Olağan zamanın dışında bir sergi: Fatoş İrwen ve politik estetiğin huzursuzluğu

Depo ve Karşı Sanat Çalışmaları Fatoş İrwen’in ilk kişisel sergisi Olağan Zamanın Dışında’ya mekân oldular. Sanatçının yıllara yayılan kesintisiz üretim sürecinin, malzeme çeşitliliğinin ve kavramsal çok katmanlılığının dikkat çektiği sergide video, fotoğraf, kâğıt, tekstil ve tuval işlere, yerleştirmeler, nesneler ve metinler eşliğinde Olağan Zamanın Dışında kalan bir tanıklık, adalet ve merhamet kavramlarına işaret ediliyordu… Sergiyi mekân-kamu-etki üçgeninde değerlendirdik*


Yazı: Şefik Özcan


Fatoş İrwen, Gülleler



Antonio Gramsci, İtalyan kültürünün klasiklerinden biri sayılan Hapishane Defterlerini yazmaya başladığı 1929 yılından iki yıl önce ailesine gönderdiği 19 Mart 1927 tarihli mektubunda, zihnini kurcalayan bir konuyu incelemeyi tasarladığını yazmıştı. Bu çalışmasında dört temel konu ele alınacaktı ve bunlardan ilki “İtalya’da son yüzyılda kamuoyunun oluşumu” ile ilgili olacaktı. Bu konu daha çok çeşitli düşünme tarzları gibi konular üzerine bir çalışma olacaktı. Bu yazıda, Gramsci’nin İtalya’da son yüzyılda kamuoyunun oluşumu üzerine çalışması tartışılmayacak, ancak “kamuoyu”nun ne olduğu, nasıl oluşturulduğu nosyonu, Rancière’in sanat ve siyaset arasındaki ilişkilere dair ortaya koyduklarıyla birlikte sanatçı Fatoş İrwen’in sergisi aracılığıyla ele alınacak. Bir sergi ne türden bir kamuoyunun oluşumunu sağlayabilir? Ya da sanatın “öteki”ye ilişkin mırıltı halindeki sesin söze dönüşerek bir kamu oluşturabilme gücünün sınırlarını nereden itibaren belirleyebiliriz?


Öncelikle şunu belirtelim: Rancière’e göre, sanat ve siyaset iki ayrı ve sabit kılınmış gerçeklikler değildir. Birbirleriyle ilişkileri de arızi olarak temas eden kategoriler olarak ele alınamaz. Her ikisinin buluşma noktasını oluşturan, ortak bir mekân kurma ve bu mekânda yer alacak özneleri ve nesneleri tanımlama etkinliğidir. Bu açıdan İrwen’in Olağan Zamanın Dışında sergisi, Rancièreci kavramlarla düşünülürse, sınırları belirlenmiş, özneleri ve nesneleri, karar alıcıları ve uygulayıcıları açıkça ortaya konulmuş bir zamanın ve mekânın (Rancière, buna polis der) karşısına sanat aracılığıyla politikayı koyan -yani bir konuşma edimini- söz söyleme ve bunda ısrar etme etkililiğini ortaya koyuyor. Bunu en başından belirtmek gerekiyor.



Fatoş İrwen, Çoğul Portre/Kızlar



Bir diğer ortaya konulması gereken konu; Olağan Zamanın Dışında sergisi, son yirmi yılı düşünecek olursak, “toplumsal”ın kendini açıklama biçimleri üzerine neler söylüyor? Biliniyor; son yirmi yıl, neo-liberal ekonomi ve kültür politikalarının özgür ve serbest zaman ve mekânlarını özgürleşme ütopyalarıyla birlikte totaliter dehşet programlarıyla birlikte yürüttüğü bugün tartışılan ve genel kanıyı paylaşan bir konu. Bunu dünya ölçeğinde değerlendirebildiğimiz gibi, Türkiye özelinde de tartışmak mümkün. Bu açıdan özgürleşme ütopyalarıyla totaliter dehşetin ister kabul edilsin ister edilmesin bir suç ortaklığını paylaştığını söylemek gerekiyor. Eğer bugün politikaya dönüş derken, modern devletin kurumsal kimliğine, demokratik parlamenter sistem biçimlerine dönüşten söz edildiği gibi, sanat eseri derken de hiçbir düzeyde koşullanmamış saf olayla karşılaşmadan söz ediliyorsa, tartışmalar böylesi bir düzlemde cereyan ediyorsa bunun anlamı üzerine düşünmek gerekiyor.


Olağan Zamanın Dışında sergisini tam da böylesi bir düzlemde, kendi özgül bağlamında, bir toplumsalın kendini açıklama biçiminin dışında, tümüyle, Rancière’in ifadesiyle “tahakkümden başka bir şeye adanacak bedenler” noktasından ele almak gerekiyor. İrwen’in çalışmaları, dünyaya bakışının, yaşamı, varlığı ele alışının göstergeleri olarak ele alınabilir. Bu göstergeler, uzuvlara, organlara ilişkin olmaktan ziyade bir bütün olarak bedene dairdir. Bölünemeyen, uzuvlarına indirgenemeyen, sabit kılınmış kategorilere dahil edemeyeceğimiz bir gövde. Tahakküm biçimlerine direnen, bedenin seslerini söze dönüştüren ve bu sözü sürekli, ısrarla dillendiren, temsiliyetlerin dışında varoluşsal bir çağrı olarak alımlanabilir. Bunu Boris Groys’un sözünü ettiği güç ilişkilerine dayanan sanat sisteminin içerme ve dışlama mekanizmalarının ötesinde radikal bir söz-eylem birliği üzerinden de okumamız mümkün. Sanatçının iki mekânda konumlandırılmış sergisi aslında bu açıdan, birbiriyle temas halindeki iki gerçekliğin, yani sanatın ve siyasetin yeniden kuruluşunun, duyulur olanın yeniden paylaşımının, bir bakıma öznenin bedenine kazınmış, bedeni aracılığıyla görünür kılınmış sözün bu her iki mekanda yankısını/yansısını başka bedenlere iletebileceği coşkulu bir yaratımı, kurumlaşamayan bir enerjiyi, bir armağan gibi salt kendinden veren bir fedailiğin selamlanacağı yeni bir duyulur mekânı inşa ediyor.



Fatoş İrwen, Öteki Tarih



Politika belli temsil rejimlerinden ziyade, bir “söz söyleme”, dahası mırıltı halindeki sesleri söze dönüştürebilme, o sözün etrafında yeni anlam katmanları oluşturabilme meselesidir. Bu açıdan polis’in, yani sınırları tanımlanmış, özneleri ve nesneleri, karar alıcıları ve uygulayıcıları belirlenmiş bir mekanın egemen “kamu”sunun karşısında, öteki seslerin ve bedenlerin var oluşuyla politika var olabilir. Estetik dediğimiz tanımlama rejimide, belirli temsil biçimlerine ilişkin olup yaratıcı enerjileri kendi egemen bakışının uzağında tutar. Ancak yaratım her zaman çatlaklardan sızıp gün ışığına çıkar ve yeni algılar ve duyumlarla kendi bedenini ve sözünü kayda geçirir. İrwen’in çalışmaları bu açıdan belli temsil rejimlerinin huzursuzluğunu, estetiğin huzursuzluğu aracılığıyla bizlere duyuruyor. İrwen’in sergisinin bir ispat kadar sağlam olmasının birinci nedenini öncelikli olarak mekâna ilişkin ısrarında arayıp bulmak mümkün. Depo’da ve Karşı Sanat Çalışmaları’nın mekânında deneyimlenen “şey”; İrwen’in, bir topluluğun (sanatçı-izleyici-koleksiyoncu-küratör gibi) “ortak”ını tanımlayan bir mekânın duyulur paylaşımını yeniden şekillendirebilmesi, ona yeni özneleşme süreçleri ve nesneler dahil edebilmesi, görünür olmayanları görünür kılması, dahası anlaşılmaz seslerle sadece gürültü gibi algılanan, bir hayvana aitmiş gibi işitilenlerin söz olarak, dinlenebilir kılabilmesinde gösteriyor. Bu anlamda İrwen’in çalışmaları bir siyasal vaadi, çalışmaları aracılığıyla duyuruyor.


Fatoş İrwen, İzler



İkinci neden; İrwen, Olağan Zamanın Dışında adlı sergisiyle, şimdinin, şu an da olanın duvarlarını ani bir gece baskını yapmışçasına saçtan gülleleriyle topa tuttu. Mekânları alışıldık olandan çıkarıp bin bir türlü hayaletle, canavarla, hayvanlarla doldurup hepsinin geçmişten, karanlıklardan gelen seslerini söz dönüştürüp, duyulur kıldı. Ötekilerin tarihini zamanı geldiğinde bastırılamayacak sözün anlam katmanlarıyla birlikte yeniden yazdı. Ve üzerine hafızalardan silinmeyecek bir şekilde kendi parmak izini bastı. Mühürledi.



*Ahmet Ergenç’in aynı sergi kapsamında yazdığı ve 9 Temmuz’da yayınladığımız yazısını https://www.unlimitedrag.com/post/fatos-irven-taniklik-ve-eylem üzerinden okuyabilirsiniz.

277 görüntüleme