Bir milat misali: Bienal’den sonra Mardin


Adwait Singh küratörlüğündeki 5. Mardin Bienali, 20 Haziran’da sona eriyor. Mardin Bienali’nin gerçekleştiği periferide yarattığı dönüşüme, “bienal” in kent dinamiğine, kültürel bellek ve mirasa sunduğu katkıya ve başlangıçtan bugüne geçirdiği evrime yakından bakıyoruz


Yazı: Ebru Nalan Sülün


Kathyayini Dash, Pehram Des Visaal: Birliğin Topraklarını Gezinmek, 2022, Yerleştirme, değişken boyutlar


Mardin; bir medeniyetler kenti. Tarihsel katmanlarıyla kendinde var olan o büyülü ruhuna, mimari dokusuna, geleneksel kültürüne tarih süresince sahip olan bir kent. Peki, Bienal’den önce kaç insan tüm bu değerlerin farkındaydı? Hep Mardin’in o büyülü atmosferinden söz edilirdi de hiç gidilemezdi Mardin’e. Coğrafyanın stratejik konumu, uzaklık ve belki de bir nedeni olmalıydı Mardin’i keşfetmenin. Sadece “kentin ruhu” yetmiyordu demek ki…


20. yüzyılda müzeler ve kurumların alternatif, merkez dışı coğrafyalarda inşasının değerinden artık daha fazla söz ediyoruz. Guggenheim Bilboa, Baksı Müzesi gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bienal ve festivallerin de kültürün merkez dışındaki inşasında önemli organizmalar olduğunu artık biliyoruz ve tartışıyoruz. Keza; Türkiye’de de İstanbul dışında sürekliliğini inşa eden Sinop ve Çanakkale bienalleriyle bu yazıda ele alacağımız Mardin Bienali, merkez dışına kattığı değerler ve sürekliliği elde etmiş bienaller olarak uzun uzun ele alınması gereken oluşumlar, çabalar.


 

“Bienal' olacaksa nasıl olmalıdır? 'Bienaller' yapıldığı kente hangi perspektiften hizmet etmelidir? Kavramsal ve küresel bir kurgu olmadan gerçekleşen etkinliklere de artık 'bienal' mi denir oldu?"

 


Her kentin kendi kültür kodları, demografik yapısı, geleneksel değerleri vardır ve kentin yaşam biçimini de genellikle bu değerler şekillendirir. Bu değerlerin tarihsel katmanlarından günümüze ulaşan soyut-somut kültürel miras öğeleri de korunması gereken en önemli değerler olarak bir kenarda durur. Ne kadar korundukları ayrı bir tartışma konusu. Tüm bu olguların içerisinde “bienal” ne demek? “Bienaller” neden yapılır? Kentlere ne katar? “Bienaller” yapılmalı mıdır? Her kentte bir “bienal” olmalı mıdır? “Bienal” kelimesi artık amacından uzaklaştı mı? “Bienal” olacaksa nasıl olmalıdır? “Bienaller” yapıldığı kente hangi perspektiften hizmet etmelidir? Kavramsal ve küresel bir kurgu olmadan gerçekleşen etkinliklere de artık “bienal” mi denir oldu? Tüm bu sorular da son yıllarda en çok sorduğumuz ve cevabını verdiğimiz, aradığımız soru kalıpları.


E.B. Itso, Allotria, Mardin #1, 2022, Kumaş üzerine baskı, değişken boyutlar


Tüm bu tartışmaların içerisinde Mardin Bienali’nin ne ifade ettiğini iki kez düşünmek gerekli. “Mardin” kenti; sahip olduğu kültürel zenginliği, stratejik konumu ve bunun sunduğu dezavantajları nedeniyle yıllardır yeterince kendini görünür kılamamış bir kent idi. Şimdi ise, hepimizi büyüleyen bu coğrafya, artık sanatın dili ve aracılığı ile elinde ne zenginlik varsa sunmaya hazır ve sunuyor da. Mardin Bienali’nde sergilenen eserlerden ziyade bu yazıda, Mardin Bienali’nin gerçekleştiği periferide yarattığı dönüşüm, “bienal” in kent dinamiğine, kültürel bellek ve mirasa sunduğu katkı ve başlangıçtan bugüne geçirdiği evrimden söz etmek istiyorum.


Server Demirtaş, Çığlık 2, 2020. Animatronik heykel, 111 cm x 44 cm x 67 cm, Bozlu Sanat Projeleri Koleksiyonu tarafından desteklenmektedir.


1. Mardin Bienali; 4 Haziran-5 Temmuz 2010 tarihleri arasında Döne Otyam’ın girişimi ve küratörlüğünde Abbara Kadabra kavramsal başlığıyla yola çıkıyor. İlk bienal; Mardin Bienali’nin ileride çizeceği yol haritasına da referans vermekte. Olması gerektiği gibi; kentin kültürel unsurlarından olan abbaralardan ilham alıyor. Abbara Mardin’de ev ve sokaklara geçit veren tarihi yapılara verilen bir isim. İlk bienal metninde yer alan “… Kamusal alanla, özel alanların sınırının belirsizleştiği günümüzde abbaralar, yüzyıllar öncesinden bir haberci adeta… Özel alanla kamusal alanın bir birleşimi olan abbaralar bugüne ilişkin önemli bir öneriye sahip. Abbaraların altı kamusal alansa, üst tarafı özel alanı içeriyor. Ev ile evin dışı büyük bir müzakere içinde… Bienal, Abbara Kadabra diyerek, Mardin mucizesini devreye sokuyor. Sihirden faydalanıyor. Böylelikle tarihi kent Mardin’le, bugünün modernleşen Mardini’ni bir araya getiriyor. Sanatçılar kente yayılacak eserleriyle Mardin’de bir dönüşüm yaparak yeni sihirler elde ediyor, yani kentin geçmişinden hareketle bir bugün yaratmayı deniyor ve bu sergi adeta bir roman gibi okunmayı bekliyor…” ifadeleri adeta bienal yoluyla Mardin’e dokunan sihrin ilk referansı gibi. Ve ayrıca; küratör metninde yer alan “… Bienal konusuyla ve kolay söylenen adıyla Mardin’in uluslararası zihinlerde ve sanat haritalarında yerini almasına ve tıpkı İstanbul Bienali’nin gerçekleştirdiği gibi Mardin’in de hızla tanınmasında ve değerlerinin keşfedilmesinde önemli bir role sahip olacaktır…” ifadeleri de geleceğe bir vaatte bulunuyor. İlk bienal; GAP İdaresi, Mardin Valiliği desteğiyle gerçekleşiyor.


Sibel Horada; Suyun Şekillendirdiği, 2022. Yerleştirme, değişken boyutlar


Paolo Colombo küratörlüğünde 21 Eylül-21 Ekim 2012 tarihlerinde gerçekleşen 2. Mardin Bienali’nin kavramsal teması bu kez İkinci Bakış. Mardin’in en büyük konağı olan Tokmakçılar Konağı’nı ana mekân olarak değerlendiren bienal, bu kez küratör metninde de ifade edildiği üzere “…Mardin’e sessizce, sanki parmak uçlarında yürüyormuşçasına, rahatsız etmeyen bir tavırla girerek iddialı ve baskın anlatımlardan uzak durmayı yeğlemeyi…” tercih ediyor. Bienal; artık daha da sokaklara akıyor ve hayatın içerisine eserler ve seçilen mekânlar yoluyla yerleşiyor. 2. Mardin Bienali’nin sponsor listesi de incelendiğinde destekçilerin ve fon sağlayıcıların çoğaldığı izlenmekte. GAP İdaresi, Mardin Valiliği, Başbakanlık Tanıtma Fonu iş birliği ve bu kez özel sektörün katkıları dikkat çekiyor.


3. Mardin Bienali ise; 15 Mayıs-15 Haziran 2015 Döne Otyam direktörlüğünde gerçekleşiyor ve küratör kurgusunda farklı bir yol izleniyor. Tema bu kez Mitolojiler. Kentin sahiplerinin küratörlüğü üstlendiği 3. Mardin Bienali’nin tanıtım metninde bu yöntemin gerekçesi şu şekilde açıklanıyor: “…3. Mardin Bienali’nin küratörleri Mardinliler, sanatçılarının çoğu da öyle. Aralarında “esnaf ve sanatkârlar” da olacak. Böylece, yabancı bir küratörün, hiç tanımadığı bir yerde hem serginin ne olacağına hem kimi sergileyeceğine hem nasıl sergileyeceğine tek başına hükmettiği egemen bienal modelini sorgulayan karşı bir alternatif öneriliyor. Kültürel bir atmosferin bir sergi dekoruna indirgenmesine, yerli halkın onlara dayatılan bir sergiyle aidiyetlerinin kurulmasına, yani Mardin’in otokrat bir küratör tarafından markalandırılmasına karşı çıkılıyor. Onun yerine, bienalin bir Mardin karnavalı gibi yaşanması düşünülüyor…”. 3. Mardin Bienali; Mardin Sinema Derneği tarafından ve özel sektörün desteğiyle yürütülmüş.

Bu bienalde edinilen yaklaşım, bienalin Mardin’e aidiyetinin geliştirilmesi adına doğru ve yerinde bir adım olarak değerlendirilmeli ve bu yaklaşım ileride de tekrar uygulanmak üzere not düşülmeli.


Selma Gürbüz, İnci Ağlayan Kadın, Sakallı Kadın, Masal Kadın, Topuzlu Kadın, Kurdeleli Kadın, 2020. Yumuşak heykel


4 Mayıs-4 Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleşen 4. Mardin Bienali’nin küratörleri bu kez Fırat Arapoğlu, Nazlı Gürlek ve Derya Yücel. Tema: Sözden Öte. Döne Otyam‘ın direktörlüğü ve Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleşen 4. Uluslararası Mardin Bienali’nde, Sözden Öte ana teması kapsamında birbiriyle bağlantılı “bakış”, “beden” ve “sınırlar” kavramları ayrı başlıklar altında ele alınmış. Fırat Arapoğlu’nun Sonsuz Bakış, Nazlı Gürlek’in Beden Dili ve Derya Yücel’in Sınırlar ve Eşikler başlıklarını taşıyan bölümlerinin her biri, sözün ötesindeki anlam üretme ve ifade biçimlerine odaklanmayı vaat etmişti. Bienalin destekçileri incelendiğinde kurumsal desteklerin yanı sıra özel sermaye sahiplerinin de bireysel desteklerini sunduğu dikkatleri çekiyor. 1. İstanbul Bienali’ne sponsor desteği veren Halil Bezmen de bu isimler arasında yer almakta. Bienalin üç farklı bağlam altında ve üç küratör yaklaşımıyla kurgulanması da olması gereken kolektif ruhu destekleyen bir yaklaşım ve Mardin’de istenen dinamizmin oluşmasını sağlıyor.


 

"Bienalde sergilenen eserler, sanatçılar, sergilemeler, mekân kullanımları, estetik, kuramsal bakış açısının ele alındığı bir eleştiri metninden ziyade, Mardin Bienali’nin tarihsel süzgeci üzerinden bir gündem analizi idi bu yazıdaki amaç. Görmezden gelinmemesi gereken, bir başarı öyküsünün kısa özeti misali…"

 

Covid-19 pandemisi nedeniyle iki yıl ertelenen Mardin Bienali, 2020’de gerçekleşemedi. Fakat; adeta son dört yılın birikmiş güçlü enerjisi ile 20 Mayıs-20 Haziran 2022 tarihleri arasında bienal, tekrar Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde ve özel sektörün desteğiyle şimdi gerçekleştiriliyor. Çimenin Vaadi başlığı ile kurgulanan 5. Mardin Bienali’nin direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak, küratörlüğünü ise Adwait Singh üstleniyor. Bu yıl, bireysel destekçilerin arttığı sponsorluk listesi de dikkat çekiyor. Bu desteklerin artması, Mardin’e sunulan sanat yatırımının ve dolaylı yollu kültür yatırımının arttığının da bir simgesi. Bu nedenle bu desteklerin görünür kılınmasını önemli buluyorum.


İrem Tok, Site archéologique Meydan Larousse 2021, Karışık teknik, 130x110cm, Unique Sanatçı ve PİLOT Galeri izniyle, 5. Mardin Bienali Invited sergisinden


5. Mardin Bienali’ne dek bienalin ziyaretçi istatistikleri incelendiğinde 4. Mardin Bienali’nin 45.000 kişi tarafından izlendiği ifade edilmekte. 5. Mardin Bienali’nin ise; açılışın ardından şimdilik 12.000 kişi tarafından ziyaret edildiğini öğreniyoruz. Bu yıl bienalin mekânları; Alman Karargâhı, Develi Han, Uluslararası Tasarım Vakfı Galerisi, Cumbalı Konak, Marangozlar Kahvesi, Tasarım Vakfı Meydan Galeri. Küratörün özellikle pandeminin ardından daha fazla konuştuğumuz siyasi, ekolojik ve toplumsal farkındalıklara yöneldiği dikkatleri çekiyor. Mardin coğrafyasından da ilham aldığı hissedilen küratör metninden bir alıntı: “… Bu sergi takas, cömertlik ve mütekabiliyet ruhuyla işleyen armağan ekonomileri kavramına geri dönerek alternatif mülkiyet, kaynak paylaşımı, arazi kullanımı ve ilişkisellik modelleri benimseyen yerli bilgelikler ve yerel tarihlerin yanı sıra, özerk idareler, sürdürülebilir ekonomiler ile tarımsal ve ekolojik hareketler alanında gerçekleştirilen radikal deneyleri de bir araya getirecek.”


Alper Aydın, Nuh, 2013 Heykel, Sanatçının izniyle, 5. Mardin Bienali Invited sergisinden


Bu bienalin dikkat çeken önemli yeniliklerinden birisi de bienal içerisinde gerçekleşen Invited sergisi. Bienal süresince gezilebilecek Invited’ta çağdaş sanatın bildik statü ve görevlerinin dışında özerk bir yol, sergi yapma biçimi araştırılarak bienalin ana sergisiyle dost ve paylaşımcı, sürdürülebilir bir sergi modeli deneye açılıyor. Bu yılki davetini Mardin Bienali danışma kurulu ve yönetiminin yaptığı çağdaş sanat sergisi Invited, Adwait Singh’in küratör metninden ilham alıyor. Davet edilen sanatçılar Alper Aydın, Ekin Saçlıoğlu, Erkan Özgen, İrem Tok, Itamar Gov ve Jennifer Steinkamp’in yapıtları, bienalin kavramsal çerçevesi olan Çimenin Vaadi’nde altı çizilen takas, cömertlik, armağan ekonomileri gibi öne çıkan kavramların ışığında üretilmiş eserlerle bienale alternatif bir bakış sergiliyor. Bu alternatif bakış açılarının artması, bienal sanatçıları dışında üretim sağlayan sanatçıların küratör metnine de alternatif bir sorgunun inşasını sağlıyor.


Mardin Bienali’nin bu yıl dikkat çeken diğer önemli detaylarından bir diğeri de bienal dışı bağımsız sanatçı sergileri idi. Mardin’in alternatif tarihi mekânlarında, dar sokak aralarında aralıklı olarak karşınıza çıkan sergiler, Mardin Bienali’nin kentte yarattığı direnç mekanizmaları arasında oldukça önemli bir alternatif güç niteliğinde idi. Bienal konseptinden bağımsız gibi duran ama aslında konsepti kurgusal olarak da destekleyen ve yapıtların sergilendikleri mekânları ile kurduğu başarılı temaslar ile dikkat çeken bağımsız sergilerden söz etmişken Mardinli sanatçı Bawer Doğanay’ı da hatırlamak gerekli. Sanatçı, çalışmalarını “karanlık siyasi dönemin çok renkli dışavurumu” olarak yorumlarken, sergilenen eserlere eşlik eden, sergi mekânına yuva yapan ve uçuşan kuşlarla izlenen rengarenk eserler, 5. Mardin Bienali’nin ardından da anılacak bir alternatif duruşu sergiliyordu. Yine, bienal dışı önemli bağımsız sergiler arasında Mahmut Wenda Koyuncu’nun küratörlüğünde izlenebilen Doğukan Çiğdem’in Natura, sergi gezintisinin ardından akıllara kazınıyor. Çiğdem; insanın kendini keşif sürecini arkaik dönemlerle düşündüren, yaratılış serüvenini tartışmaya açan kurgusu içerisinde zaafları yönlendiren soy kütüğünü mercek altına alıyor. Ve bu serüveni sanatçı, eski bir Mardin evinin hafıza odalarını harekete geçirerek, alternatif ve alışık olmadığımız bir sergileme kurgusu içerisinde sunuyor. Deneyimlemenizi öneririm. Bağımsız sergiler içerisinde yer alan Mehmet Ali Boran’ın Dudakların benden başka hiç kimsenin toprakları değildir ve Hüseyin Aksoy’un İki Nehrin Arasındaki Toprak sergileri de görülmesi gereken sergiler arasında. Mehmet Ali Boran’ın sergi mekânı Sabancı Kent Müzesi’nin karşısında yer almakta. Boran, I. Dünya Savaşı’nda Avrupalı bir askerin sevgilisi için yazdığı mektupta yer alan bir cümleden ilham alıyor. Sergi metninden bir alıntı: “…toprak elde etmenin doyumsuz iştahının insan arzularına coşku vermesiyle gerçekleşen büyük bir yıkım ve bu yıkımın orta yerinde yazılmış bir mektubun küçük bir cümlesi, bize insanlık tarihinin en büyük yıkımının temel sebebi olan sömürgeciliğin toprak üzerinden ortaya çıkan tahribatlarını özetliyor…”. Sanatçı, bu bağlamı mecralar üstü bir yaklaşım içerisinde çok cepheli ele alıyor. Sergide yer alan tüm eserler adeta bir alfabe etkisi ile birbirleriyle konuşuyorlar. Görmeden dönmemenizi öneririm.

Bhagwati Prasad, Begumpura – Kedersiz Bir Yer, 2022. Çizimler içeren yerleştirme, değişken boyutlar


5. Mardin Bienali’ne uzanan bu on iki yıl içerisinde Mardin’in bienale paralel bir dönüşüm öyküsü olduğu kesin. 5. Mardin Bienali’nde ilk kez kullanılan Develi Han başta olmak üzere Alman Karargahı’nın da bienal öncesi sermaye grupları tarafından (Mesa) temizlik ve restore çalışmalarının gerçekleştirilmiş olması ve ardından bu mekânların bir sergi alanı olarak kullanılıyor olmalarına da dikkat çekmek gerekli. Bienalde sergilenen çalışmaların mekânlarla sağladığı uyum ve bienal izleyenlerinin bu mekânlarla kurduğu diyalog, bienal izleyenlerinin Mardin tarihi ve Mezopotamya ruhu ile de karşılaşmasına vesile oluyor. Bu bağlamda önemli olan unsurlardan birisi de bienalin ardından bu mekânların ne olacağı ile ilgili. Bienale hazırlanan bu yapıların bienal sonrasında da Mardin kültür kalkınmasına katkı sunan kültür-sanat merkezlerine dönüştürülebilmesi, Mardin yerel yönetimlerinin önemli sorumlulukları arasında yer almalı. Bienalin bitiminin ardından bienalin kentte yarattığı etki ve kente sunduğu fayda, yerel yönetim ve Mardin halkı tarafından teslim alınarak geliştirilmeli.

Ömer Pekin, Oikos, 2022. Çok amaçlı MDF ahşap, kartonpiyer ve çiçek tohumlarından yapılmış 30 tabure ile müdahele, her biri 32 cm x 45 cm.


Bienal öncesinden başlayan ve yer bulunamayan uçak rezervasyonları, konaklama mekânları, Mardin’de bienal öncesinde başlayan kültür turizmi heyecanının yansıdığı küçük-büyük ticari markaların bienale hazırlanma heyecanı… Bu heyecanın varlığını Mardin’de yaşayan sanatçılardan dinledim. Şehrin bienal başlamadan çok önce bienale hazırlanma süreci; bienalin kültür endüstrisinin oluşumuna sağladığı zeminin bir yansıması. Bu süreç; kentin ekonomik kalkınmasına ve bu bağlamda bienalin kente sunduğu katkıya da referans veriyor. Ayrıca; Mardin çevresinde yer alan Elâzığ, Gaziantep, Diyarbakır, Bingöl, Şanlıurfa gibi kentlerden bienal izlemek üzere Mardin’i ziyaret eden Güzel Sanatlar Lisesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin bu dinamiğe duyduğu heyecanı da gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum.

Bu süreçte; Mardin Valiliği’nin kentin sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere taşınması, Mardin’in UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dâhil edilmesinin öneminin farkında olarak Tarihi Dönüşüm Projesi adı altında bir dizi faaliyet yürüttüğü de bilinmekte. Tüm bu yeniden kalkınma projelerinin ardından Mardin, küresel bağlamda sürekliliğini inşa eden ve özel sermaye destekçilerini de artırmaya devam eden Mardin Bienali ile de kalkınmasını devam ettireceğini hissettiriyor.

Tüm bu süreçlerin mimarı olan Döne Otyam’ın Mardin’de yarattığı bu dönüşüm, geleceğin inşasında önemli bir adım olarak tarihteki yerini alacak. Bienalde sergilenen eserler, sanatçılar, sergilemeler, mekân kullanımları, estetik, kuramsal bakış açısının ele alındığı bir eleştiri metninden ziyade, Mardin Bienali’nin tarihsel süzgeci üzerinden bir gündem analizi idi bu yazıdaki amaç. Görmezden gelinmemesi gereken, bir başarı öyküsünün kısa özeti misali…