Eda Çekil’in sergisi üzerine… Aile albümündeki feminist suretler

8 Nisan-8 Mayıs 2021 tarihleri arasında BüroSarıgedik himayesinde Yapı Kredi bomontiada’da sergilenen Eda Çekil’in Aile Albümü sergisi aile kavramını kadınların baskılanmasında ve özgürlüklerinin kısıtlanmasında bir iktidar aracı olarak ele alıyordu. Eserlerinde kişisel ve ailevi fotoğrafların yanı sıra buluntu fotoğraflar da kullanan ve malzemelerinin özünde yatan toplumsal ve ayrıştırmacı hikayelerin izini süren Çekil’in çalışmalarını değerlendirdik

Yazı: Elif Dastarlı & Melis Cin



Eda Çekil, İçerde, 2018 - 2020, 100 adet 6 x 3 cm ölçülerde

cam şişe ve fotoğraf (2 edisyon)



“Aile” ile onun hemen çağrıştırdığı “ev”, birer yaşamsal gerçeklik olmanın ötesinde taşıdıkları anlamlarla kadının toplumsal yaşamını belirleyen öncelikli kavramlar arasındadır. 1970’li yıllardan itibaren feminist çalışmalar, aile ile ev kavramlarını kadına yüklediği anlamlar doğrultusunda ele alır ve özellikle çocuk sahibi olmak ile aile ve ev bakımının toplumsal cinsiyet rollerini nasıl belirlediği, kadını bu ilişkilere nasıl hapsettiği üzerine çalışır. Öte yandan ev ve ailenin pejoratif yanıyla ele alındığı çokça feminist çalışmanın sorgulanmasını da yine feminist teori ve sanat yapmaktadır. Örneğin İngiliz sanat tarihçisi ve psikoterapist Rozsika Parker’ın ev içindeki kadının varlığını, mevcut feminist çalışmaları da eleştirerek ele aldığı “Killing the angel in the house: creativity, femininity, and aggression” makalesi, evin kadın için manevi ve buradan hareketle toplumsal önemini açıklar. Parker, kadının sanatı da dahil ettiği entelektüel alanlardaki yaratıcılığı için aile hayatıyla özdeşleşen evin önemini işaret eder. (Parker, 2007) Eda Çekil’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisi olan Aile Albümü de adeta Parker gibi kuramcıların cesaretle yaptığını sanat alanında gerçekleştiren önemli bir sergi olarak karşımıza çıkıyor. Aile Albümü sergisi 8 Nisan-8 Mayıs 2021 tarihleri arasında Yapı Kredi Bomontida’da Bürosarıgedik tarafından gerçekleştirildi. Çekil sergide aile fotoğraflarını buluntu malzeme olarak almakla başlamış ve farklı teknik yaklaşımlarla anlamı zenginleştirdiği çalışmalarını hem kendi yaşamındaki aile kavramı ile ailesindeki kadınları hem de toplumsal anlamda aile ve kadının varlık alanını tartışma eksenine taşımış.

Sanatçı, fotoğraf lisans eğitiminin ardından gerçekleştirdiği medya-iletişim çalışmaları üzerine yüksek lisansı sırasında feminizm ve toplumsal cinsiyet çalışmalarına ağırlık vermiş. Feminist alanda kuramsal çalışmalar yapmaya başlaması, bir yandan ailenin ne derece baskılayıcı diğer yandan ise kendi hayatında ne derece önemli ve destekleyici bir kurum olduğunu fark etmesini sağlamış. Bu süreçte annesinin bir feminist olduğunu ve aslında kendisinin de bir feminist olarak yetiştirildiğini görmüş sanatçı. Dolayısıyla annesine ithaf ettiği iki çalışması Annemin Ardından ve Otoportre, serginin en özel çalışmaları olarak ortaya çıkıyor.


Çekil’in yakın zamanda vefat eden annesi bir öğretmen, psikanalizden geçmiş, psikanalist olmak isteyen, pedagoji eğitimi almış feminist bir kadın… Annemin Ardından çalışmasında sanatçı annesinin imgedeki boşluğunu onun 1970’li yıllarda verdiği feminist konferansları için tuttuğu el yazılarıyla doldurmuş. Annesinin kaybının hayatta yarattığı boşluğu, kendisini bir feminist olarak yetiştiren fikirleriyle yaşatarak gidermiş sanatçı. Sergide yer alan sanatçının Otoportre'sinin hikayesi de yine annesiyle ilişkili. Çekil, Jo Spence’in Rosy Martin ile beraber Photo Therapy çalışmalarından etkilenerek bu otoportresini çekmeye karar vermiş. Annesinin salonda duran, onu en iyi ifade ettiğini düşündüğü ve en sevdiği fotoğrafının pozunu vererek bu çalışmayı gerçekleştirmiş. Babası Cengiz Çekil’in annesiyle evlendiklerinin ilk senesinde, eşini çok özel bir yer olan yatak odasında, yatakta ve aniden çektiği, daha çok da çekenin bakışıyla içinden gelen sevgiyi ve kadının da kendisini çeken eşine bakışındaki tüm nahifliği gözler önüne sermesiyle özel bir fotoğraf bu… Öte yandan kadının objektife direkt bakıyor olması nahifliği kadar cesaretini de gösterir nitelikte. Kendisi de yeni evlenen sanatçı, annesinin yerine kendini koymaya, onun gibi düşünmeye çalıştığı bir dönemde, kurguyu oluşturup onun gibi poz vererek eşine bu fotoğrafı çektirmiş.



Eda Çekil, Oto-portre, 2020, Fotoğraf. Arşivsel pigment baskı, inkjet,

Hahnemühle William Turner 310g. 70x105 cm



Eda Çekil, aile üzerine düşünürken çekilmiş fotoğrafları kullanmaya yöneldikten sonra kendi ailesindeki kadınları yeniden düşünmüş ve arkadaşlarının ailelerindeki kadınların da hikayelerini dinlemiş. Böylece mekân kavramına varan sanatçı Dokuz Oda çalışmasında paspartuların farklı yerlerine, evlerde aile fotoğraflarının sergilendiği köşelerin fotoğraflarını yerleştirmiş. Evle kadının koşulsuz ilişkilendirilmesi, kadının eve evin kadına ait olduğu düşüncesi oldukça sorunlu ve çalışma da bunu işaret etmeyi amaçlıyor. Her paspartudaki bir fotoğraf bir odayı temsil ediyor ve sonuçta ortaya hepsinde farklı bir ailenin hikayesi olan dokuz odalı bir ev çıkmış. Her odadaki muntazam düzen ve geleneksellik evin bir politik mekân olarak kadınla olan ilişkisini düşündürüyor. Kadının görünmez hane içi emeği ve yeniden üretim faaliyetleri çalışmada görünür hale geliyor ve fotoğraflar sanki hepimizin aile fotoğraflarından birer kareymiş gibi algılanıyor.


Genç bir adamı, yanındaki figür çıkarılmış halde gördüğümüz 2020 tarihli isimsiz çalışması aslında bir buluntu fotoğraf. Adamın yanındaki kişinin sökülmüş olması bizi tekrar kadının aile içinde rollerine götürüyor. Kadın olarak aile içinde ne kadar görünürüz? Eğer bir “fedakârlık” yapılması gerekiyorsa bunu kim yapar? Çekil ile görüştüğümüzde sanatçı annesiyle olan ilişkisinden bahsederken aynı zamanda çocuk bakım işi yüzünden annesinin çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden nasıl vazgeçtiğini anlatıyor. Çalışma, feminist kimliği ile yaşayan annesinin aile içinde farklı rollerdeki görünürlüğüne de gönderme yapıyor.



Eda Çekil, Dokuz Oda, 2019-2020, 9 adet fotoğraftan oluşan fotoğraf serisinden biri

Dijital inkjet baskı, ahşap çerçeve. 35 x 50cm çerçeveli (her biri)



İçeride çalışması ise şişe diplerine -yoruma göre- gizlenmiş ya da şişe deliğini bir vizör gibi görürsek vurgulanmış kadın fotoğraflarıyla ortaya çıkıyor. Şişelerdeki kadınlar hem sanatçının kendi ailesinden hem de başka aile fotoğraflarından kesilmiş portreler şeklinde. Portrelere bakmak için tek tek şişe içlerine bakmak gereği, şişe deliğini daha çok bir vizör gibi algılamayı sağlıyor. Böylece odağa konan kadınlar bir yandan da kapatılıyor, duymazdan-görmezden geliniyor. Kadını toplumsal anlamda bir özne ve aynı zamanda nesne olarak kurgulayan eril bakışın eleştirisi var burada. Şişe deliklerinden içerideki kadını dikizler gibi bakan izleyicinin eril bakışın anlık sahibi yerine konması, bir nevi empati kurma sürecini beraberinde getiriyor. Sanatçının şişeleri duvarda yan yana konumlamasının nedeni de bunu sağlamak amacıyla zaten. İsimsiz ile İçeride çalışmasının mekânda karşılıklı olması da birbirleriyle diyalog kurmalarına yol açmış. İlkinde belki de ortadan kaldırılmış bir kadın ve ikincisinde özellikle ortaya çıkarılmış pek çok kadın…



Eda Çekil, İçerde, 2018 - 2020, 100 adet 6 x 3 cm ölçülerde

cam şişe ve fotoğraf (2 edisyon)



İdeal bir aile tanımı yapmak çok zor, her ailenin kendi dinamikleri var kuşkusuz. Çekil de bir fotoğraf sanatçısı olarak hem geçmişteki hem de şu anki kendi kurduğu aile yaşantısının bir uzlaşısını ve feminist kimlik hesaplaşmasını sunuyor adeta. Bunu yaparken de merceğin arkasında ve önünde kadının aile ve kamusal yaşam arasında eşikte duran temsil sorununu sanatçı kimliğinin ötesinde bir fotoğraf koleksiyoneri ve bir küratör olarak da sergiye yansıtıyor, feminist fotoğrafı çağdaş sanatın alanına taşıyor. Sergideki çalışmaların mekânda ayrı ayrı olduğu kadar birbirleriyle diyalog içine girerek de yarattıkları etki, sanatçının kendi hayatındaki en samimi hikayelerden yola çıkarak bir duygusallığı görünür kılıyor ve hikayelere anonim karakter kazandırıyor. Böylece sergi, izleyiciyi kendi özel deneyimlerine yani içe doğru bir yolculuğa sevk ederken aile ve kadının toplumsal varlığına dair evrensel gerçekleri düşünmeye de itiyor. Aileyle birlikteyken duygusal yükleri, ayrıyken ise nostaljik bir aile özlemini duyumsatan, sanatçının sergi sürecinde kendisinin de yaptığı türden ikircikli ve kaçınılmaz bir monolog yaratıyor… Sanatçının kendi tabiriyle gerçekleştirmeye cesaret edemediği işleri gerçekleştirme cesareti veren bu sergi, izleyiciyi de kendisiyle yüzleşmeye çağırıyor.



Eda Çekil, Aile Albümü sergi görüntüsü



Kaynak

Parker, R. (2007). Killing the angel in the house: creativity, femininity, and aggression. Key Papers in Literature and Psychoanalysis. (P. Williams, G. O. Gabbard, Ed.) London: Routledge.

Melis Cin-Elif Dastarlı, Eda Çekil ile görüşme, 9 Haziran 2021 Çarşamba.





138 görüntüleme