Bir Beyoğlu hatırası
Canopy Istanbul Taksim’de Yasemin Bay küratörlüğünde ve Pi Artworks iş birliğiyle gerçekleşen Bir Zamanlar Şimdi adlı sergi, geçmişle bugünün, kişisel ile kentselin kesiştiği yerde Beyoğlu’nun hafızasını kavramsal ve malzemeye dayalı çoğul bir dille yeniden okumaya açıyor

Canopy Istanbul Taksim'de gerçekleşen Bir Zamanlar Şimdi sergisinden görünüm
Beyoğlu hiçbir zaman dümdüz akıp giden bir ritme sahip olmamış. Nice sokakları, nice binaları, nice ağaçları üzerine nice yazılar, nice romanlar, nice şiirler yazılmış. Öyle bir yer ki, ne eskiyi silebiliyor ne de yeniyi kabul edebiliyor. Tarlabaşı Caddesi üzerinde açılan ve bünyesinde vaktiyle Ermeni okulu olarak hizmet vermiş taş bir binanın kalıntılarını da barındıran Canopy Istanbul Taksim’de devam eden Bir Zamanlar Şimdi, Beyoğlu’nun belleğini nostalji duygusuna kurban etmeden, sanatçıların kullandıkları malzemeler ve ürettikleri düşünceler üzerinden bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Serginin isminde “bir zamanlar” ile “şimdi” kavramlarını yan yana getirerek bilinçli bir çelişki yaratan küratör Yasemin Bay “Beyoğlu tam olarak bu değil midir zaten?” diye soruyor. Geçmişi bugünün telaşına katan serginin kurgusu yapıtların aralarında kurduğu diyalog üzerine inşa edilmiş.
Sergide yer alan sanatçılar, Nancy Atakan, Osman Dinç, Ayten Turanlı, Kemal Seyhan, Susan Hefuna, Antonio Cosentino, Erdal Duman, Albano Hernández, Rugül Serbest ve Güneş Acur'u bir araya getirirken Beyoğlu’nu vitrinleştirmemeye özen gösteren küratörün bölgenin tarihsel ağırlığı ile sanatçıların işleri arasında ördüğü bağları duyumsayabilmek ancak her bir yapıtın kendi iç sesini ve malzeme mantığını anlayarak mümkün oluyor. Zira buradaki kavramsallık kentin çok dilli ve eksilerek çoğalan hafızasını doğrudan dokunun ve biçimin içine gömüyor. Bu çoğul dili çözebilmek adına, seçkideki birkaç eserin açtığı düşünsel alan ifade edilebilir.

Antonio Cosentino, Yaz Günlükleri 5, 2026, Kağıt üzerine yağlı boya, 70x100 cm
Antonio Cosentino’nun kendine has mesafeli alayıyla kenarda kalmış nesneleri ve derme çatma bir yapıyı tuvale aktarırken İstanbul’un bitmek bilmeyen sancılarını dönüştürdüğü fark edilebilir. Tüpgazdan tabelalara uzanan görüntüler modernizmin kurgulayageldiği steril kent anlatısını tekinsizlik üzerinden eleştiriyor. Pop art’ın tüketim nesnelerine yönelttiği soğuk bakışın aksine, Cosentino’nun fırçasında her zaman olduğu gibi ironik bir neşe var.

Rugül Serbest ve Nancy Atakan kişisel ve bedensel tanıklıkları üzerinden kurguya eklemleniyorlar. Serbest’in otoportresi, sanat tarihindeki eril bakış geleneğini tersyüz ederken çağdaş bir "iç mekân" arayışı sunuyor. Kadın bedenini nesneleşmekten kurtarıp hafızanın, hüznün ve mahremiyetin öznesi kılan bu çalışma, bugünün içinde asılı duran bir yüzleşme alanı açıyor. Nancy Atakan ise feminist avangardın kişisel olanı arşivsel ve politik kılma geleneğini sürdürüyor. Bireysel deneyimi aile albümlerinden, tekstilden ve gündelik mikro-anlatılardan çekip alarak resmî tarihin unuttuğu boşlukları dolduruyor.
Rugül Serbest

Nancy Atakan

Kemal Seyhan
Kemal Seyhan’ın tablosunda boyayı yüzeye işleyişi, bulunduğu koridorun mimari çizgisini bir tür meditasyon alanına çeviriyor. Seyhan boyayı farklı farklı anlamlarda inşa ederken sanki Beyoğlu’nda geçen zamanın tuval üzerindeki ağırlığını hissettiriyor.

Güneş Acur, Kayıp Cennet, 2025, Kâğıt üzerine suluboya ve katmanlama tekniği, 40 x 40 cm
Güneş Acur’un kâğıt üzeri suluboya ve katmanlama tekniğini kullandığı kompozisyonu evcil olanla vahşi olanın, oda içiyle kontrolsüz doğanın iç içe geçiriyor. Tüm kırılganlıkların bitkisel bir kamuflajla korunma çabasını hatırlatıyor.

Erdal Duman’ın malzemeyi doğrudan iktidar ve bellek sorgulamasına açan pratiği, kullandığı endüstriyel malzemenin sertliğini ve soğukluğunu da yanına alarak devlet aygıtlarının, gözetleme mekanizmalarının ve sembolik şiddetin tanığı haline geliyor. Bu heykeller Tarlabaşı’nın sosyopolitik gerçekliğiyle buluştuğunda daha vurucu bir anlama kavuşuyor elbette. Çünkü Beyoğlu, aynı zamanda, kentsel dönüşümlerin, mekânsal tasfiyelerin, görünmez sınırların ve sokaklarda izi kalmış iktidar mücadelelerinin de sahnesi. Duman’ın mesafeli malzeme dil bölgenin bu dönüştürülmüş yüzünü görünür kılıyor.
Erdal Duman, Nazar Boncuğu, 2026. Metal üzeri elektrostatik boya, 125 cm (her biri)
Bir Zamanlar Şimdi çok dilli, çok kültürlü ve hiçbir zaman tam olarak tamamlanmamış bir hikâyeye içeriden bakmayı deniyor. 15 Kasım’a dek Canopy Istanbul Taksim'de ücretsiz olarak görülebilir.






Yorumlar