Bel ve Duncan

Fransız koreograf Jérôme Bel’in Isadora Duncan eseri, adından da anlaşıldığı gibi Modern Dansın kurucularından Isadora Duncan’ın çarpıcı biyografisini izleyiciyle buluşturdu


Yazı: Zeynep Gülçur


Stephane de Sakutin, Jérôme Bel, 2019


Orangerie Müzesi’nde yer alan Claude Monet'nin büyük oval odaya yerleştirilmiş olan Nilüfer tablolarıyla çevrili sürükleyici alanında, Isadora Duncan'ın hayatı, deneyimlerinin ve duygularının zenginliği ve hareketlerinin gelişimi bir zaman çizelgesi biçiminde sahneliyor.


Jérôme Bel’in dansçı Elisabeth Schwartz için yarattığı bu eser, 2004 yılında başlattığı dansçı portreleri serisine bu kez Isadora Duncan’la devam ediyor.


Daha önce sahnelediği Véronique Doisneau, Cédric Andrieux, Pichet Klunchun portrelerinin aksine Bel burada ilk kez vefat etmiş olan bir koreografın hayatını konu alıyor. Duncan’in otobiyografik kitabi olan My Life'a dayanarak Amerikalı koreografın portresini çiziyor.


Jérôme Bel’in, özgün ifadesi sayesinde her zaman spontane ve doğal olana vurgu yapan bu romanesk karakterin altında, modern dansın ve dolayısıyla çağdaş dansın yolunu açan vizyoner bir koreograf keşfediyoruz.


Sözlü bölümleri ve solo dansları bir araya getiren performans, koreografik bilgiyi canlı performans deneyimiyle ilişkilendirerek serbest dansın anısını canlandırıyor.


Jérôme Bel, Isadora Duncan, 2019

“Isadora Duncan'ın dansı bir tür süspansiyon gibidir, itici güç ve yer çekimi arasındaki gerilim hakkındadır. Danslarının ana motifi, genellikle bu gerilim arasındaki dalgalanmanın somutlaşmış halidir. Dans onun için yer çekimi ile oynanan bir oyundan başka bir şey değildir.” Elisabeth Schwartz

Dansçı Elisabeth Schwartz, Isadora Duncan'ın altı dansını olabildiğince sadık bir şekilde yorumlayarak, Duncan'ın hayatını koreografileri aracılığıyla izleyicinin beğenisine sunuyor.

1877'de San Francisco'da doğan dansçı, balenin katılığından kaçınıp Antik Yunan mitolojisinin idealleri olan güzellik, felsefe ve insanlık kavramlarıyla birleşen özgür ruhluluğu savundu. Dans etmek için tamamen yeni bir yol yaratan Duncan, etkisi Amerika'dan Avrupa'ya, Avrupa’dan Rusya'ya yayılan ve sahne aldığı her yerde sansasyon yaratan, kendine özgü bir devrimci olarak anıldı.


Duncan, Viktorya döneminin kısıtlayıcı korselerinden ve balenin katı kelime dağarcığından uzaklaştı. Geleceğin dansı vizyonuyla dans stüdyosundan çıkan Duncan, öğretmenleri olarak sanatçıları, filozofları ve yazarları kucakladı. Uçuşan kostümleri, çıplak ayakları ve açık saçlarıyla antik Yunan'dan, Schubert, Chopin, Scriabin gibi klasik bestecilerin müziğinden esinlenerek danslarına; zamanın geleneklerinden uzaklaştırıp, geliştirmek için ihtiyaç duyduğu hareket özgürlüğünü verdi.


Yaratılışının üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen, dans eden kadın bedeninin özgürleşmesiyle birlikte, Elisabeth Schwartz tarafından yorumlanan hareketler bugün baktığımızda da yeniliğin ve modernizmin izini sürüyor.


Duncan'a benzer şekilde, kendini klasik sahneleme normlarından uzaklaştıran Jerome Bel, hareketlerin basit bir temsilinden çok daha fazlası olan kavramsal tiyatro pratiğini benimsiyor. Dansı hareket halinde olan bir yorum ve aynı zamanda bir çeviri aracı olarak izleyiciyle buluşturuyor.