Bir uğultu ekseni
- İlker Cihan Biner
- 3 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
Yazı: İlker Cihan Biner

Yalnızlık, İnanç, Arzular afişi
Hissetmek ve his beslemek; duyumsamak ve etkilenmek, eş zamanlıdır. Her duyumsamada hislerin hissi vardır, kendimizle ilgili her histe başkasının hissi vardır-bir arkadaşlık ve bir yüz. Gerçeklik, ardında neyin mümkün olup olmadığını, neyi yapıp yapamayacağımızı algıladığımız peçedir.
Giorgio Agamben, Ev Alev Alev Yanarken*
Zihinsel yetilerimiz otoportrelerimizi oluşturmamızda etkili.
Bir varoluş imajını hayal etmekten, çizmekten, düşünmekten söz ediyorum.
Böylesine öznelleşen durumlarımızın konumlarını oluştururken senkronik (eş zamanlı) değişiklikler ortaya çıkar. “Ne arıyorum?”, “Ben kimim?”, “Nasıl arzuluyorum?” sorularında yatan sorgulamalar bilinç tartışmalarını beraberinde getirir.
Bu düzlem yetmez. Gezegende yalnız değiliz. İnsanın kendini algılamasında sadece tek başınalığı baz alınamaz.
Pozisyonlarımızı ararken eylemlerimizin kökenleriyle ilgili araştırmalara girişiriz. Beşerî bilimler bu açıdan kaynak olabilir. Canlı-cansız varlıklarla olan ilişkilerimizin kökenlerine iner.
İnsanın kendini belgelemesi, yarattığı çevreler uzun ve meşakkatli bir konu olsa da ağaçların tepesinde yetişmeyiz. Koordinasyonlarla, müşterek olarak varız. Başka bir deyişle, toplumsal varlıklarız. İdrak, algı bu kolektif dokularla büyür, gelişir. Fakat konu sadece gelişimle sınırlı kalmaz.
Yanılabilirlik, değişkenlik, karşıtlıklar da söz konusu. Yaşadığımız toplumsal çevreler hatalar yapar. İdrak, algı düzeyi her zaman şeffaf değildir. Irkçılık, toplumsal cinsiyet, sınıf hiyerarşisi, sömürgecilik yanı başımızda belirebilir. Hatta bu iktidar pratikleri bizlere nötr olarak sunulur. Bu düzenden kopuş eylemleriyle beraber dayanışma, müşterek konumlar ve hatta sanat böyle bir düzlemde doğar. Varlıklarımızın hayatta kalma biçimleri ve estetik nitelikler yaratma iç içedir.
İşte Diyarbakır’daki Rıdvan Kuday Gallery’de 6 Eylül-25 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen Yalnızlık, İnanç, Arzular sergisi insanın yeryüzündeki serüvenini, kolektif yaşayışındaki krizleri ve aynı zamanda yalnızlık sorunsalını parçalar halinde anlatmaya girişiyor. Sergide yer alan sanatçılar (alfabetik sıraya göre) şöyle: Bahattin Eren, Cengiz Tekin, Erkan Özgen, Mahmut Aydın, Mahmut Celayir, Sedat Akdoğan ve Selma Koç. Aynı zamanda Yalnızlık, İnanç, Arzular bir başka sanat eseri dizisine gönderme niteliğinde. Ulrich Seidl’in PARADISE üçlemesinden ilham alan sergi tekil arzular/toplumsal baskılar, kutsal/dünyevi, saflık/sömürü arasındaki kalın çizgileri sorgular konumda. Böylelikle eserlerin ortaya konma biçimlerinin tek bir anlatıya sahip olmadığını anlıyoruz.
Mekâna yayılan çalışmaların her biri kendi içinde özerk. Bu anlamda sesleri/uğultuları, sözleri, inşa ettikleri görüntü alanları var. Galeri mekânı için (eserlerle beraber) mikro-kozmos diyebiliriz. Böyle bir perspektif eserleri tek tek incelemek yerine “müşterek” konumlarını vurgulamakla ilgili.
Mahmut Aydın’ın Ansız Anı IV, Büst, Kahrolası Libido adlı heykelleri, Bahattin Eren’in İsimsiz serisindeki resimleri, Selma Koç’un Geçmiş ile Gelecek Arasında dizisi yaşadığımız çağa dair eleştiriler sunuyor. Öte yandan Erkan Özgen’in Nefes (Breath) video çalışması kent yaşamındaki tekinsizlik girdabını işaret ediyor. Yalnızlık mevzusu bu eserlerde toplumsal yaşamın, düzenin keskin sınırlarını, meta kargaşasını, ikili ilişkilerdeki çıkmazlarda ortaya çıkarır biçimde. Yani eserler çoğul varoluş tarzları yerine nihilizmin yarattığı tıkanıklıklara odaklanıyorlar.
Sedat Akdoğan’ın kağıt üzerine karakalem tekniğiyle işlediği İnsanın Yaşadığı Yer Hakkında… ve Mahmut Celayir’in Kozmik Bahçe 2 isimli eserleri toplumsal hafıza, coğrafyaların dinamizmi, kaotik pozisyonlarıyla beraber kalabalıkların dalgalı hallerine gönderme niteliğinde. Cengiz Tekin Welcome To Naturland (Doğa Alanına Hoşgeldin) video eseri de ekoloji perspektiflerimizi sorgulayan ironiye yer veren bir çalışma.
Yalnızlık, İnanç, Arzu sergisi için “mücadele ediyor” diyebiliriz. Ahlaki yerlere savrulmayan, günün taleplerine sıkışmamış, varoluşu, doğayı, mevcut coğrafyaların krizlerini düşünüyor. Esnek konumuyla tekil ile kolektif olan felsefi ve estetik mevzuları dokuyan sergi bu fikir parıltılarını sahneleyen bir düzlem.
O halde “yalnızlık” çoklu düşünce, “inanç” var olan mevcut sistemleri sorgulama, “arzu” hayatta dinamizm yaratmayla ilişkili. Sergideki estetik formlar ise bir uğultu ekseni yaratarak bu üç ayağı barındıyor.
Agamben’den bir metin ile açılan yazıyı bir Lale Müldür şiiriyle kapatalım:
Nitekim bazen hava
hızla kararır
ağaçlar oraya buraya
savrulur bir rüzgârda
ve bir şimşek ve göksel kendini yazar hiddetle göklere…





Yorumlar