top of page

Unlimited Kitap Kulübü #14

1 gün önce
5 dakikada okunur

Düşündüren, soru soran, yeni bir söz söyleyen, irdeleyen, merak ettiren, ilham veren yayınlardan editörlerimiz tarafından oluşturulan bir seçkiyi Unlimited Kitap Kulübü'nde sizinle paylaşıyoruz





Pelin Tan


Pelin Tan’ın yirmi yıla yayılan araştırma ve saha çalışmalarından doğan Forms of Non-Belonging, yerinden edilme deneyimini mekânla kurulan ilişkinin değiştiği bir eşik olarak ele alıyor. Kitaptaki denemeler ve sanatçılarla yapılan konuşmalar, göç ve sürgünden afetlerin ardından geride kalan mimari izlere, çevresel yıkımdan müşterek yaşam arayışlarına uzanırken, insanların kendilerine ait olmayan ya da artık ait olamadıkları yerlerde nasıl birlikte yaşayabildikleri sorusuna bağlanıyor. Tan için sanat ve mimarlık bu koşulları temsil eden alanlar olmanın ötesinde, yıkımın izlerini kaydetmenin, kolektif hafızayı kurmanın ve yeni dayanışma biçimlerini denemenin araçları hâline geliyor. Kitabın başlığındaki “aidiyetsizlik” de böylece sabit bir kimlik tarifinden çok, mekânın, topluluğun ve birlikte yaşamanın yeniden kurulabildiği hareketli bir konuma işaret ediyor. 




Latife Tekin


Latife Tekin, Para Gürültüsü’nde bugünün dünyasını paranın çıkardığı sesin içinden dinliyor. Romanın merkezindeki Gülfidan, kendisini kuşatan dijital akış, ekonomik hesaplar ve sürekli değişen değerler arasında para kazanmanın giderek hayatın kendisini düzenleyen bir dile dönüştüğüne tanıklık ediyor. Tekin’in daha önce yoksulluk, sınıf ve toplumsal eşitsizlik etrafında kurduğu edebî evren, burada dijital çağın yeni zenginlik biçimleri ve bunların yarattığı tekinsizlikle karşılaşıyor. Para böylece romanda yalnızca ekonomik bir mesele olarak kalmıyor; insanların dünyayı algılama biçimine, ilişkilerine ve iç seslerine karışan, çağın ritmini belirleyen bir uğultuya dönüşüyor. 




Burcu Baykurt


Burcu Baykurt, Smart as a City’de “akıllı şehir” söyleminin vaatlerinden çok, bu vaatlerin gerçek bir kentte karşılık bulduğu anda neler olduğuna bakıyor. Kansas City’de Google’ın yüksek hızlı internet girişimiyle başlayan ve ulaşım, sosyal konut, belediye hizmetleri gibi alanlara yayılan teknoloji projelerini izleyerek kentin nasıl sürekli yeni sistemlerin sınandığı bir laboratuvara dönüştüğünü araştırıyor. Baykurt’un etnografik çalışması, teknoloji şirketlerinin hazır çözümleriyle kent sakinlerinin barınma, erişim ve eşitsizlik gibi çok daha eski sorunları karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkan uyuşmazlıkları görünür kılıyor. Kitabın ortaya attığı asıl mesele de burada beliriyor: Bir kenti “akıllı” kılmaya çalışan teknolojiler mevcut sorunları çözmekte yetersiz kaldığında, bu sorunlardan üretilen verinin ve ekonomik değerin kime ait olduğu sorusu daha da önemli hâle geliyor.




Peter Szendy


Peter Szendy, Susan Sontag’ın 1970’lerde ortaya attığı “imgeler ekolojisi” fikrine yaklaşık yarım yüzyıl sonra geri dönüyor ve bu kavramın dijital görüntü çağında ne anlama gelebileceğini araştırıyor. Hayvanların taklit yeteneğinden gölgenin tarihine, Plinius’un resmin doğuşuna ilişkin anlatısından Nabokov’un kelebeklerine, ağır çekim sinemadan ilk hava fotoğrafına uzanan denemede imgeler, ortaya çıkmak için zamana ve belirli koşullara ihtiyaç duyan varlıklar olarak düşünülüyor. Bu yaklaşım, saniyeler içinde üretilip tüketilen dijital görüntülerin karşısına bakmanın, belirme sürecinin ve görüntünün maddi varlığının zamanını çıkarıyor. Szendy böylece “imgeler ekolojisi”ni görüntü fazlalığına karşı bir dikkat meselesinin ötesine taşıyarak, imgelerin üretimi, dolaşımı ve depolanmasının hem görsel çevremizle hem de fiziksel çevreyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye açıyor. 




Takuma Nakahira


At the Limits of the Gaze, Japon fotoğrafçı, eleştirmen ve Provoke dergisinin kurucularından Takuma Nakahira’nın 1970-1976 yılları arasında kaleme aldığı on bir metni ilk kez İngilizcede bir araya getiriyor. Soğuk Savaş’ın ve Japonya’daki hızlı toplumsal dönüşümün ortasında yazılan bu metinlerde fotoğraf, dünyayı olduğu gibi aktaran bir kayıt aracından çok, kimin baktığı, neyin görünür olduğu ve görüntünün hangi iktidar ilişkileri içinde üretildiği üzerinden ele alınıyor. Nakahira fotoğrafın sınırlarını tartışırken sinema, televizyon, gazetecilik, edebiyat ve siyasete de açılıyor; görüntü ile dil arasındaki ilişkinin dünyayı kavrama biçimimizi nasıl belirlediğini araştırıyor. Daniel Abbe ve Franz Prichard’ın yayına hazırlayıp çevirdiği seçki, Provoke çevresinde geliştirdiği radikal görsel dil kadar Nakahira’nın düşünsel üretimini de görünür kılarak, fotoğraf üzerine yazmanın aynı zamanda görme biçimleri ve politik temsil üzerine düşünmek anlamına geldiği bir tarihsel kesiti bugüne taşıyor.  




Özlem Günyol & Mustafa Kunt


Özlem Günyol ve Mustafa Kunt’un Städtische Galerie Karlsruhe’deki aynı adlı sergisine eşlik eden Ratatataa, ikilinin 2008-2025 arasında ürettiği yaklaşık otuz yapıtı kapsıyor. Kitap boyunca bayrak, anıt, kamusal alan ve insan hakları metni gibi ortak yaşamı düzenleyen işaret ve biçimlerin sanatçıların elinde geçirdiği dönüşümler izlenebiliyor: Flag-s’te dünya bayraklarının üst üste bindirilmesiyle renkler siyaha karışırken, Free Solo’da farklı şehirlerdeki anıtlardan alınan ayrıntılar tırmanma tutamaklarına dönüşüyor. Bu müdahalelerde bir sembolün anlamını ortadan kaldırmaktan çok, ona yüklenen otoritenin hangi görsel alışkanlıklara ve kolektif kabullere dayandığı açığa çıkıyor. Duygu Demir, Jörg Heiser ve Stefanie Patruno’nun metinleri ile sanatçılarla yapılan söyleşiyi de içeren yayın, Günyol ve Kunt’un dil, temsil ve kamusal alanla kurduğu ilişkinin farklı yapıtlar arasında nasıl yeniden biçimlendiğini takip etme imkânı veriyor.




Mark Kremer


Mark Kremer’in 1993-2023 yılları arasında kaleme aldığı 28 metni buluşturan Beautiful Madness, sanat üzerine yazmak ile sergi yapmak arasında nasıl bir akrabalık kurulabileceğini araştırıyor. Absalon, Joan Jonas, Mike Kelley, Rirkrit Tiravanija ve Jeff Wall gibi farklı kuşaklardan sanatçılarla yıllara yayılan karşılaşmalarından hareket eden Kremer, yazıyı bitmiş bir yapıtı yorumlamanın ötesinde, sanatçıyla sürdürülen diyaloğun ve henüz oluşmakta olan üretim süreçlerinin içine yerleştiriyor. İz, Jest, Rudiment, Çokseslilik ve Metanet başlıkları altında düzenlenen seçki kronolojiyi bir kenara bırakarak metinleri aralarındaki düşünsel ve sezgisel yakınlıklara göre yan yana getiriyor. Bu kurgu, kitabın temel önermesini de biçimsel olarak hayata geçiriyor: Yazmak da tıpkı küratörlük gibi yapıtlar arasında beklenmedik ilişkiler kurmanın, onları yeni bağlamlarda karşılaştırmanın ve okur için farklı karşılaşma alanları açmanın bir yolu olabilir.




Yeşim Akdeniz


Yeşim Akdeniz’in Galerie der Stadt Backnang’daki aynı adlı kişisel sergisi vesilesiyle yayımlanan New Home, sanatçının son beş yıllık üretimini odağına alıyor. Akdeniz’in duvar işleri ve yerleştirmelerinde ev fikri, sabit ve güvenli bir yere işaret etmekten çok, göçle birlikte taşınan alışkanlıkların, nesnelerin ve kültürel kodların yeniden düzenlendiği bir alan olarak beliriyor. Formların ve malzemelerin farklı bağlamlar arasında dolaşımı, kişisel hafızayla daha geniş kimlik anlatılarının birbirine nasıl karıştığını görünür kılarken, “yeni ev” başlığı da bir yere yerleşmenin beraberinde getirdiği uyum, dönüşüm ve yeniden kurma süreçlerine açılıyor. Elâ Atakan’ın metni ve Yekhan Pınarlıgil’in sanatçıyla gerçekleştirdiği iki bölümlü söyleşiyi de içeren yayın, Akdeniz’in son dönem işlerini göçün doğrudan temsilleri üzerinden okumak yerine, yer değiştirme deneyiminin biçimlere, malzemelere ve görsel dile nasıl nüfuz ettiği üzerinden ele alıyor. 




Tim Ingold


Tim Ingold, Yapmak’ta bir nesnenin önce zihinde tasarlanıp ardından edilgen bir malzemeye biçim verilerek üretildiği yönündeki yerleşik düşünceyi tersine çeviriyor. Sepet örmekten taş yontmaya, çizmekten bina inşa etmeye uzanan örneklerde biçimin en baştan belirlenmediğini; elin, aracın, malzemenin ve çevrenin birbirine verdiği karşılıklarla süreç içinde ortaya çıktığını gösteriyor. Antropoloji, arkeoloji, sanat ve mimarlığı aynı zeminde buluşturan Ingold için yapmak, var olan bilgiyi uygulamaktan çok, malzemeyle çalışırken dünyayı tanımanın ve yeni bilgi üretmenin bir yolu. Bu nedenle kitap zanaat ya da üretim teknikleri üzerine bir incelemenin sınırlarını aşarak tasarım, yaratıcılık ve öğrenme hakkında temel bir soruya açılıyor: Düşünce gerçekten yapmaktan önce mi gelir, yoksa düşünmenin kendisi de yaparken mi gerçekleşir? 




Sema Kaygusuz


Sema Kaygusuz, Saf Canavar’da bugünden çok uzak olmayan bir geleceği kurarken insanın sınıflandırılabilir, ölçülebilir ve yönetilebilir bir varlığa indirgenmesinin sonuçlarını araştırıyor. Romanın dünyasında bilimsel bilginin merak ve hayretle kurduğu bağ zayıflamış; teknoloji, tıp ve uzmanlık sistemleri bedenleri ve zihinleri denetlemenin araçları hâline gelmiştir. Kaygusuz’un altı yıl boyunca geliştirdiği bu distopik evren, yapay zekâdan insanmerkezciliğe, rüyalardan hafızaya uzanan meseleleri insanın duyumsama ve hayal kurma yetisi etrafında birbirine bağlıyor. Saf Canavar böylece geleceğe ilişkin bir felaket senaryosu kurmaktan çok, bugünün bilim, teknoloji ve iktidar ilişkilerini büyüterek önümüze koyuyor ve bütün bu düzen içinde insanı hâlâ dönüştürülebilir kılan şeyin ne olduğunu arıyor. 


Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page