışkanlıklarımı bırakıp koşmak istiyorum” ve eser ilerledikçe “hayat olumsuz duyguları saklamak için çok kısa” gibi açıklık yaratan veya kıyıda cümlelerin oluşumu söz konusu. Yani ifadeler ucu açıklık yaratıyor. Bu sı- nırsız anların oluşumu yaşamı yeniden baştan tasarlama arzusu ile alakalı. Kalben durmayarak günlüklerinden birinde yer yer annesi ile olan mücadelesini aktarırken “şimdi kendimi doğurma zamanı” diyor.

Akla ister istemez Hannah Arendt geliyor. Bu doğum bildiğimizden çok farklı yerlere temas etmekte. Doğmak, hayat vermek, her bir doğumun eşsizliğini kabul etmek, zihnin yaşamında sürekli yeniden doğmak...(1) Arendt için doğumluluk olgusu dünyayı kurtaran mucize gibidir. (2)

Kalben varoluş mücadelesini noktasız veya sınırsız konumlarda sürdür- mesi benlik olgusunun da sabit olamayacağının kanıtı. Sayfalar boyunca özerklik arayışında olan bir sanatçının mücadelesi var.

O zaman ilk fragmandaki soru cevabına kavuşmuş gibi görünüyor: Sanatçının yazma performansı şifa bulma, arınmanın üzerinden atlayarak kendini sürekli oluşum halinde tutuyor.


“Ağaçlarla yazma”, “İnsanları kutulamayı çözümlemeyi değil, onlarla şakalar yapmayı, kitaplardan ve bahsetmeyi, evleri, parkları ve bahçeleri paylaşmayı sevme” ve Kalben’in yakın dostu olarak görülen Kantante’nin dilinden yazılmış başka bir ifade: “bir kargoydum ben, yolda olan” Hudutları olmayan özgürlük süreçlerinin anlam katmanlarına dönüşme- siyle roman bir varoluş estetiğinin ya da yaşamı sanat eserine dönüştürme çabası içinde olan bir sanatçının çığlıkları, kederi, neşesiyle dolup taşıyor.

Eski Dünyanın Yangını yalnızca sınır aşımlarından, nefes alma hâllerinden ibaret değil. Bellek meselesinin cesur bir şekilde gündeme gelmesini de konuşmak gerek.

3.Kalbim Yeniden

Eski Dünyanın Yangını için tam olarak bellek kitabı denilemez. Yine de hafızanın çok güçlü şekillerde parıldadığı bir roman.

Bilhassa Azar-Kazar-Bozar bölümü Kalben’in ailesiyle kurduğu bağı gözler önüne seriyor. Sanatçı gerek babası gerek annesiyle olan diyaloglarını ya da ailesine dair tüm krizleri aktarmaya gayret ediyor.

Bazar bölümünün sonlarına doğru annesinin günlüğünden pasajlar var. Kalben’in bilinç akışı tekniğiyle olduğu gibi hislerini döktüğü o paragraftan yayılan keder hissiyle yüz yüze geliyoruz. En yakın dostu Kantante’nin annesi olan Erguvan Hanım’la olan diyaloglarında da anne-kız ilişkilerine dair detaylar var. Yazılanların anneden kopma ile alakalı olduğunu söylemek kolay. Oysa edebiyatın alanı özgürlüğü, direnişi, mücadeleyi yazmaktan ibaret değil. Kolektif ya da bireysel zayıflıklıkları, krizleri, neşeyi, cinselliği, anlık karşılaşmaları ya da ne varsa yazı yüzeyinde yaratmanın sahasıdır. Edebiyat her şeyi söyleyebilen, açık uçlu ve taşan çerçevelere sahiptir. Bir nevi yapısız yapıdır.

Kalben’in hafızasından dökülenlerin nasıl şekil aldığı da edebi yazın denen bu sürekli genişleyen yerden ayrı değerlendirilemez. Bir yazı demokrasisi tam da buralardan gelişir. Sonuçta yazma bir performans. Sanatçı bir önceki fragmanda da görüldüğü üzere performatif ihlallerle metnini tasarlıyor.

Hafızaya dair başka bir ters-yüz etme girişimi kitabın ilk sayfalarında başlıyor: “Ömrümün ortalarına vardığımda fark edecektim ki bende kokulu, nadir bir kağıtmışım; üzerinde de kendi el yazım varmış."

Bu ifadelerde gizlenen hafıza bağlantılarını görmek lazım. Romanda benlik denen şeffaf kurgunun hafıza ile nasıl hareket ettiği gündeme geliyor: Kalben’in çocukluk yorganlarını düşünmesi, en yakın dostu Kantante ile yaşadıkları, annesinden kopma fikirleri veya “geçmişte kayboldum” gibi cümleler...

Benlik zaman ve mekânda dağınık hareket eder. Saçılmalarla, sapmalarla yaşar. Hafızanın sıçrayışı böylelikle sadece öznel nitelikler taşımaz ve hep yeniden yaratılmaya açık izlerle doludur. Kalben’in aile bağlarına, ilişki deneyimlerine, kendi çığlıklarına veya etkilendiği eserlere dönme fa- aliyetleri onun mücadelesine dair veya kendini yeniden yaratma arzusunun izlerinin altını çiziyor. Sayfalardan taşan şiirleri, kısa notları da Kalben’in yazarken koştuğunu hissettiriyor. O zaman kitapta gönderme yapılan doğum her şekilde hafızada biriken olay örgüleriyle yüzleşme, onları yeniden yaratarak dönüştürme ve yaratma eylemini sürekli hedefte tutarak şekilleniyor.

4. İçinden Ben Çıktım

Kalben’in müzik kariyerinde beş stüdyo albümü, onlarca single’ı var.

Eski Dünyanın Yangını aynı zamanda son albümünün de adı. Kitapla beraber düşünüldüğünde bir dünya yarattığı söylenebilir.

Başka bir deyişle; dünyasallaşma duyu dolaşımları icat etme veya bulmanın gerekliliğidir.

Eski Dünyanın Yangını romanında sayfalarda ahbap olma mevzusu bir sinyal yaratmanın yanında anlam katmanlarıyla da farklı dünyasallaşmalar yaratma olanağına gönderme yapıyor. Hatta başka bir ayrıntı dahi kapıda bekliyor. Kalben Caner Özyurtlu’nun Loş Sohbetler programına katıldığın- da kendine dair bir ayrımdan söz ediyor. Bir idealar aleminde yaşayan Kalbiş’e gönderme yapıyor.

Marx’ın işaret ettiği başka dünyanın ihtimalleriyle yaşayan, kuir dalgalanmalarla hayaller kuran bu personanın aynı zamanda Eski Dünyanın Yangını romanını da ürettiğini söyleyebiliriz. Memleketin üzerine kara bulutlar çökmüşken romanın yarattığı bu parlaklık yeniden çevremizi ya da arkadaşlıkları, kolektif mücadeleleri düşünmeye itiyor.

O halde sayfalarda ahbaplık kurduğum Eski Dünyanın Yangını tenha kaldırımlardan, sapa yan yollardan, dikenli patikalardan geçerken bu yazının da romanın peşinden koştuğunu ya da onunla dertleştiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Sahi, ahbaplık tam da bu demek değil mi?



 

*Melih Cevdet Anday’ın bu dizeleri aynı zamanda Bilge Karasu’nun Göçmüş Kediler Bahçesi adlı kitabının açılışına eşlik ediyor. 1 2 Julia Kristeva-Hannah Arendt, Yaşam Bir Anlatıdır, İletişim Yayınları, Syf: 80, Çeviri: Necdet Dümelli