Kolektif bilincin pedagojisi

Saint-Joseph Lisesi’nde 1 Ekim 2021-23 Ocak 2022 tarihleri arasında yer alan; Aslı Seven’in küratörlüğünde Dilşad Aladağ & Eda Aslan, Emin Fırat Övür, Emre Hüner, İz Öztat, Ekin Kano, Sergen Şehitoğlu, Komet, Julien Prévieux, Maude Maris, Virginie Yassef ve Daniel Otero Torres’in yapıtlarını okulun arşivleri ve eğitim araçları etrafında, uzun süreli bir sanatsal araştırma ve üretim sürecinin sonucu olarak bir araya getiren Fevkalade Bir Makinenin Kalbi: Biçimler, Sahneler ve Öykülerle 150 Yıllık Bir Pedagoji Hikâyesi adlı sergi, sanatın bilgi üretimi ve pedagoji ile ilişkisi ve bu ilişkinin imkânları üzerine düşünen bu yazı için ilham verdi


Yazı: Merve Bedir


Sergen Şehitoğlu, Satranç oyunu olanağında 11.nolu derslikte gerçekleştirilen yerleştirme, 2021, Mekâna özgü yerleştirme: Okul deposundan masa ve sandalyeler, özel tasarım kara tahta, satranç tahtası ve taşları, tebeşir, pleksi duvar yazısı. 11 no’lu derslik ölçütündedir


Simetrik plana yerleşmiş, cephesindeki büyük pediment ve Saint Jean-Baptiste de la Salle’nin heykeliyle işaretlenmiş merkez aks boyunca dizilmiş ağaçların Latince ve Türkçe tür isimlerine göre ve QR kodları ile etiketlendiği yolu takip ederek girilen okul binasının koridor ve sınıflarına, tiyatro salonu ve çeşitli odalarına yayılmış, ziyaretçiyle özgün eleştirel düşünce, gözlem, araştırma, öğrenme, bilgi üretme ve paylaşma yollarını paylaşan işlerin toplandığı bir sergi, Fevkalade Bir Makinenin Kalbi. Çıkış noktası, okul bünyesinde Frère Possesseur Jean ve Frère Paramont-Félix tarafından Türkiye’nin ve dünyanın her tarafından topladıkları 1200 çeşit taş ve maden ile 10.000 çeşit böcek, kuş ve hayvan ile kurdukları, ünü kendi sınırlarının ötesindeki Tabiat Bilgisi Müzesi (1910). Okul içinde bir bölüm Frère Cemiyeti’nin okullarını nasıl kurduğunu ve pedagojik yaklaşımını anlatıyor. Osmanlı’nın son dönemi ve Erken Cumhuriyet dönemine yayılan bu süreç modernite ve pedagoji ilişkisini düşünmek için ayrıca odaklanmaya değer bir bölüm. Fevkalade Bir Makinenin Kalbi, okulda bulunan pedagojik duvar panoları, buhar turnikesi, mineral Crookes tüpleri, fraksiyonel damıtma kondansatörü, güvenlik monitörü, itiraf kabini gibi mevcut nesneleri kullanarak ve okulun tarihsel ve güncel teknolojilerinden içeri sızarak, davet ettiği sanatçılara ve ziyaretçilere yeniden bakma ve yorumlama ortamı yaratıyor.


 

"Okul modernist kozmolojinin tekil ve üsttenci epistemolojik ve hermenetik yaklaşımını dayatan en önemli ve belki ilk karşılaşma anıdır; nereden geldiğinize bakmadan önce alfabeyi ve sayıları, sonra organları, makinaları, havayı, mantık oyunlarını, yaratma yöntemlerini, yani sistemin teknolojisini öğreten."

 

Modernist kozmolojinin dışında büyüdüyseniz birlikte yaşadığınız her şeyin iradesini yönetmek yerine herkesin ve her şeyin birbirini yeniden ürettiği bir yeri hayal edebilirsiniz; dağlar, çayırlar, ormanlar, pınarlar, mağaralar, inekler, kurtlar, böcekler. Sonra göçebeler; kalaycılar, bohçacılar, macuncular, kurşuncular. Cinler, periler... Çeperde türlü formsuzlukla yaşarsınız, mesela dar ya da olmayan kaldırımlar, taş, kum ve çakıl tepeleri, kaygan yokuşlar, yamalı asfalt yollar, köpekler, ... Okul modernist kozmolojinin tekil ve üsttenci epistemolojik ve hermenetik yaklaşımını dayatan en önemli ve belki ilk karşılaşma anıdır; nereden geldiğinize bakmadan önce alfabeyi ve sayıları, sonra organları, makinaları, havayı, mantık oyunlarını, yaratma yöntemlerini, yani sistemin teknolojisini öğreten. Sonunda kim olduğunuzu yukarıda bahsettiklerimin hepsi birlikte belirlerken, aslında okulun da çeperini ya da sınırını oluşturmaya başlarsınız. Ya okulun formunu alırsınız ya da çatlaklarından sızarsınız. Formsuzluk ve formsuzluk arayışı bu kozmolojinin sınırlarını, kısıtlarını gösterir.


Solda: Pedagojik Duvar Panoları, İstanbul Özel Saint-Joseph Lisesi arşivinden

Sağda: Emre Hüner, ||||_[u]Ur-ElektrR_||||, kesit / fragment, 2021, İstanbul Özel Saint-Joseph Lisesi arşivinden çeşitli bilim enstrümanları (Kristal geometrisi eksen maketleri, Stereoskop, Gösterim amaçlı elektrostatik iletken, Geissler Tüpü)



Fevkalade Bir Makinenin Kalbi’ni, faillerinin insan kadar insan dışı olduğu, bilinen kadar bilinmeyeni kapsayan kolektif bilincin ürettiği bilgiye dair ve bunu modernist kozmolojiye sızdıran bir deneme olarak okuyorum. Kolektif bilincin modernist kozmolojinin kırıklarından ilerlemeye, onu kirletmeye, unutturmaya, utandırmaya, yaptıklarını itiraf ettirmeye niyetlendiği bir bilinç. Bu kolektif bilinç bizi muhteşem tekil bir evren ve evrenselcilik yerine çoğul evrenlerin oluşturduğu çoğul bir evrenselliği düşünmeye davet eder.


 

"Kolektif bilinç ve formsuzluk, sınırlardan, çatlaklardan ilerleyerek çoğul evrenle ilgili anlamların harekete geçirilmesini kolaylaştırabilir ve böylece çoğul evreni anlamlandırmanın prensiplerini belirlemeye yardım edebilir."

 

Walter Mignolo, modernist kozmolojinin, bilgi üretimi ve yorumlama ilkelerini epistemoloji ve hermenetik ikilisinin araştırıp düzenlediği kabulüyle ilerlediğini söyler. Epistemololoji ve hermenetik birlikte, modernizmin bekçileri olarak, çoğul evrenin tüm içsel çeşitliliğiyle mümkünlüğünün de bunu eyleme yollarının da önüne geçer. Mignolo epistemoloji ve hermenetik sayesinde modernizmin, sanki başka medeniyetlerin kozmolojileri kendi evrensellikleri üzerine kurulmamış gibi, kendi tekil evrenselliğini evrenselleştirdiğini, bu sayede kendisine üstün bir pozisyon atfettiğini iddia eder. Bu üstünlük iddiası epistemoloji ve hermenetiğin kısıtlarını görmezden gelir. Buradan çıkış bilgiyi anlama ve anlamlandırma fikrini restore etmekte olabilir. Kolektif bilinç ve formsuzluk, sınırlardan, çatlaklardan ilerleyerek çoğul evrenle ilgili anlamların harekete geçirilmesini kolaylaştırabilir ve böylece çoğul evreni anlamlandırmanın prensiplerini belirlemeye yardım edebilir.


Sergen Şehitoğlu, Satranç oyunu olanağında 11.nolu derslikte gerçekleştirilen yerleştirme, 2021, Mekâna özgü yerleştirme: Okul deposundan masa ve sandalyeler, özel tasarım kara tahta, satranç tahtası ve taşları, tebeşir, pleksi duvar yazısı. 11 no’lu derslik ölçütündedir


Fevkalade Bir Makinenin Kalbi’ne dahil olan tüm işleri, dünyayı birleşik bir bütün olarak tek anlam evreni üzerinden kavramaya ikna olmak yerine birbirine bağlı çeşitli dünyalar olarak gören çoğul evrende ikamet etmeye doğru düşündüren bir sergi olarak okuyorum. Çoğul evrensellik evrenin tek bir sahibi olamayacağı anlamına gelir. Aslında, modernist kozmolojinin ezberlenen, emperyalist mantığa ve modernist retoriğe bürünmüş soyut ve bedensiz evrenselliği, hâkim olan değil mevcut olan evrenselliklerden ancak biri olabilir. Aslı Seven, “makine” ve Jakob van Uexküll’ün umwelt kavramlarından yola çıkarak güncel pedagojiyi eleştiriyor ve çoğul anlam dünyalarına doğru epistemolojik ve hermenetik hareketliliğin ip uçlarını veriyor.


Virginie Yassef, Dogs Dream. It Wasn’t Meant To Be Known, 2021, HD Video, 18’30


Burada kültürel ilişkiselliğin dünyasını kastetmiyorum. Amaç çatlakları ve sınırları uzmanı olunan teritoryal epistemolojinin konforu içinden anlamaya çalışmak da değil. Mignolo’nun dediği gibi çoğul evrensellik sınıra yerleşmenin kendisini, disipliner ve kimliksel aidiyetlerin alanının konforunu terk etmek, konforsuzluğu kabul etmek olmalı. Farklı kozmolojilerin varlığını birlikte görmek ve okumak pedagojinin özünde olmalı; bunun için de pedagoji sınırda ikamet etmeli...


Emin Fırat Övür, Gölgen Yok Senin, Ayak İzlerin Yok, 2021, HD Video, Siyah Beyaz, Sessiz, 11’


Modernist kozmolojide eğitim aldıysanız farklı kozmolojileri birlikte düşünmek kolay değil. Sınırı mental ya da rasyonel bir olgu yerine hissedilen ve pratik ederek öğrenilen, duygularınızı ve bedeninizi işgal eden bir deneyim olarak yaşadığınızda nedensellik coğrafyasını ve referanslarını değiştirmek gerektiğini görüyorsunuz. Çoğul evrensellik sınıra yerleşmekle ilerler, kendinizin dışında başka bir yerde gerçekleşen bir sınıra bakarak değil. Fevkalade Bir Makinenin Kalbi’nde gözlemlediğimse modernist kozmolojinin çeperlerini takip edip ve çatlaklarından sızarak bilginin ve bunların estetiğinin özgürleştirilmesini düşünme niyeti.


1. Emre Hüner, ||||_[u]Ur-ElektrR_||||, 2021, Mekâna özgü yerleştirme, Çeşitli malzemeler (ahşap, MDF, demir, epoksi reçine, poliüretan, seramik, PVC, üç boyutlu baskılar, buluntu nesneler, arşiv nesneleri), Değişken boyutlar

2. Ekin Kano, Bin Gizemlik Monolit, 2021, Jesmonite, alçı, mineral atık, buluntu deri, tuval üzerine tempera yağlıboya ve mineral atık bazlı pigment


Sanat ya da daha geniş haliyle kültürel üretim, dünyayı birleşik bir bütün olarak tek anlam evreni üzerinden kavramaya ikna olmak yerine birbirine bağlı çeşitli dünyalar olarak ve görmek çoğul evrende ikamet etmeye doğru özgürleştirici bir eylem olarak düşünülebilir mi? Sanatçı sınıra, çatlağa, kırığa yerleşen ve bu dünyaları birlikte görebilecek bir özne olabilir mi? İnsan ve insan dışını içeren bilgiyi anlama ve anlamlandırma fikri kültürel üretim aracılığıyla restore edilebilir mi?