On soruluk sohbetler: Javier Aranda

Bu sene "Tiyatro Yerli Yerinde" sloganıyla 25 Ekim – 26 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen İstanbul Tiyatro Festivali’nde Türkiye’den on beş yeni oyun ve üç uluslararası yapım perdede, altı uluslararası yapım ise sahnelerde seyirciyle buluşuyor. Festivale katılan uluslararası sanatçılarla yaptığımız söyleşi dizisinde sıradaki konuğumuz festivale Yaşam adlı gösterisiyle katılan İspanyol kukla ustası Javier Aranda


Röportaj: Ayşe Draz


Fotoğraf: Hugo Falcon


Işıl Kasapoğlu küratörlüğünde hazırlanan ve Molière’in doğumunun 400’üncü yılı ile Pasolini’nin 100’üncü doğum yılını kutlayan özel gösterimlere yer veren İstanbul Tiyatro Festivali, programında, bu sene altı uluslararası yapımı sahnelerde İstanbul seyircisiyle buluşturuyor. 19 Kasım’da Alan Kadıköy’de iki seans sahnelenecek ve müzik ile ışığın eşliğinde el kuklasının sınırlarını zorlayan özenli bir oyunculuğa sahip Yaşam aldı yapıtta Javier Aranda’nın sadece iki eli ve bir dikiş sepetiyle kurduğu dünyada, hikâyenin karakterleri yaşam döngülerinin tamamını sahnede geçirirken, Aranda seyirciyi insanı insan yapan tüm anların yalın bir dille anlatıldığı içten, duygu dolu ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor. On Soruluk Sohbetler’in İstanbul Tiyatro Festivali serisinde sıradaki konuğumuz Javier Aranda.


Performansın özü sizce nedir?


Bence özü basitlikte yatıyor. Güzel ve derin bir hikâyeyi, mutluluğu, hüznü ve duyguları mümkün olan en az unsurlarla aktarma ihtimalinde.


Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Tabii ki evet. Sanatın, insanın en derinliklerine ulaşmayı başardığına ve inşa etmek istediğimiz dünyayı bize yansıtmanın en iyi yolunun bu olduğuna yürekten inanıyorum.


Fotoğraf: Ana Jimenez


Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?

Stüdyoda yavaş yavaş ilham alarak ilerliyorum. Başlangıçta üzerinde çalışmak istediğim fikirler belirsiz oluyor. Malzemelerle (kumaş, karton, ahşap...) oynuyorum ve seçiyorum. Bu fikirleri inşa ediyorum, hareketlerine, nasıl konuştuklarına bakıyorum... Karakterler benim bir parçamdan doğuyor diyebilirim ama sonra kendileri karar veriyor ve kendi hikâyelerini oluşturuyorlar.

Evet, yaratımlarımın hayallerimin bir parçası olduğu gibi, rüyalar da yarattıklarımın bir parçası. Her şeyin her şeyi etkilediğine ve dışarıda bırakabileceğimiz bir parçamız olmadığına inanıyorum.


Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?


Gerçek şu ki, başlığa karar vermekte zorlanıyorum. Arkadaşlarımdan, yaratım sürecinde yakınımda bulunmuş insanlardan etkilenmeme izin veriyorum, sonunda işimi tanımlayabileceğim kelime veya kelimeleri bulana kadar kadar tökezliyorum. Genellikle başlık sonunda geliyor, gösteri çoktan bittiğinde.


Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?


Evet, bir örnek vermem gerekirse, ne zaman yaratma sürecinde olsam, yaratımlarım üzerinde bir şekilde daha doğrudan bir etkiye sahip olan Peter Brook'u yeniden okuyorum. O benim için tiyatronun ne olduğu hakkında bütüncül bir bilgiye sahip temel bir teorisyen. Daha yakından ise La Zaranda topluluğunun güç, şiir ve vahşet dolu önerilerine yaklaşmayı seviyorum.


Dünyanın mevcut durumunu değerlendirdiğinizde, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil konu nedir?


Tüm hızıyla gelişip dönüşmekte olan bir dünyada bu karmaşık bir soru. Düşünmek için pek zaman vermeyen bir çağda yaşıyoruz. Dün önemli olan şey yarın önemsiz bir anekdot oluyor ama seçmem gerekirse insanın ruhuna doğru yol almayı, güzelliği aramayı ve bunu aşkla yapmak diyebilirim.


Fotoğraf: Ana Jimenez


El kuklası ile çalışırken hangi teatral unsurlar ön plana çıkıyor?


Bir oyuncu için bir oyunda, bir müzikalde, bir kukla gösterisinde öne çıkan unsurlar aynı. Herhangi bir sahnelemenin parçası olan ritim, dinleme, sessizlikler, duygu, oyun gibi unsurlardan çok büyük bir fark olmadığını düşünüyorum.


Gösterileriniz için kim daha iyi bir izleyici kitlesi; çocuklar mı yetişkinler mi? Kimin "eşliğinden" daha çok keyif alıyorsunuz?


Gösterilerim yetişkin bir izleyici kitlesine yönelik, ancak Yaşam söz konusu olduğunda, izleyici açısından daha geniş bir spektruma sahip olduğu doğru. Sunduğu önerinin farklı yorumları olsa da, çocukların ve yetişkinlerin bundan zevk aldığını gözlemliyorum. Topluluğumuz, özellikle tiyatro doluyken ve seyirci bize yakınken herkesten keyif alıyor.


Yaşam çok büyük bir isim, performansınızda ona nasıl yaklaştığınızı detaylandırabilir misiniz?


Yaklaşımımın temelinde, insan varlığını bir masaya ve bir saate aktarmak yatıyor. Ben çocukken ders kitaplarında geçen “canlı doğar, büyür, çoğalır ve ölür” tanımına dayanıyor.

Bu temel şemadan sahneleri bir araya getirdim. Karakterleri kendi yollarını geliştirmeleri ve hayatın temellerini keşfetmeleri için özgür bırakırken yapıyı yavaş yavaş inşa ettim.


İstanbul seyircisine söylemek istediğiniz özel bir şey var mı?


Pekala, bunu düşünmemiştim. İstanbul benim için yeni bir deneyim ve seyirciyi gözlemlemek, hissetmek ve çalışmalarımı onlarla paylaşmak için can atıyorum. Alışılmadık bir şey anlatılacak mı bilmiyorum ama eminim öğrenecek ve şükredecek çok şey olacak.