Başka bir alan, başka bir ihtimal
Oğuz Yalım’ın geometrik resim dili ile Asaf Erdemli’nin metal heykel pratiklerinin kesişiminden doğan YA DA sergisi 7 Ekim - 7 Kasım 2026 tarihleri arasında Summart’ta sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçılarla resim ile heykelin sınırlarını eriterek ortaya çıkardıkları “üçüncü alan” üzerine konuştuk
Röportaj: Merve Akar Akgün

Oğuz Yalım & Asaf Erdemli, İki Kıyının Gezgini, 2026, Tuval üzerine akrilik, metal, 80 × 120 cm
Mimari ve tasarım disiplininden getirdiğiniz yapısal ve hesaplanmış düzen, YA DA sergisinde Asaf Erdemli’nin metal heykellerinin müdahalesiyle dönüşüyor. Constant’ın New Babylon’daki açık sistem kurgusu göz önüne alındığında, kendi geometrik dilinizin bir başkasının hacimsel hamlesiyle bozulması, kesintiye uğraması veya yeniden yön alması size bir özgürleşme alanı yarattı mı?
Oğuz Yalım: Hem evet hem hayır. Sergide birbirinden farklı ilişkilerle kurulmuş birçok eser var. Eğer bu soru tek bir eser üzerinden sorulsaydı daha net bir cevap verebilirdim. Ancak serginin bütününe baktığımda, bazı eserlerde alanım beklemediğim ölçüde sınırlanırken, bazılarında neredeyse sonsuz alternatif üretme özgürlüğüm devam etti. Zaten aradığımız da tam olarak buydu. İkili çalışmada mesele sınırsız bir özgürlük değil, ortaya çıkan durumlar karşısında yol alabilmek, bazen sıkışmak, bazen şaşırmak, bazen geri çekilmek, bazen de yol vermek… Bir anlamda, kendi eserlerimde kurduğum düzen üzerindeki mutlak kontrolden vazgeçmek. Benim sanat anlayışımda geometrik hafıza hiçbir zaman yalnızca düzen kurmakla ilgili olmadı. Kurduğum düzen de hiçbir zaman tamamen kapalı bir sistem değildi. Sezgi ve rastlantı her zaman o yapının içinde yer aldı. YA DA’da farklı olan, bu kez kontrolüm dışında başka bir sanatçının müdahalesinin resmin içine girmesi. Asaf’ın metalle yaptığı hamle bazen kurduğum yapıyı sürdürüyor, bazen kesintiye uğratıyor, bazen de hiç düşünmediğim başka bir yöne taşıyor. Ben de onun müdahalesine yeniden karşılık veriyorum. Bu karşılıklı hareket, eserin kime ait olduğu kadar ne zaman tamamlandığı fikrini de belirsizleştiriyor. Constant’ın New Babylon’unda ilgimi çeken de tam olarak bu açık uçluluk: önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmak yerine, yeni durumların oluşmasına imkân veren açık bir sistem. YA DA’da benim için özgürleşme, geometriden ya da düzenden vazgeçmek değil. Kendi kurduğum düzenin bir başkasının müdahalesiyle değişmesine izin vermek ve bu değişimin açtığı yeni ihtimallerle yeniden karşılaşmak.
Solda: Oğuz Yalım & Asaf Erdemli, Dışarının İçinde, 2026, Tuval üzerine akrilik, metal, 117 × 131 cm
Sağda: Oğuz Yalım, Şeyler Arasında Bir Yer, 2026, Tuval üzerine akrilik, metal, ayna, 79 × 130 × 40 cm
Heykel pratiğinizde metali iki boyutlu bir çizgiye, havada süzülen bir ifadeye dönüştürürken YA DA projesinde bu çizgi doğrudan Oğuz Yalım’ın geometrik resim ve yüzey kurgularının içine sokuyor, onun alanını yeniden tarif ediyorsunuz. Katı ve dirençli bir malzeme olan metali, başka bir sanatçının diliyle çarpışan ve birbirinin koşullarını her an değiştiren bu “açık sistem” içinde şekillendirmek heykel pratiğinizin sınırlarını genişletti mi?
Asaf Erdemli: Ben sürece, sınırları belli bir tuval alanının içindekini analiz ederek başlıyorum. Bazen o alanın içinde kalıp formların derinlikleriyle oynuyor, bazen de metalin bana verdiği esneklikleri kullanarak tuvalin sınırlarını bozuyor, resimdeki bir formu başka bir noktaya taşıyorum. Böylece iki boyutta başlayan hikâyenin üçüncü boyutta da görünür olmasını sağlıyorum. Bu süreçte resim de heykel de hâlâ okunabilir kalıyor, ancak birbirlerine müdahale ettikçe başka bir esere dönüşüyor ve birlikte yeni bir tarif oluşturuyorlar. Benim için asıl özgürleştirici olan da bu oldu. Başlangıçta belirli bir sınırın içinde hareket etsem bile o sınırı yeniden keşfedebileceğimi görmek, boşluk ve doluluk ilişkisini çok daha geniş düşünmemi sağladı. Heykel pratiğim açısından bu karşılaşma, kendi dilimden vazgeçmeden onun sınırlarını Oğuz’un diliyle birlikte yeniden düşünme imkânı verdi.
Sergi metninde belirtildiği gibi, buradaki karşılaşma resmin kurduğu geleneksel mekân sınırını geçirgen kılıyor ve çizgi yüzeyden ayrılıp Asaf Erdemli’nin ellerinde bir hacme dönüşüyor. Birbirinizin alanını ihlal ettiğiniz bu diyalogda ortaya çıkan “bütünüyle resme ya da heykele ait olmayan” melez mekânı kendi sanat pratiğinizin neresine konumlandırıyorsunuz?
O.Y.: Biz çalışma süreci boyunca, sizin “melez mekân” olarak tarif ettiğiniz yapıyı “üçüncü alan” olarak tanımladık. Burada sözünü ettiğimiz şey, resim ile heykelin yalnızca yan yana gelmesi değil; birbirlerine müdahaleleri sonucunda ortaya çıkan üçüncü bir alan. Resim kendi sınırları içinde kalmıyor; heykel de resmin üzerine sonradan eklenmiş bir unsur gibi davranmıyor. Birbirlerine müdahale ettikçe ikisi de başlangıçtaki hâllerinden uzaklaşıyor; bazen uyumlu, bazen uyumsuz ilerleyerek hiçbirimize ait olmayan yeni bir yapı, yeni bir alan ortaya çıkarıyor. Bizi en çok heyecanlandıran noktalardan biri de eserlerin birden çok merkezi işaret edebilmesi. Resmi tek bir merkeze bağlamadan, çok merkezli ve açık bir sistem olarak bırakabilme sanat pratiğimde önemsediğim bir yaklaşım.
Kendi pratiğim açısından bu üçüncü alanı, uzun zamandır ilgilendiğim geometri ve mekân ilişkisinin doğal bir devamı olarak görüyorum. Mimarlık geçmişimin de etkisiyle resmi hiçbir zaman yalnızca iki boyutlu bir yüzey olarak düşünmedim. Ancak burada çizginin gerçekten yüzeyden ayrılması, boşluğa çıkması ve Asaf ’ın ellerinde fiziksel bir hacme dönüşmesi, bu düşünceyi yeni bir boyuta taşıdı. Belki de YA DA’nın benim için en ilginç tarafı tam burada: Ortaya çıkan şey benim resmim ve Asaf ’ın heykeli arasında oluşan ve başlangıçta hiçbirimizin tam olarak öngöremediği yeni bir alan ve anlam.
Solda: Oğuz Yalım & Asaf Erdemli, Sıra ve Dışı, 2026, Tuval üzerine akrilik, metal, 110 × 131 cm
Sağda: Oğuz Yalım & Asaf Erdemli, Töz, 2026, Tuval üzerine akrilik, metal, 130 × 118 cm
Oğuz Yalım ile kurduğunuz diyalog uyumsuzluğu da içine alan yeni bir olasılık üretme biçimi. Karşılıklı hamlelerin yepyeni durumlar yarattığı bu süreçte, iki ayrı iradenin çarpışmasından doğan ve “henüz adı olmayan ihtimal” heykelinizin formunu ve mekânla kurduğu ilişkiyi nasıl dönüştürdü?
A.E.: Uyumsuzluk burada bence en önemli tetikleyicilerden biri. Eğer ilk düşündüğümüz her şeyi olduğu gibi kabul etseydik, bunun sanatsal olarak çok fazla katkısı olmazdı. Aksine, üzerine her yeniden düşündüğümüzde ya da Oğuz’la her konuştuğumuzda başka bir alan ve başka bir ihtimal ortaya çıktı. Birlikte yaptığımız gezilerde karşılaştığımız mimari yapılar, müzelerde bizi etkileyen işler ve bunlar üzerine yaptığımız fikir alışverişleri de bu ihtimalleri sürekli çoğalttı. Bu süreç benim mekânla kurduğum ilişkiyi de değiştirdi. Heykelin yalnızca bulunduğu alanın içinde kalması yerine, bazen o alanın dışına taşması, bazen de dışarıdan içeri girerek mevcut sınırı yeniden tarif etmesi üzerine düşünmeye başladım. Dolayısıyla “henüz adı olmayan ihtimal” benim için baştan tarif edemediğimiz, karşılıklı müdahaleler ve hatta uyumsuzluklar sayesinde süreç içinde keşfettiğimiz yeni alanlar oldu. Mekân da eserin parçası ve devamı hâline geldi.






Yorumlar