top of page

Rastlantısallık, serbestlik, olumsallık: Yaşam ve kaos

Ali Miharbi’nin Serbestlik Dereceleri başlıklı sergisi 10 Eylül - 22 Ekim 2022 tarihlerinde Pilot Galeri’de izleyiciyle buluştu. Sergiyi bir düşünce deneyi zenginliğinde sunduğu yaşam, ekosistem, canlılık, rastgelelik ve ölüm kavramları üzerinden ele aldık


Yazı: Oğuz Karayemiş


Ali Miharbi, Serbestlik Dereceleri sergisi yerleştirme görüntüsü


Ali Miharbi’nin 10 Eylül - 22 Ekim 2022 tarihlerinde Pilot Galeri’de gerçekleştirilen Serbestlik Dereceleri sergisine nasıl yaklaşmalı? Sanatçıların ellerinin ve zihinlerinin yağlı boya ve renk gibi yerleşik içerik ve ifade maddelerinden özgürleştiği bir çağda yaşıyoruz. Günümüzde bu maddelerin seçimi, aralarında bağıntıların tesis edilmesi ve mütekabil içerik ve ifade biçimlerinin üretilmesi süreçleri bütünüyle sanatçının kurduğu/üstlendiği bir problemin, sanatsal olduğu kadar başka alanlarla da ilişkili problematiklerin yörüngesinde dönüyor. Serbestlik Dereceleri’nde bir araya gelen eserler de sergiyi kuran ortak bir probleme işaret ediyor.


Miharbi, yaşam başta olmak üzere dinamik sistemlere karşı özel bir duyarlığı olan bir sanatçı. Çağımızda sanatın, bilimin ve felsefenin bilhassa ekolojik sorunlarla katedildiğini düşünürsek Miharbi’nin sanat pratiğinin, ekosistemler başta olmak üzere çevresiyle madde ve enerji alışverişinde bulunan ve zaman içinde evrilen dinamik sistemleri düşünmek, onları sorunsallaştırmak üzerine kurulu son derece özgül bir pratik olduğunu teslim etmek gerek. Bu yüzden teklifim şu: Serbestlik Dereceleri sergisini, her şeyden önce, bütünlüklü bir sanat eseri olarak görmek; onu oluşturan eserleri, bu bütünün özerk ancak bir arada işlediği anda büyük, takip ettikçe ilginçleşen bir soru soran parçaları olarak düşünmek: Bir canlı olarak yuvalanmak, eylemek ve yaşamak ne anlama gelir? Rastlantısal olanla nasıl iştigal ederiz ve onun tarafından hangi şekillerde işgal ediliriz?


Ali Miharbi,Tesla Vanası, 2022, Mekâna özgü yerleştirme

Yuvalanmak


Rastlantı, bir sistemde öngörülemez olanı belirtir. Örneğin hava tahminlerinin durumunu düşünelim: Tahminin üretildiği günden uzaklaştıkça tahminin kesinliği giderek düşer, anlamlı bir tahminde bulunmak imkânsızlaşır. Bu yüzden söz konusu tahminler genellikle beş, en fazla ise on beş günlük verilir. Dünyanın atmosferi, o kadar karmaşık bir sistemdir ki bu sistemdeki her bir unsurun davranışını işleyerek mutlak kesinliğe ulaşmak (bilgisayarların da dahil olduğu) bilgi işleme kapasitelerimizi ziyadesiyle aşar. Fakat bu noktada, rastlantısal olanın nedensellik ilişkisinin dışına düşmediğinin, pekâlâ nedenli olduğunun, dolayısıyla bir sistemin ancak verili ve somut bir canlının bilgi işleme kapasitesinin nesnel zemininde tanımlanabilecek öznel bir yanı olduğunun altını çizmeliyim.


Rastlantısallık, tek hücrelilerden karmaşık organizmalara varana kadar her canlının ve geniş canlı nüfuslarının yuvalanma pratiklerinin yanıtladığı ana problemdir: Yuvalanmak demek, çevredeki rastlantısallığı göreli bir denetim altına almak üzere madde-enerji akımlarını görece istikrarlı bir şekilde düzenlemek, bu yolla öngörü kabiliyetini olabildiğince korumak demektir. Hiçbir canlı, hazır bulduğu “doğal bir uyuma” öylece yerleşmez. Aksine kaotik bir çevredeki kaosu görece dizginleyerek kendi dünyasını inşa eder. Seyirciyi sergi alanına girişte karşılayan ve Tesla’nın akışkanların bir yönde kolay diğer yanda zor akacağı şekilde tasarladığı vanadan mülhem büyük ölçekli bir yerleştirme olan Tesla Vanası (2022), Pilot Galeri’nin sergi alanının mimarisini de zekice kullanarak yuvalanma pratiklerinin bu boyutunu sorguya açıyor: Canlı nüfuslarının ikamet ettiği en küçük habitat bile, dışarıyla madde-enerji alışverişi içindedir ve yuvalanma eylemiyle üretilen her çevre, dışarıyla bu ilişkiyi yönetilebilir kılacak şekilde kaotik rastlantısallığından arındırmalıdır.


Fakat rastlantısallıkla sadece fizyokimyasal ve organik madde akımlarının düzenlenmesi gerekliliğinde karşılaşmıyoruz. Miharbi’nin sevgili Uras Kızıl’la Argonotlar’da yayınlanan söyleşisinde (“Ali Miharbi’nin Serbestlik Dereceleri üzerine”, 21 Ekim 2022) dikkat çektiği üzere, anlam ile gürültü arasındaki sınırı alakadar eden daha ziyade enformatik bir rastlantısallık da bulunur. Rastlantı, anlam ile anlamsızın düğüm ve ayrım noktası, sınırıdır. Bu yüzden akımları düzenleme gerekliliği sadece cisimsel olanları değil, cisimsiz veya semiyotik olanları da alakadar eder. Zira anlam, eylemin ürünü olmadan önce eylemin koşuludur. Canlılar, onlar için belli varlıkları anlamlı imlere (besinleri, güvenli mekânları, düşman avcıları vs. işaretleyen imlere) dönüştüren ve eylem imkânlarını kuran algılayıcılara (reseptörlere) sahiptir: Duyu organlarımız veya bir bakterinin hücre duvarındaki moleküler algılayıcılar gibi. İmin, her im rejiminin en temel boyutu, “şurada bu var ve onunla şu yapılabilir” demektir.


O halde yuvalanmak, canlının çevresi ile dışarısı arasındaki cisimsel madde-enerji akımlarını düzenlemek ve çevre içinde cisimsiz enformasyon akımlarını düzenlemek üzere kaotik rastlantısallıkla daimi bir mücadele ve yüzleşme halini alır. Bir yandan devasa madde-enerji akımlarından canlının, nüfusun ve çevrenin (yeniden-)üretimi için gerekli unsurlar seçilip çıkarılmalı (çevrenin sınır düzenlemesi), diğer yandan çevre içinde varkalım için asgarî koşulları kuran bir im rejimi düzenlenerek anlam anlamsızdan/gürültüden yalıtılmalı ve eylem imkânları örgütlenmelidir (çevrenin iç düzenlemesi).


Ali Miharbi, Çok Güzel, 2022, İç içe dönen tekerlekler, alüminyum üzerine renkli serigrafi baskı, 63Ø


Eylemek


Bu iç düzenleme gerekliliği bizi, Çok Güzel (2022) ve Geçişli Fiiller (2022) eserlerine götürecek. Ortaçağ teknolojisinden çıkıp gelen, içe içe dönen dairelerden müteşekkil volvelle tasarımının mükemmel ve oyuncu bir yeniden canlandırılması olan bu iki eser, canlı-çevre ilişkilerinin anlam ve eylemle alakalı boyutlarını sorunsallaştırıyor. Çok Güzel (2022), “Araç-Gereç-Çevre-Etki” olarak dörde ayrılmış kolun, “Adıgüzel-Güpgüzel-Gelişigüzel” daire dilimleriyle üçe bölünmüş yuvarlak yüzeyleri katetmesi üzerine kurulu. Kol, canlının, kendisi ve eylemiyle bu eylemin aracıları, ortamı ve neticeleri arasındaki ayrımları kuran birincil im rejimine tekabül ediyor. Daireler ise bir değerler sistemi teşkil eden ikincil bir im rejimini düşündürüyor. Bu im rejimi düzeyinde söz konusu olan artık eylemin koşulu olan anlamlı imler değil, eylemin aracılarına, ortamına ve neticelerine atfedilen değerlerdir.


Ali Miharbi, Geçişli Fiiller, 2022, İç içe dönen tekerlekler, sarı paslanmaz üzerine asit indirme, 60 Ø


Geçişli Fiiller (2022) ise canlının, bizzat eylemiyle kurduğu öznel ilişkiyi sorunsallaştırıyor. Dış dairede eylemlerin, iç dairede ise bir üslubu veya tarzı kuran zarfların yazılı olduğu bu volvelle, dairelerin döndürülmesiyle eylemleri farklı zarflarla niteliyor. Her canlı sınırlı (fakat öngörülemez yeniliklere açık) bir eylem kümesiyle donansa da aynı türün üyeleri arasında tarza ve üsluba dayalı mesafeler bulunur. Kedilerinizden biri sizi “zarafetle” “güderken”, diğeri aynı eylemi “düşmanca” yürürlüğe koyabilir, hele ki onu “toyca” “manipüle etmeye” kalkarsanız.


Bu iki volvellenin kurulum biçimi, rastgeleliğin mutlak olarak ortadan kaldırılamayacağının altını çiziyor. Zira kolu veya daireleri döndürerek seyirciyi de eserleri doğrudan deneyimlemeye çağıran oyunculuk, canlının eylemiyle öznel ilişkilerinin ve aracılar, ortamlar ve neticelerle değer ilişkilerinin görece denetim altına alınsa da kökensel bir rastgelelikle malûl olduğunu vurgulamaya hizmet ediyor. Sergiye adını veren “serbestlik dereceleri”, hareketli bir varlığın mümkün hareket yelpazesini adlandırıyor ve rastgelelikle de gerilimli bir ilişkiye sahip. Canlıyı ve çevresini kuşatan rastgeleliğin sınırlanması, yeni eylem ve imlerin doğuşuna götürebileceği gibi, tersi de verili eylemler, üsluplar, değerler kümesi içinde seçimde bulunma imkânlarını çoğaltabilir. Aşırı yüksek hareket ve seçim serbestisi, anlamı gürültüye boğarak eylemi akamete uğratabilir. Tersine, aşırı düşük serbestlik de eylemin ve anlamın zenginliğini imha ederek canlının imkânlarını kapatabilir.


Ali Miharbi, Duygu Uzayı Rotaları #2022.06.10_22022, 2022


Yaşamak


Yaşamak, sınır düzenlemeleri ve iç düzenlemeler yapmak yoluyla kaotik rastgelelikle sürekli yüzleşmek demek: Fizyokimyasal ve organik maddeleri kaotik akımlardan çekip çıkararak biyo-fizyolojik (yeniden-)üretimi güvenceye almak; im rejimleri örgütleyerek eylemin koşullarını kurmak, eylemler vasıtasıyla “kendine özgü” yollarla çevre içinde, çevrenin sınırlarında ve çevre ile canlıyı kuran etkileşimlere girmek, aracılarla ittifaklar yapmak, ortamları istikrarlı kılmak ve iyi veya kötü olabilecek neticelere katlanmak demek. İçerik maddeleri olarak cisimsel madde-enerji akımlarını, ifade maddeleri olarak cisimsiz duygu-tesir akımlarıyla eklemlemek, birincileri bir organizma ve nüfus biçiminde, ikincileri anlam ve değer sistemlerini üreten im rejimleri biçiminde örgütlemek demek. Çizgisel olmayan bir tarzda daima bir sınırın inşasıyla geçilen dışarıdan-içeriye ve içeriden-dışarıya yolculuklar: Dış çevreyle madde-enerji akımları mübadelelerinin düzenlenmesiyle bir iç çevrenin, organizmanın ve nüfusun cisimsel oluşumu — iç çevrede birincil im rejiminin düzenlenmesiyle bir organizmanın algı-eylem devrelerinin, cisimsiz anlamların oluşumu — değerleri teşkil eden ikincil im rejiminin örgütlenmesiyle organizmaya has bir içselliğin oluşumu.


Ali Miharbi, Duygu Uzayı Rotaları #2022.06.10_22022, 2022


İşte Duygu Uzayı Rotaları (2022) kartları ve aralarından rastgele seçilmiş birinden hareketle üretilen Duygu Uzayı Rotaları #2022.06.10_2 (2022) yerleştirmesi, canlının bu daha ziyade iç dünyasına açılıyor. Burada da bütün eserleri ve sergiyi kateden rastgelelik probleminin bütün canlılığıyla sürdüğünü görmek mümkün. Kartlarda “Güç-Tehlike-Kargaşa” eksenleriyle tanımlanan üç boyutlu bir uzay, seçilebilecek kavram üçlemeleri ve bunların işaret ettiği konumlarla, sanatçının yukarıda atıfta bulunduğum söyleşisindeki deyimiyle “bilişsel haritalar” oluşturuyor. Bu bilişsel haritaları kuran kavramlar bir rastgele seçilim sürecine tâbi olduğu gibi, her bir seçilimin neticesi, serbestlik derecelerinin bir neticesi olan rotalar olarak cisimleşiyor. Duygu Uzayı Rotaları’na (2022) sergi için hazırlanan Mini Gezi Rehberi’nde Kahramanın Yolculuğu olarak da atıfta bulunulmasından hareketle yaşamanın, algılanan uyaranlar, kurulan anlamlar, ittifak edilen aracılar, yürürlüğe konan eylemler ve örgütlenen değerlere göre gücün, tehlikenin ve kargaşanın salınımlarıyla nitelenen bir yolculuk, bir macera olduğunu söylemek mümkün.


Ölmek ve dağılıp gitmek


“Büyüdür ölüm, külrengi harcıdır sonsuzluğun

Bir vahşet gibi yaratılır orda umut”


Edip Cansever, Yengeç



Ali Miharbi, Su Hattı, 2022, folyo baskı, 40 x 360 cm

Serbestlik Dereceleri sergisi, bütünlüğü içinde rastgelelik mefhumunu kendi probleminin kurulum zemini olarak ele alıyorsa da onu aşan bir başka problemin kurucu şiddetini de hissettiriyor: Su Hattı (2022). Duvara folyo baskı tekniğiyle uygulanmış bu eserde, 67.6 metreden 71 metreye kadar rakamları okuyoruz. Bu rakamlar, Pilot Galeri’nin Marmara Denizi’nden yüksekliğine göre hesaplanmış ve bu haliyle eser, bizzat sergide sunulan bütün bu karmaşık habitatın yıkımını getirmesi ihtimali bulunan bir su basması tehdidine doğru açılıyor. Yukarıda rastgeleliğin, organizma + diğer bilgi işlem makinelerinin toplam bilgi işleme kapasitelerini aşan bir karmaşıklık düzeyinin neticesi olmakla birlikte, nedensellik ilişkilerinde bir kopmaya işaret etmediğini söylemiştim. Daha iyi bir ifadeyle, bize rastgele görünen şey, bilmediğimiz neden ve etkenlerin, tam anlayamadığımız çoklu etkileşimlerinin sonucudur. Fakat Su Hattı (2002) ile düşünebileceğimiz tehdit, Serbestlik Dereceleri sergisinin sunduğu dışarıdan-içeriye ve içeriden-dışarıya karmaşık etkenler ve etkileşimler sisteminin ötesinde bulunan, nedenselliğin imâ ettiği zorunlulukların karşıtı olan, serbestlik derecelerini de bir yanıyla temellendiren "nedensizliğe" veya "olumsallığa" işaret etmiyor mu? Rastgeleliğin kaosundan doğan gürültünün kurduğu anlamsızın ötesinde, daha kökensel olmakla birlikte bir kökenin, kökünde bir nedenin yokluğundan müteşekkil daha derin bir anlamsızlık yok mu? Bir gürültü olarak algıladığımız yüzeydeki anlamsızla, "beyhûdelik" olarak duyumsadığımız daha derin anlamsızlık arasında bir mesafe bulunmuyor mu?


O halde yaşamak, benim şimdi rastgeleliğin gürültülü kaosundan ayırt etmek üzere Mutlak Kaos adını vereceğim bu dingin ve sessiz olumsallıkla da yüzleşmek demektir. Başka canlı ve cansızlarla ittifaklar ve ihtilaflar halinde kurduğumuz her şeyin bir su darbesiyle öylece yitip gitmesi ihtimaline karşı, algı-eylem-anlam-değer örüntülerimizin beyhûdeliğine karşı her an durup dinlenmeksizin, dağılıp gideceğini bile bile sınırlar ve istikrarlı ortamlar inşa etme mücadelemizden bahsediyorum. Bütün canlı ve cansızları kateden, onları güdüleyen yaşamın yaratıcı kuvvetleri, Mutlak Kaos’un bu dingin denizinde tekrar tekrar yıkanır, ölümün kara yutağından geçmeksizin yeniden doğamaz. İster tek bir varlığın bedeni ister canlılar ve cansızlar kolektiflerinin birlikte kurduğu ekosistemler ister cansız gökcisimlerinin birlikte kurduğu galaksiler söz konusu olsun, bu elbirliğiyle inşa edilen gerçekliklerin kırılgan zarının ardında yatan dingin ve sessiz bir dehşet vardır. Yine de bu dehşetin içinden geçmeden, ona karşı koyacak mekanizmaları onun dalgalarından dolanarak kurmadan yaşanmaz.


Ali Miharbi’nin Serbestlik Dereceleri sergisi, yaşam, ekosistem, canlılık, rastgelelik ve ölüm üzerine müthiş bir düşünce deneyleri dizisiydi. Kendini küçük bir ekosistem olarak örgütleyen sergileme usûlüyle, onu oluşturan eserlerin seyirciyi rastgeleliğin bağrında zar atmaya (ya da bu durumda “çark çevirmeye”) çağırmasıyla bir sanatçının yaşam denen mefhumu ne kadar kuvvetli bir şekilde sorunsallaştırabileceğini gösteriyordu. Bizzat sanatın, yaşamın (ve ölümün) sorunsallaştıran ve yaratan kuvvetlerinden biri olduğunu vurguluyordu. Çünkü nihayetinde “kalırsa bir soru kalır” bizden.


Comments


bottom of page