Atlas 1/137,035999
- Unlimited

- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur
Tayfun Erdoğmuş'un Atlas 1/137,035999 isimli kişisel sergisi, 24 Haziran 2026 - 4 Ocak 2027 tarihleri arasında, Eda Berkmen küratörlüğünde Arter'de gerçekleşiyor. Sergi, maddenin yapısı ile evrenin işleyişi arasında kurulan ilişkilerden hareketle insanın dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerini odağına alıyor

Tayfun Erdoğmuş, İsimsiz (Etütler) serisinden, detay. Fotoğraf: Fırat Rüzgar
Tayfun Erdoğmuş’un Türkiye’deki ilk kurumsal kişisel sergisi Atlas 1/137,035999, Arter’de açıldı. Eda Berkmen küratörlüğünde hazırlanan sergi, sanatçının kırk yılı aşkın üretiminin farklı dönemlerinden geniş bir seçkiyi yeni yapıtlarıyla birlikte bir araya getiriyor. Önemli bir bölümü ilk kez izleyiciyle buluşan eserler, hareketli imgeler ve endüstriyel malzemelerle kurgulanan mekânsal düzenlemeler içinde sunularak Erdoğmuş’un üretim pratiğine bütünlüklü bir bakış sunuyor.
Sergi, maddenin yapısı ile evrenin işleyişi arasında kurulan ilişkilerden hareketle insanın dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerini odağına alıyor. Atomik ve kozmik ölçekler arasında gidip gelen bu yaklaşım, yaşamı oluşturan ilişkisel örüntülere odaklanırken Erdoğmuş’un geleneksel sanatlar, dekoratif sanatlar ve güzel sanatların kesişiminde gelişen pratiğinin düşünsel arka planını da görünür kılıyor.
Solda: Tayfun Erdoğmuş, İsimsiz, 2024, Tuval üzerine el yapımı pirinç kâğıt, kurutulmuş bitki, bronz, bakır, gümüş, akrilik ve kimyasal solüsyonlar 43 x 61 cm. Çeçen Ailesi Koleksiyonu
Sağda: Tayfun Erdoğmuş, Işıyan Fragmanlar, detay, 2024–2026, Tayfun Erdoğmuş’un atölyesinden ve çeşitli koleksiyonlardan ödünç alınan eserlerle oluşturulan duvar yerleştirmesi. Değişken boyutlar. Fotoğraf: Orhan Cem Çetin ve Eflâtun Derin Çetin
Bitkiler, mineraller, el yapımı kâğıtlar, kimyasal ve akrilik solüsyonlarla çalışan Erdoğmuş, malzemeyi uzun deneysel süreçler içinde dönüştürüyor. Topladığı doğal unsurları sınıflandırıyor, katmanlaştırıyor ve farklı yüzeylerde yeniden bir araya getirerek doğadaki dönüşüm süreçlerini resmin parçası hâline getiriyor. Rastlantı, zaman ve kimyasal etkileşimler sanatçının üretiminde yalnızca bir yöntem değil, yapıtın oluşumuna doğrudan katılan unsurlar olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, resmin sınırlarını yüzeyin ötesine taşıyan ve maddeyi sürekli değişim hâlinde ele alan bir üretim dili oluşturuyor.
Tayfun Erdoğmuş, Atlas 1/137,035999, Sergiden görünüm, 2026, Arter. Fotoğraf: Orhan Cem Çetin ve Eflâtun Derin Çetin
Serginin başlığı Atlas 1/137,035999 da bu düşünme biçiminin bir uzantısı olarak okunuyor. Bir koordinatı, henüz çözülememiş bir kodu ya da yeni keşfedilmiş bir gökcismini çağrıştıran başlık; farklı zamanları, bellek katmanlarını ve bilgi üretme biçimlerini aynı harita üzerinde buluşturan açık uçlu bir öneri sunuyor. Bilim, sanat ve zanaat arasında dolaşan bu haritalama fikri, insanın doğayı temsil etme ve varoluşu anlamlandırma çabasını serginin merkezine yerleştiriyor.
Tayfun Erdoğmuş, İsimsiz (Weltschmerz), 2019-2026, Pirinç kâğıt üzerine kurutulmuş bitki, bronz, bakır, gümüş, akrilik ve kimyasal solüsyonlar, renkli ve sesli video notlar, metal yapı malzemeleri ile mekâna özgü yerleştirme, Değişken boyutlar, Galeri Nev İstanbul ve sanatçının izniyle. Fotoğraf: Orhan Cem Çetin ve Eflâtun Derin Çetin
1979 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü’nden mezun olan, daha sonra Marmara Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Tayfun Erdoğmuş, yaklaşık kırk yıldır insan-doğa ilişkisi, zaman, bellek, biyoloji ve kozmoloji etrafında şekillenen bir üretim pratiği geliştiriyor. İstanbul ve Berlin’de çalışmalarını sürdüren sanatçının eserleri bugün Eczacıbaşı Holding, Hacı Ömer Sabancı Vakfı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, OMM, Tarabya Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi ile Ürdün Güzel Sanatlar Müzesi başta olmak üzere çok sayıda kamusal ve özel koleksiyonda yer alıyor. Atlas 1/137,035999, bu uzun soluklu pratiği Türkiye'de ilk kez kurumsal ölçekte bir araya getirmesi bakımından da önem taşıyor.
Tayfun Erdoğmuş'u Nazlı Pektaş'ın sürdürdüğü Sınırsız Ziyaretler isimli seri kapsamında Berk Kır'ın çektiği portreyle kapağımıza taşımıştık. Okumak için;
Paul Cézanne, “Doğa her zaman aynıdır ama onda gördüğümüz hiçbir şey kalıcı değildir.” derken dönüşümden, değişmez sanılanın zamanla akan akıbetinden söz eder. Beden de bu değişimin bir parçasıdır, tıpkı tenin aynı kumaştan olması gibi. Sanatçının bakışında bıraktığı izler ve algıladıkları aynı dokuyu taşır. Bu iç içe geçmişlik, yaratıcı süreçte özne ve nesnenin birlikteliğini sağlar; doğada, doğadan ve doğayla devam eden bir köklenmedir bu. Doğayla düşünmek, doğa hakkında düşünmek ve onunla ilgili yazmak, resmetmek, beste yapmak gibi yaratıcı aklın sonsuz olasılıkları, insan bedenini bu büyük doğa bedeninin bir parçası olarak bir kesişme alanına dahil eder.
-Nazlı Pektaş


















Yorumlar