top of page

Bienalin kalıcı eseri: Haliç Haliç’te!

İstanbul Bienali bu sene Ayşe Erkmen’i kamusal alanda kalıcı olarak sergilenecek bir eser üretmek üzere davet etti. Bienal kapsamında İstanbullulara ve sanatseverlere Haliç’in kıyısında Haliç Haliç’te eserini armağan eden Erkmen’le projenin hikâyesini konuştuk


Röportaj: Cihan Ataş


Ayşe Erkmen, Haliç Haliç’te, 17. İstanbul Bienali kapsamında


İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Bienali, 2017’den beri Koç Holding’in desteği ve iş birliğiyle İstanbul’a kamusal alanda "kalıcı eser" olarak adlandırabileceğimiz bir çalışmayı devam ettiriyor. Bu yılki bienal kapsamında kalıcı eser çalışması Ayşe Erkmen tarafından üretildi. Ayşe Erkmen, bienalin özel davetiyle kalıcı bir eser üreterek İstanbullulara ve sanatseverlere Haliç’in kıyısında Haliç Haliç’te eserini armağan etti. Yoğun çalışmaları arasında Ayşe Erkmen’le projeyi konuşmak üzere bir araya geldik.

Ayşe Erkmen, Fotoğraf: Serdar Tanyeli

Bienalin kalıcı eser kapsamında gerçekleştirdiği projeyi kabul etme sürecinizden söz edebilir misiniz?

Son iki bienalde olduğu gibi bu 17. İstanbul Bienali’nde de bir sanatçıdan İstanbul için kalıcı iş üretme geleneği çerçevesinde bu kez de benden bir eser üretmemi istediler. Ben de kabul ettim ve çalışmaya ilk olarak yer seçimi ile başladım. İstanbul’un su ile ilişkisi veya suyun kendi belirsiz iç özellikleri benim için önemli. Bu nedenle işe İstanbul’un kıyılarını gezmekle başladık. Önce Bebek’teki daha sonra Akıntı Burnu’ndaki deniz fenerlerinin önünde denizin hareketleri ile kıpırdayan bir kayık iskeleti tasarlamıştım, çeşitli aksilikler nedeniyle olamadı, sonrasında İstanbul’un iki yakasındaki sahillere bakıldı. Son olarak Haliç Tersanesi’nde benim işim için yer verilebileceği görüşüldü. Bu kez Boğaz’dan Haliç’e, deniz fenerinden Tersane’ye geçmek değişen düşünceler getirdi, Haliç biçiminde bir platform planladım. Bu işin Haliç Tersanesi’nde yüzme ve yüzdürme ustaları tarafından üretilebilecek olması beni çok heyecanlandırdı. Ancak yüzen Haliç projem gerçekleştirilemeyince denizden karaya geçtik, projeyi değiştirdim ve nihayetinde Balat’taki Akşemsettin Parkı’na geldik. Yatay Haliç adası bu şartlar altında dikey oldu, malzemesi farklılaştı ve bu şekilde parktaki yerini ve yeni biçimini aldı.

Eseriniz yapım aşaması ve sonrasında yerleştirilmesi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yapım aşamasını biraz evvel anlatmış oldum. Denizden karaya geçen, şartlara göre değişen bir proje ki bu bazen benim hoşuma da gider aynı problem üzerinde çeşitli düşünce biçimleri üretmemi sağlar. Daha sonrası yeni işin hesaplarını yapmak, üretmek gibi teknik çalışmalarla geçti ve yapıtı parka yerleştirdik.

Eserin konumu çok güzel bir yer, ancak korunması/bakımı ile ilgili endişeleriniz var mı?

Akşemsettin Parkı’nın denizle olan ilişkisi çok ilginç. İstanbul’un diğer kıyılarından farklı olarak deniz ile kara neredeyse ayni seviyede. Heykeli o parkta denize oldukça yakın bir yere yerleştirdik. Sadece deniz değil ayrıca orada denize doğru meyletmiş ağaçların bir uzantısı gibi olmasını istedim. Rüzgârın etkisiyle denize doğru eğilmiş ağaçların yanında onlarla neredeyse aynı boyda ve aynı eğimde sanki Haliç'in kıyı şeridi bir kurdele gibi salınıyor aynı zamanda Güneş’te kendi yansımasını çimenlere yaydığı gibi, etrafın yansımalarını da üzerinde topluyor. Kamu alanına bir eser yerleştirildiği zaman korunma, bakım gibi endişeler her zaman olur ama bulunduğu yerdeki şartlar karar verir o heykelin nasıl korunacağına veya kullanılacağına.

Eser bize, İstanbul’a ne anlatmak istiyor?


Heykel, İstanbullulara daha önce görmedikleri bir şeyle karşılaşmalarını ve orada bir süre bakıp durmalarını öneriyor, tabii ki bu umarım herkes için farklı bir karşılaşma olur.

Sizin işlerinizde mekânlar, özellikle odalar çok önemli, bir röportajınızda ‘’Oda benim yalnız kalabildiğim tek yer’’ demiştiniz. Eseriniz açık mekânda, Haliç’le kurduğu ilişkiyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Ne zaman söyledim hatırlayamıyorum; ama benim için de çoğu sanatçı için olduğu gibi yalnızlık önemli. Odaların, mekânların sanat yapıtı ile birlikte oldukları zaman, birbirleriyle alışverişleri de önemli benim için. O nedenle bu bahsettiğimiz isim; Haliç Haliç’te dört kez biçim değiştirdi, değiştirdiği mekânlarla birlikte.

Bugüne kadar eserlerinizi bienal kapsamında görmüştük. Ama bu sefer kalıcı bir eser. Sizin için bunu farklı kılan nokta/noktalar nelerdir?

Benim Tünel meydanında da bir kalıcı işim var aslında. 1994 yılından beri orada. Bir kez yandı tekrar üretildi. O heykelle ilgili en gurur verici şey LGBT yürüyüşlerinin başlangıç noktası ve sembolü haline gelmesi. Haliç Haliç’te de farklı şekillerde izleyiciler tarafından kullanılabilir ve belki bulunduğu pastoral ve romantik konum nedeniyle daha da meditatif bir şekilde!


Comments


bottom of page