top of page

Girdabın köküne inmek

Fatma Tülin’in Aydınlanışlar isimli sergisi 1 - 15 Nisan 2026 tarihleri arasında Artweeks İstanbul Project kapsamında MERKÜR'ün alanında gerçekleşiyor. Kök ve çekirdek imgeleri üzerinden beden ile yüzey arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye açan sergiyi ele alıyoruz


Yazı: Nazlı Pektaş



Solda: Fatma Tülin, Aydınlanışlar, Sergiden görünüm, 2026


Fatma Tülin’in resimlerine dair ilk kez bir sergi vesilesiyle yazdığımda 2010 yılıydı. Sanat dergilerinden sonra günlük bir gazetede, Cumhuriyet Gazetesi’nde kaleme aldığım ilk metindi. Bir yandan heyecanlıydı çünkü bir sanatçının pratiği hakkında binlerce kişinin okuduğu bir yayında ilk yazım olacaktı. Bir yandan da kendi yazı dilimi kocaman bir okuyucu kitlesiyle paylaşmak adına ilk sınavımdı. Tülin’in köklerinin, çekirdeklerinin ve kendi içine kapanmış organik kütlelerinin bende bıraktığı etki, nesnenin nasıl bu denli anıtsal bir ağırlık taşıyabileceğine dair bir sorudan çok, bunun neden böylesine tutkuyla yaptığına ve doğayla kurduğu bağa dairdi. Sanatçının; 2010 yılındaki Gezgin Parçalar isimli sergisine dair Cumhuriyet’teki yazımda şöyle yazmışım: “Fatma Tülin, Ada Çekirdekleri’ni izlerken ya da zencefilin izni sürerken, bu nesnelerle birlikte görür. Nesnelerin doğum anının izini taşıyan çekirdekler ve tohumlar, minik parçaların kocaman bir nesne olmadan önceki kodlarını taşırlar…” Yine Tülin’in MERKÜR’de 2023’te açtığı sergi hakkında Gazete Oksijen O2’deki röportajımızın girişinde ise şöyle diyorum: “Bedenlerimiz, zihinlerimiz, alışkanlıklarımız ve beklentilerimiz. Yeryüzü içinde yol almaya çalışıp adapte olmaya çalışıyoruz. Bu bir akışkan yaşam hali. Bedenden bedene iklimden iklime değişen suyu arkhe olarak gören Thales’in söylediği gibi her birimizin ilk yaşam nedeni ve akışı su gibi akışkan ve girdaplı.” Su, nesneler, kökler, ada… Tülin’in akışkan üretimi hakkında yazmaya yönlendirmiş olmalı beni.


Aradan yıllar geçti. Ben yazmaya, Fatma Tülin üretmeye devam etti. Son sergisi vesilesiyle bir kısmı yakın zamanda üretilmiş, bir kısmı daha eski 16 resim arasında dolaşırken beni asıl meşgul eden kavram girdap. Bütün bu kıvrımlarda, içe dönüşlerde, tuvali aşıp mekâna yayılan izlerde, renklerde, patlamaya hazır jestlerde ben neye bakıyorum? Tülin neye baktı? Neden bu denli bir köke, bir çekirdeğe odaklandı, bedenleri neden bu kadar büyüdü ve bu girdabın içine bizi neden dahil ediyor?


Bütün bu soruları girdabı kendi başına bir hareket imgesi olarak görmek yetmez. Çünkü girdabın asıl gücü, görünür devinimiyle değil, yarattığı çekimle ilgili. Büyük bir hareketin etkisiyle içe doğru çekilen her şeyin merkeze doğru yavaşça, kaçınılmaz biçimde aktığı alan. Tülin’in tuvallerindeki bedenler ve onlara bakanlar olarak biz tam da bu çekimin içinde duruyoruz. Eğilmiş, bükülmüş, içine çökmüş, varoluşun kendini en küçük ve en yoğun birimine indirme çabası bu belki de. Sarmal kıvrımlar, katman katman biriken renk yoğunlukları, tuvalin merkezine doğru çekilen her jest, hep aynı şeyi işaret ediyor: Dışarıya açılmak yerine içe yerleşmek. Beden burada hem özne hem de kendi etrafında kapanan bir alan oluveriyor.



Solda: Fatma Tülin, İsimsiz, 2002, Tuval üzerine akrilik, Alt parça: 305x214 cm, Üst parça: 350x150 cm

Sağda: Fatma Tülin, İsimsiz, 1997, Tuval üzerine yağlı boya, 128x202 cm


Merleau-Ponty’nin sıklıkla tekrarladığım şu cümlesi; “Ressam bedenini dünyaya ödünç vererek dünyayı resme dönüştürür”¹ yine dilime dolanıyor. Zira tam da bu içe yerleşmenin tenden tene bir akıştan söz ediyor oluyoruz Tülin’in resimlerine bakarken. Dünyanın teninden sanatçının bedenine dolanarak akan ve girdaba dönüşen şey!


Tülin’in tuvallerindeki eğilmiş, bükülmüş kütleler bu diyaloğun içine yerleşiyor. Ve izleyici bu formları biçimsel olarak tanıyamıyor; hiçbir şeye benzemeyen ama her şeyi çağrıştıran yapıtlar karşısında tuhaf bir yakınlık, çokça derin ve söze gelmeyen bir yerle bağ kuruyoruz. Tülin’in tuvalde yaptığını biz zihnimizde çoğaltıveriyoruz.


Tülin’in pratiğinde çekirdek/kök kavramı bu bedensel ısrarla birlikte okunduğunda başka bir ağırlık kazanıyor. Zencefil kökü, kabuk, kuru bitki, tohum; gözden kaçan, sıradan şeyler… Sanatçı onları büyütüyor, tuvalde baş tacı ediyor ve son dönem yapıtlarında kök ile et, kabuk ile deri arasındaki sınır giderek geçirgen hale geliyor. Sanki resmetmek, bu ikisinin aslında aynı şey olduğunu kanıtlamaya çalışmak gibi.


Tülin’in tuvallerinde fırça izi ile izi bırakan hareket hiçbir zaman aynı şey olmadı; hareketin içe doğru devamında titreşim, dışavurumculuğa yaklaşıp ondan hızlıca uzaklaşan bir yerden resimlerin hafızasını inşa ediyor. Serginin en cesur jesti de bu hafızayı zeminde de sürdüren iki parçalı yerleştirmede. Boya duvardan aşağıya izleyicinin ayaklarının dibine doğru akmaya yeltenirken izleyici kendini nerede konumluyor? Merleau-Ponty’nin dünyaya ödünç verilen beden fikri burada izleyiciye de sıçrıyor demeli mi? Resim ile heykel arasındaki gerilim, iki boyutlu yüzeyin üç boyutlu mekânla hesaplaşması doğrudan Tülin’in girdabında önüne geleni içine alıyor.


Tam da burada Tülin’in tuvallerindeki beyaz boşluk da bu bağlamda başka türlü görünüyor. Uçsuz bucaksız bir yüzeyin ortasında duran tek bir nesne, bir kompozisyon alışkanlığından ya da soyutlamaya yapılmış gösterişli bir jestten öte hiçbir yere ait olmayı özgürlük olarak benimseyen bir sanatçının aidiyetsizliği tuvale taşıma biçimi. Hiçlik taşımayan boşluk, anlamlı bir ara hal.



Solda: Fatma Tülin, Aydınlanışlar, Sergiden görünüm, 2026


Basın bülteninde belirtildiği üzere Fatma Tülin’in Aydınlanışlar sergisinin adının Fransız şair Arthur Rimbaud’nun Illuminations kitabından gelmesi, edebi bir gönderme olmanın ötesinde. Rimbaud için aydınlanma anlık ve bedenseldi ve bir kavrayış olmaktan çok bir sarsılmaydı diyebiliriz. Tülin’in resimleri de ulaşılmış bir sonucu göstermeyişiyle sarsılmanın farklı zamanlardaki farklı biçimlerini gösteriyor olmalı. Aydınlanma anlık mı süreç mi, sorusuna Tülin’in yanıtı inatla ikisi arasında duruyor. Tuvalin içinde fırçayla yol alırken karar vermeyle sürdürme arasındaki o “an”. Yüzeyden hacme doğru yayılan isyankâr bir aydınlanma da denmeli. 


Tülin’in yarım asrı aşan pratiğine bütün olarak baktığımızda tek bir çizgi aramak yanıltıcı olur. Zira natürmordu paramparça eden, bedeni nesneye çeviren, tuvali zemine döken bir sanatçı var karşımızda. Ama bütün bu dönüşümlerin altında aynı ısrar yatar. Her seferinde ilk kez, her seferinde biraz daha derinden yaklaşır yapıtlarına. 


70’lerden günümüze uzanan bu yolculukta, nesneyle kesintisiz bir diyaloğa girer Tülin. Gözün bile takip edemez olduğu şey oluşmakta olandır ve bizi Rimbaud’a bağlar. Algı eşliğinde ve algıya rağmen, doğadan gelen resim olduğunda gerçeklik saplantısının yerini aydınlanışın yarattığı girdap alır Tülin’in resimlerinde. 



Solda: Fatma Tülin, Tutku inciri, 2024, Tuval üzerine akrilik, 173x204 cm

Sağda: Fatma Tülin, İsimsiz, 1990, Tuval üzerine yağlı boya , 140x100 cm


Yıllar içinde aynı sanatçıya farklı zamanlarda bakmak, eleştirmen için de bir tür girdap. Her seferinde önceki bakışımın peşinden sürüklenip Tülin’in resimleri içinde büküldüm. Çizgileri arasında verdiği kararlar eşliğinde sapmalarını, kıvrılmalarını durmalarını takip ederken ısrarcı olduğu renkleri hep yeni görüyormuş gibi olmanın etkisini sormaya devam ettim. Sanat eleştirmenlerinin bir tür çevirmen olduğuna inanan bir yazarım. Tülin’i tercüme ederken, ilk başlarda geleneğin içine giren ama onun yayıldığı mekânı sürekli reddeden bir tavırla resim yaptığını fark ettim: Nesnenin kendisini götürdüğü yere sonuna kadar giden; natürmort dediğimiz ölü doğayı, alışık olunan teatral düzleminden koparan ve nesnenin kendi devinimini konu edinen. Ve belki de bu sebepledir ki Tülin, tohumların ve çekirdeklerin sonsuz çizgileri arasında kaybolur; nesneyi mekânsal ilişkisinden koparırken, onu kendisiyle ve kendiyle yeni bir alana koyar.

1.  Maurice Merleau- Ponty, Göz ve Tin, Ahmet Soysal (çev.), 2. Baskı, İstanbul: Metis Yayınları, 2003, s.32.


Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page